8 Mart Dünya Kadınlar Günü (International Women’s Day), kutlanabilen ülkelerde bir kez daha kutlandı. Bazılarında olabildiğince özgürlük içinde, bazılarında izin verildiği ölçüde.

Aslında ‘‘kutlama’’ değil de ‘‘meydanlara inmek’’ daha doğru söylem oluyor. Çünkü meydanlarda eğlence değil haykırış vardı. Eğlenceler bile haykırıştı, isyandı. Gülmesine, konuşmasına, oturup kalkmasına, kılığına kıyafetine, doğurup doğurmamasına; hatta yaşamasına karar veren erkek hükümranlığına isyan…

Hollanda’nın başkenti Amsterdam, bu özel günde kadınların en yüksek katılımla, en yüksek perdeden, en geniş özgürlüklerle haykırdıkları şehirlerden biri oldu.

Amsterdam’daki Dünya Kadınlar Günü etkinliği, kentin kalbi sayılan ünlü Dam Meydanı’nda, cinayet kurbanı kadınları anma töreniyle başladı. Kentin bir başka ünlü meydanı Museumplein'a kadar yapılan ‘‘Feminist Yürüyüş’’le sona erdi.

Hollanda medyasında ve sosyal medyada günler öncesinden duyurulan Dam Meydanı’ndaki Dünya Kadınlar Günü etkinliklerine, açıklamalara göre 15 ila 20 bin arasında insan katıldı. Meydan, mor, yeşil, beyaz renk harmanına dönüştü. (Bu renkler Dünya Kadınlar günün renkleri. Mor adalet ve saygınlığı, yeşil umudu, beyaz saflık ve doğruluğu simgeliyor.)

Bu yılın teması ‘savaş ve kadınlar’

Etkinlik, kırmızı topuklu ayakkabılar arasında cinayet kurbanı kadınların isimlerinin okunmasıyla başladı. Kırmızı topuklu ayakkabılar, sadece kadın oldukları için öldürülen kadınları temsil ediyor. Kurbanların yaşları, bazılarının hamilelik süreleri de belirtildi. Sonra konuşmalar yapıldı.

Afgan-Hollandalı avukat Sahar Shirzad, etkinliğe katılanları bir dakikalık saygı duruşunda bulunmaya çağırdı. Shirzad, "Sudan'da savaş silahı olarak tecavüze uğrayıp öldürülen kadınlar için. Filistin'de yıkıntılar arasında aileleri için iftar hazırlayan kadınlar için. Beyrut'ta her şeyi bir günde geride bırakıp tekrar yerinden edilen anneler için. Kongo'da kaçırılıp bir daha bulunamayan kadınlar için. Ve ayrıca İran'da defterleri ellerinde ölen yüzden fazla kız çocuğunu da düşünün" dedi.

Anma töreninin ardından, Dam Meydanı'ndan Museumplein'e ‘‘Feminist Yürüyüş’’ başladı. Dolle Mina's, FNV sendikası ve Uluslararası Af Örgütü gibi çeşitli kar amacı gütmeyen kuruluşların organize ettiği dilen bu yürüyüşe yine binlerce kişi katıldı, çevreden de binlerce kişi yürüyüşçülere destek verdi.

Bu yılın teması savaş şiddeti ve bunun kadınlar üzerindeki etkisiydi. Yürüyüş boyunca, hem bu doğrultuda hem de katılan gruplar kendi kimliklerini yansıtan pankartlar taşıdı, sloganlar attı, marşlar, şarkılar söyledi, bildiriler dağıttı.

Meydanda renkli ortam

Rijksmuseum, Van Gogh Müzesi, Stedelijk Museum, Moco Museum, Elmas Müzesi (Diamond Museum) ile çevrili meydanda yürüyüş sona erdi.

Yürüş boyunca olduğu gibi Museumplein'de de renkli bir ortam vardı. Hemen her grup sloganlar, pankartlar, müzik, dans ve başkaca eylemler ortaya koyarak dert edindiği sorunları dile getirdi.

La Batuta grubu her eylemde olduğu gibi yine dans ve müzikleriyle protestodaydı. Genç sosyalistler ‘‘Socialisme breekt het patriarchaat (Sosyalizm ataerkilliği kırar)’’ afişiyle dikkati çekti.

Yürüş boyunca ve meydanlardaki etkinliklerde çok sayıda polis de vardı ama pankart ya da slogan denetimi yoktu. Onlar sadece güvenliği sağladı.

Yürüş sırasında bir noktada, kürtaj karşıtı 5-6 kişilik bir grubun protestosu oldu. Polisler o grubu çembere alarak korudu. Onlar da birkaç slogan atıp gitti.