Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile İsrail, İran’ı 28 Şubat’tan beri bombalıyor. Kafa takımı ağır darbe alan İran karşılık vermeye çalışıyor.
Her olayda olduğu gibi, bu savaşta da insanlar insanlığını gösterip ikiye bölündü: Bir yanda saldırıyı onaylayanlar, diğer yanda karşı olanlar.
Onaylayanlar, ‘‘İran’da özgürlükleri kısıtlayıp halkına zulmeden, dünyada gerici-dinci terörü besleyen şer iktidarı olduğunu, bunun yıkılması gerektiğini’’ söylüyor.
Karşı olanlar daha karışık: Bir kesim ‘‘Birleşmiş Milletler kararı olmadan yapılan saldırının uluslar arası hukuka aykırı, bir devletin egemenlik haklarına saldırı’’ olduğunu belirtiyor. Bir kesim de bunu din ekseninde değerlendirip ‘‘İslamiyet’e saldırıldığını’’ iddia ediyor.
Daha geniş bir pencereden bakarsak…
Bu ne bir din savaşı, ne de insanlığın huzurunu kaçıran şeytan avcılığıdır. Düpedüz dünyayı paylaşım kavgasıdır.
Paylaşan kimler?
Dünyanın ve ülkelerin en zenginleri.
Eşitsizlik üzerine çalışmalarıyla tanınan Fransız ekonomist Prof. Dr. Thomas Piketty’nin saptamalarına göre; ‘‘tüm dünyada en yoksul yüzde 50’lik kesimin toplam servet ve gelirden aldığı pay yüzde 2’lerde 3’lerde kalmış. Ülkeler olarak bakıldığında da durum aynı. Avrupa’da 198-90 döneminde yüzde 8’e ulaşmış, orada da yeniden düşmeye başlamış.
Buna karşılık en zengin yüzde 10’luk kesimin toplam servetten aldığı pay, ABD’de yüzde 70’lerde, Avrupa’da yüzde 50-60 arasında. ABD’de en zengin yüzde 10’luk kesimin toplam serveti, yoksulları oluşturan yüzde 50’lik kesimin toplam servetinin 500 katı.’’
Bu oran en zengin 10’un içindeki ilk yüzde 1’lik kesim dikkate alındığında çok daha vahim.
Devletlere tek tek bakıldığında da durum aynı. ABD’nin en zengini birkaç yüz milyar dolar, Türkiye’nin en zengini 3-5 milyar dolarlık servete sahip. Ama en yoksul yüzde 50’lik kesimin payıyla, en zengin yüzde 10’luk kesim kıyaslandığında oran değişmiyor.
İnsanlık zenginlik üretiyor ama adil paylaşım yerine o zenginliğe her zaman dar bir kesim el koyuyor.
Paylaşımda anlaşmazlık çıkarsa, gücü yeten yetene.
Hep ‘‘daha fazla üretim, daha fazla tüketim, daha fazla birikim’’ üzerine kurgulanmış olan sistemin arızası bu.
Özetle…
Tarihe bakıldığında da tüm savaşların, tüm iç ve dış huzursuzlukların temelinde, üretilen zenginliğin paylaşılmak yerine mülkiyet olarak özel sahipliklerde biriktirilmesi yatar.
O nedenledir ki, birbirinin selefi ve halefi olan semavi dinler (Yahudilik, Hristiyanlık, İslamiyet – Musevilik, İsevilik, Muhammedilik), biriktirmeyi yasaklayıp günah saymış, paylaşarak dayanışmayı öğütlemiştir.
Bunu ya da bir başka savaşı ‘‘din savaşı’’ olarak görmek, her şeyden önce dinlere, hele de o dinlerin müjdecisi olan peygamberlere hakarettir.
Nasıl ki ülkelerin içinde adil olmayan paylaşım varsa, ülkeler arasında da durum aynıdır. Nasıl ki ülkelerde egemen kesimler gerektiğinde güç kullanarak diğer kesimleri baskılayıp zenginlikten aslan payını kapıyorsa, ülkeler arasında olup biten de budur.
‘‘Savaşlar sona ersin, insanlık huzur bulsun’’ deniyorsa, bunun yolu küresel düzeyde yeniden dağıtım-paylaşım, mülkiyeti sınırlamak, savaşlara sarf edilen enerjiyi temel hak ve özgürlükler temelinde güvenliğe harcamaktır.