"...Pep Guardiola diye bir kişi varmış, savaşı konuşuyor, kınıyormuş. Bir İspanyol siyasetçi sandım, meğer Manchester City’nin teknik direktörüymüş. İlginç! Ünlü bir futbol adamı, uzmanı olmadığı bir konuda değerlendirmeler yapıyor, daha doğrusu ahlaki tutum sergiliyor. İspanya kökenli bir futbol adamı, Filistin’e, İran’da savaşa neden bu kadar ilgi göstersin?Utanmak geçmişte kaldı, kınasak mı acaba?..." İktisatçı Şükrü Erdem yazdı.


İran’da savaş ekonomiyi nasıl etkileyecek? Bu soruyu ele almak; enerji, enflasyon, döviz rezervi, turizm, riskler, fırsatlar konusunda yazmak iyi olurdu.
Bunun tersine, savaş İranlıları, insanları, yoksulları nasıl etkiliyor, bu savaşa, savaşlara karşı ne yapılabilir sorularını sorup, yazmak gerekir mi? Gereksiz gibi? Nasıl olsa biliniyor? Zaten bizim dışımızda, uzman da değiliz, biz ne yapabiliriz ki? Öyle değil mi?
Pep Guardiola diye bir kişi varmış, savaşı konuşuyor, kınıyormuş. Bir İspanyol siyasetçi sandım, meğer Manchester City’nin teknik direktörüymüş. İlginç! Ünlü bir futbol adamı, uzmanı olmadığı bir konuda değerlendirmeler yapıyor, daha doğrusu ahlaki tutum sergiliyor. İspanya kökenli bir futbol adamı, Filistin’e, İran’da savaşa neden bu kadar ilgi göstersin?
Utanmak geçmişte kaldı, kınasak mı acaba?
Son günlerde medyamızda entelektüel kavramı yoğun biçimde kullanıldı. Entelektüel, on yıllarca bazen konuşup, bir türlü içselleştiremediğimiz kavramlardan birisi.
Guardiola’nın konuşmaları, bana bir entelektüel olduğunu düşündürdü, çünkü evrensel ve ahlaki bir tutum sergiliyor, kendi iş alanı dışına çıkıyor, kendi çıkarını göz ardı ederek, Kantçı ahlak örneğiyle, evrensel bilgi ve konumlanmayla konuşuyor.

Merhum Kemal Özmen hoca şöyle yazmıştı: “Entelektüel, modernizmin (sanayileşmeyle doğan yeni kent vizyonu, kültürü, insanı, değerleri) doğurduğu bir kavramdır. Sartre, “entelektüel”i, “kendisini ilgilendirmeyen konulara karışan” olarak tanımlar ve “entelektüel”e haksızlıklar karşısında, sessiz kalmama sorumluluğu yükler. Camus’nün entelektüeli ise, daha çok “etik değerler” adına sorumluluk taşıyan, tavır koyandır”.

Pep Guardiola, gördüğüm kadarıyla, bu tanıma uyan bir kişi.

Büyük Orta Doğu haritasını ilk gördüğümde, saçmalık demiştim. İran’ın ve Orta Doğu’nun bu duruma gelmesinde en az 1970’den bu yana emeğimiz, katkımız var görünüyor ve katkımız artıyor gibi. Bir ülkenin, bir bölgenin insanını, o ülkenin, o bölgenin insanıyla, kültürüyle, taşıyla, toprağıyla vurabilmek çok ustaca bir iş.

Orta Doğu ve Türkiye tarihinin taşları o dönemlerden bugüne döşenip dururken, biz bunun hem nesnesi hem öznesi olduk, bunun yerine ikide bir entelektüelin ne olduğunu tartışıp durduk. Daha çok tartışacağız, çünkü elimizde fazla somut örneği olmadı, toplum ve sistem gereksinim duymadı, kalanları ve olanları da çeşitli biçimlerde görünmez kıldık.

İyisi mi biz, savaşın bazen nesnesi, bazen öznesi olduğumuzu görmeden, etkilerini konuşmaya ve tahmin etmeye devam edelim. Böylece hem işimizi daha iyi yaparız hem de tarihi daha kolay yazarız. Aradan zaman geçer, entelektüel nedir sorusunu tekrar tartışma keyfini de kaçırmamış oluruz.