Basit usul vergilendirmenin kapsamını daraltan 10380 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı, 1 Ocak 2026’dan itibaren yürürlüğe girecek. Karara göre, nüfusu 30 bini geçen ilçelerdeki geniş bir esnaf ve zanaatkar grubu gerçek usulden vergilendirilecek. Bu da basit usulden vergilendirmenin sağladığı bazı avantajların kaybı demek.
Vergilendirme mantığı açısından kararın eleştirilecek yanı yok. Vergilendirmede adil olunması, vergilerin doğru harcanması önemli.
Karardan en çok etkilenecek olan gruplardan biri, bireysel olarak ‘‘şehir içi yolcu taşımacılığı yapanlar.’’ Bu tür faaliyetler turizm bölgelerinde yoğun olduğu için etkisinin en çok hissedileceği yerlerin başında Antalya var.
Düzenleme, bağımsız çalışan taşımacıların önemli bir bölümünü piyasadan çekilmek zorunda bırakacak. Bu da rekabetin azalmasına, taşıma ücretlerinin biraz daha yükselmesine yol açacak.
Ancak şöyle yorumlar yapılıyor:
‘‘Antalya’da bugüne kadar bireysel taşımacılar son derece düşük maliyetlerle faaliyet gösterebildi. Kâr marjları yüzde 50–60’a kadar çıkabiliyordu. Bu da bireysel şoförlerin, tur operatörlerine kıyasla yüzde 50’ye varan daha ucuz fiyatlar sunabilmesini sağlıyordu. Yeni sistemle birlikte bu avantaj ortadan kalkacak. Yasal transfer firmaları ise zaten uzun süredir araç yatırımı, sigorta, lisans, personel ve vergi yüküyle çalışıyor.
Bireysel transfer fiyatları yüzde 15–20 artacak. Kayıt dışı ve küçük ölçekli taşımacıların sayısı azalacak, araç sayısı düşse de hizmet kalitesi yükselecek. Fiyat farkı 5–10 euroya inecek. Bu durumda turistlerin, küçük bir fark için sigortasız ve güvencesiz hizmeti tercih etme ihtimali azalacak.’’
Bilerek mi bilmeyerek mi yapılıyor emin değilim ama bu yorumlarda birden fazla yanlış var.
Şöyle ki:
- Bireysel çalışan taşımacılar kayıt dışı değil, kayıtlı olarak iş yapıyor.
- Yolcularını sigortasız taşımıyorlar, çünkü taşımacılıkla ilgili yasalar aracınızın taşıma kapasitesi (yasal koltuk sayısı) kadar sigortayı zorunlu tutar. Sigorta olduğuna göre ‘‘güvencesiz’’ demek de doğru olmuyor.
- ‘‘Hizmet kalitesi yükselecek’’ deniyor, kalite değişmeyecek fiyat yükselecek. Çünkü bu alanda iş yapabilmeniz için aracınızın belli aşın altında, belli donanıma sahip olması şart. Şirket aracı da olsa, birey aracı da olsa kendiniz inip biniyorsunuz. Birinde yolcuyu kucaklayıp ya da sırta alarak, diğerinde itekleyerek indirip bindirmek yok.
Vergi düzenlemesinin dışında, Türkiye Seyahat Acentaları Birliği’nin (TÜRSAB) de sürece dahil olduğu, Antalya Havalimanı’nda yalnızca QR kodla giriş yapılabilen özel bir “transfer alanı” oluşturulması hazırlıklarından söz ediliyor.
Bütün bunlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, seyahat acentelerine çöpsüz üzüm gibi bir piyasa sunuluyor. Az sayıda oldukları, güçlü lobi çalışması yapabildikleri için diledikleri ücretten olmasa da dilediklerine yakın ücretlerle turist taşıyacaklar.
Başta belirttiğim gibi, değişiklik vergilendirme mantığı açısından doğru. Yanlış olan, bir hizmetin tamamen birilerinin insafına bırakılması.
Doğru olan kararın doğru sonuç vermesi için, seyahat şirketlerini dengeleyici başka hizmet sunucularının olması, o doğrultuda tamamlayıcı düzenlemeler yapılması gerekir.
Çok fazla gezdiğimi söyleyemem ama azımsanmayacak deneyimim oldu.
Polonya’da Varşova ile Krakow-Katowiçe, Hırvatistan’da Zagrep ile Split, Almanya’da Düsseldorf ile Frankfurt, Fransa’da Paris Charles de Guella, Macaristan’da Budapeşte Ferenc Liszt, Hollanda’da Amsterdam Schipol ile Eindhoven, İspanya’da Barselona, Çekya’da Prag, Avusturya’da Viyana, Portekiz’de Lizbon (Humberto Delgado) havalimanlarına uçtum.
Bu havalimanlarında otobüs, raylı ulaşım, taksi, über var. Sadece Budapeşte ve Prag havalimanlarının içine kadar raylı sistemle ulaşım yok. İkisinde de kesintisiz sefer yapan otobüslerle birkaç kilometre gidiyor, tren veya tramvaya ulaşıyorsunuz. Seferler öyle taksi ve seyahat acentelerine teslim edilmiş izlenimi veren Antalya Havalimanı’ndaki 45 dakikada ya da saatte bir otobüs, erişimi sınırlı bir tramvay değil. Kimse o alanı tekeline almaya çalışmıyor. Yolcu, parasına, zamanına, keyif anlayışına ve alışkanlıklarına göre birini seçiyor.
Bunlardan Schipol’e gecenin ikisinde üçünde, içinde 7-8 yolcu olan körüklü otobüslerle çok gittim. Antalya Havalimanı’nda ise uçak bileti kadar taksi parası verdiğim çok oldu.
Geçen yıl bir dostum Almanya’dan aradı. Kundu’da bir otelde tatil için paket almışlar. Havalimanından transfer isterlerse 35 euro eklenecekmiş. ‘‘Otobüsle ulaşım yok ama taksiyle 10 euroya gidersiniz’’ dedim; çok şaşırdı.
Antalya Havalimanı’nda taşımacılık kalitesi, toplu taşıma başta olmak üzere seçenekler artırılırsa, rekabet ortamı oluşturulursa yükselir. Mevcut durum, yolcuyu yolucuya tutuvermektir.