İstiklal Marşımız, Mehmet Akif Ersoy tarafından 1921’in şubat ayında yazıldı, 12 Mart 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından milli marş olarak kabul edildi.

Toplam 10 kıta, 41 dizeden (mısra) oluşur. Dokuz kıtası dörder, onuncu kıtası beş dizedir.

Yazıldığı dönem, işgal kuvvetlerinin dört bir yandan saldırdığı, batıdan Anadolu içlerine doğru ilerlediği; payitaht (başkent) İstanbul dahil, işgal edilen yerlerdeki ahalinin malına namusuna tecavüz edildiği, hunharca canına kıyıldığı dönemdir.

Aynı dönemde ihanet hareketleri iç isyanlar vardır. Biri de 1920 sonlarında Konya ve çevresinde yaşanan, 1921’de yinelenmek istenen Delibaş İsyanı’dır.

Kan ve ateş çemberi içinde, ter türden hunharlığın zulmün yaşadığı bir ortam. Dünyada ırk temelli milliyetçiliğin zirveye tırmandığı, sömürgeciliğin dorukta olduğu bir dönem.

Böyle bir dönemde yazılan marşın vurgusu, bu olanlara isyan ve bağımsızlıktır.

Bayrağımızın simgesi olan hilal’in yerine hangi ülke bayrağının simgesini koyarsanız koyun, o ülkenin marşı olabilecek kapsayıcılıkta. Her ülkenin insanlarına işgal, tecavüz ve zulüm karşısında silkinerek ayak kalkma, direniş ruhu, kurtuluş umudu aşısı niteliğinde.

Din açısından bakınca da durum aynı. Hakk; her dinde bir Hakk’ın (yaratıcı güç)varlığına inanılır. Ezan ibadete çağrıdır; her dinde ibadete çağrı yani bir ezan var. Hemen her dinde secde var.

İstiklal Marşını yazan insan da Kur’an’ı tercüme etmiş, İstiklal Marşı üzerinden Arapça şovu yapanları Arapçasıyla eşek sudan gelene kadar dövebilecek yetkinlikte. Arapça olarak da alâsını yazardı.

Bütün bunları düşünmekten aciz beyinler kalkmış, İstiklal Marşı’nın kabulünün yıldönümünde (105’inci yıldönümü), çocuklara İstiklal Marşı’nı Arapça okutarak marşın özüne meydan okuyor.

Başka bir ülkede, örneğin Suudi Arabistan’da okunsa Türkiye Cumhuriyeti’ne bir jest olur, gurur da verir. Ya da İngiltere’de İngilizce, Fransa’da Fransızca…

Bunu Karaman’da, Karamanoğlu Mehmet Bey’in başkentinde yapıyorlar. 1263-1278 yılları arasında hüküm sürmüş, iktidarı boyunca Moğollarla mücadele etmiş, 13 Mayıs 1277'de yayımladığı fermanla Türkçe’yi Anadolu’da resmi dil ilan etmiş olan Mehmet Bey’in başkenti.

Şimdi bu marazlı beyin hareketi, kime karşı bir kalkışma, nasıl bir meydan okuma?

Arapçası tartışılmaz yetkinlikteki Mehmet Akif Ersoy’a mı, Karamanoğlu Mehmet Bey’in 1749 yıl önce yayımladığı fermana mı, Mehmet Bey’in torunlarından yeniden Türkçe’ye dönüşü sağlayan Mustafa Kemal Atatürk’e mi?

İstiklal Marşı direniş demek, umut demek, bağımsızlık ve kurtuluş demek, yan bakana uyarı demek… Bu marş üzerinden Arapça şovu yapılarak bütün bunlar mı reddediliyor?

Konya çevresinde Delibaş İsyanı, Konya’da 1980’de yapılan Kudüs Mitingi’ nin ‘‘şeriat isteriz’’ gösterisine dönüşmesi (ki o gösteride bir kesim İstiklal Marşı okunurken saygı duruşu yerine ayakta lakayıtlık yapmayı bırak, yere oturup protesto etmişti), Karaman’da İstiklal Marşı üzerinden Arapça şovu…

Bu da garip bir silsile. Karşı olunan konu aynı; ‘‘istiklal’’, yani bağımsızlık…’’ Savaşına da, marşına da, yaşam biçimine de anlaşılmaz bir düşmanlık sergileniyor…

Ancak şu unutulmasın: ‘‘İstiklal’’ olmazsa istikbal olmaz