İstikrarlı bir kuruluş, 25 yıldır başkanı aynı; Rifat Hisarcıklıoğlu. Ancak ülkedeki olumsuzluklara karşı kamuoyu önünde istikrarlı bir duruş sergilediği söylenemez.‘‘Hür teşebbüsün yasal önderi’’dir, hür teşebbüsün hukukla var olduğunu bilir ama hukuksuzluklar karşısında sessiz kalır.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) iş dünyasının çatı örgütüdür; Türkiye'deki yaklaşık 2 milyon işletmeyi temsil eder. 1950’de kuruldu. Sanayi odaları, ticaret odaları, deniz ticaret odaları, ticaret borsaları TOBB’nin bünyesinde yer alır. Bunların toplamı 365’tir.

2 milyon işletmenin kurucuları, yöneticileri dikkate alındığında TOBB için ‘‘Türkiye’nin kamu kurumu niteliğindeki en büyük sivil toplum kuruluşu’’ demek yanlış olmaz. Bu özelliğiyle iktidarlar nezdinde ciddi yaptırım gücü olan, çok önemli bir baskı grubu. Bünyesindeki odalar ve borsalar aracılığıyla kamuoyunu da önemli ölçüde etkileme gücüne sahip.

Marşı var; ‘‘Tüccar sanayicinin eşsiz eseri/ Şanlı hür teşebbüsün yasal önderi/ Yüce saygınlığıyla yoktur benzeri/ Türkiye Odalar Borsalar Birliği’’ diye başlar, ‘‘Engin tecrübesiyle özdeş olgusu/ Uzman birimleriyle bilge kadrosu/ Üstün çalışmasıyla artar coşkusu/ Türkiye Odalar Borsalar Birliği’’ diye biter.

Üniversitesi var (TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi), eğitimde iddialı.

İstikrarlı bir kuruluş, 25 yıldır başkanı aynı; Rifat Hisarcıklıoğlu. Ancak ülkedeki olumsuzluklara karşı kamuoyu önünde istikrarlı bir duruş sergilediği söylenemez.

‘‘Hür teşebbüsün yasal önderi’’dir, hür teşebbüsün hukukla var olduğunu bilir ama hukuksuzluklar karşısında sessiz kalır.

Planlı üretim olmadan, mali disiplin sağlanmadan finans oyunlarıyla ekonominin düze çıkarılamayacağını bilir ama yukarıya karşı susar, aşağıya ‘‘iyi yoldayız’’ diye seslenir.

TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu son olarak, Antalya Ticaret Borsası’nın öncülüğünde düzenlenen, kendilerinin de destek verdiği Yöresel Ürünler Fuarı YÖREX’in açılışında konuştu.

Gerçekten önemli, öncü bir girişim olan YÖREX hakkında güzel şeyler söyledi. Yöresel ürünlere artan ilgiden, ekonomik değerlerinden, tanıtımlarından, coğrafi işaretle korunup pazarlanmalarından söz etti.

Bir de dedi ki…

‘‘Türkiye'nin yöresel zenginliğinin kıymetinin iyi bilinmesi gerekir. Bu topraklardan çıkan ürünlerin değerini, önce biz bilmeliyiz ki dışarda da bunu pazarlayabilelim. Bakın dünyada çok az coğrafyaya nasip olan, Allah bize müthiş bir ürün çeşitliliği vermiş, yatıp kalkıp şükretmemiz lazım. Tüm bunları zenginliğe dönüştürmek de bizim elimizde.’’

Ancak…

O ürünlerin üretildiği yörelerdeki tehdit ve tehlikeden söz etmedi. Tehlikeleri, tehditleri bilmiyor olamaz.

‘‘Yöresel zenginliğin kıymetini bilelim’’ dedi, ‘‘Kaynaklarını kurutmayalım. Tarım alanlarına kıymayalım, meraları yok etmeyelim. Nehirleri kirletip boğazlamayalım, dağları darma duman edip ovaları toza zehre boğmayalım’’ demedi.

Söyleseydi olumsuzlukları, sesi hem aşağı hem yukarı giderdi, belki birileri dinlerdi. Ne de olsa olumsuzlukların sorumluları Ankara’dan komşuları, örgündeki bazı üyeleri.

Yoksa üreten vatandaş ürünlerin de, o ürünleri veren toprağında kıymetini çok iyi bilir. ‘‘Şükür’’ dersen dilinde tespih. İtilip kakılması, coplanıp gazlanması, yerlerde sürüklenip hapse tıkılması hep o yüzdendir.

[email protected]