İnsanoğlunun yaşadığı her şey tarihini de oluşturur, farkında olan kim? TARİH öyle sıradan sayılabilecek bir şey değildir. Tıpkı yaşam gibi. Kişinin sıradanlaşması, olayları ve yaşananları sıradanlaştırmamalı.

Sıradanlaşmanın, sıradan olmanın özelliği, bilgi ve bilinç kaybı yaşanmasıdır. Bir şeylerin "öylesine" kabul edilmeye başlanmasıdır.

Dün "12 Mart Faşist Darbesi'nin" 55'inci yıl dönümüydü. Bir cuma sabahı başlayan acı, elli beş yıldır duyarlı, bağrı yanık ve inançlı insanların yüreklerini yaka yaka yaşanmaktadır.

Bu ülkede 12 Mart 1971 sabahı sadece Başbakan Süleyman Demirel başbakanlıktan istifa edip yerine sivil görünümlü bir askerî hükümet gelmedi; o cuma sabahı ülkenin aydınlık ve bağımsız geleceğinin üzerine, sabah ezanından önce cenaze namazı kılındı.

Pek haber bültenlerinde görülmedi ama birçok büyük şehir ve ilçenin meydanlarında solcu, yurtsever gençler protesto gösterisi yapmışlardır. Belki de ülkenin bu en soğuk gün ve gecelerinde, kodeslerde tir tir titreyerek mahkemeye çıkarılmayı bekleyenler vardır.

Sanal ortamda ise olayın bilinçli farkındalığını yaşayanların satırlar dolusu feryatları ile "boş geçmeyelim" diyenlerin suya tirit paylaşımları... Elbette ki her ikisini de aynı kefeye koymadan, aradaki farkı da fark ettirmeden geçmeyelim isterim.

Sonra, bugün ne?

"13 Mart"... Evet, 13 Mart 2016, Ankara'da kanlı bir pazar günü. Öğle saatlerinde başlayan toplantı/konferans bitmiş, arkadaşlar ile Mülkiyelilerde bir çay-kahve içip konferansı tartıştıktan sonra hepimiz evlerimize dağılmıştık.

Kızılay'da araç park sorunu var diye evden dolmuş ile gelmiştim. O sıralar haber bültenlerini önemsiyor ve saat 19.00 haberlerini izlemek üzere eve de yeni gelmiştim.

Haberler öncesi, Kızılay Meydanı'na yakın ve meydana bakan televizyon kanallarının muhabirleri canlı yayında: "Kızılay-Güvenpark otobüs duraklarında" bir bombalı saldırıdan söz ediyorlardı.

Saat 18.45'te Ankara'da Güvenpark-Kızılay otobüs duraklarına canlı bomba saldırısı yapıldığı; 2'si saldırgan olmak üzere 38 yurttaşın yaşamını kaybettiği, 19'u ağır 125 kişinin de yaralandığı duyuruluyordu.

Sonrası, günlerce kan izleri çıkmadığı için o bölge şerit ile ayrılmış, oradan geçiş yasaklanmış ve insanların her geçişte yürekleri yanmıştı.

Ne zaman yolum Bakanlıklardan Kızılay yönüne düşerse mutlaka geçerken gözüm o köşeye takılır; Güvenpark'ta el ele tutuşmuş, sarmaş dolaş otobüs beklerken öpüşen masum genç çocukları görürüm.

Ülkeyi yönetenler; iktidar ya da muhalefet, yerel yönetimler ya da genel yönetim-hükümet fark etmeksizin, yetişen çocuklara "YURTTAŞLIK BİLİNCİNİ" vermedikleri sürece yaşanan, yaşandığı yerde kalır ve olan, olanın canını acıtırken "ateş, sadece düştüğü yeri yakmaya" devam eder.

İşte sıradanlaşma ya da sıradanlaştırma böyle başlar.

Bugünler neler vardır bilemem ama belki de diyeceklerime de muhtaç olabiliriz; sebep hep aynı: bir sonrasını görememek.

Tarihte, ülkenin kaderini değiştirecek çok sıradanmış gibi bir olay yaşanıyor; hem de taa 1899'da. Anasının, babasının Mustafa'sı; öğretmeninin Mustafa Kemal'i, "1283" yaka numarasıyla Kara Harp Okulu'nun piyade sınıfına kayıt olur. "Mustafa Kemal Paşa" olmanın ilk adımlarından birisi de bu kayıt ve kayıt tarihi ile başlar.

Eğer hâlâ içerik değiştirilmedi ise, ilkokulda ezberletilen dayısının tarlasında "karga kovalayan Mustafa"dan daha mı önemsizdir bu olay?

Bu ve benzer örnekler eğitimin sıradanlaştırılması değil midir?

Bazı günlerde sanal ortamın silahşörlerinin, televizyonların sanal hipnozcularının ilk akıl hocası kimdir ve ne zaman bu göreve gelmiştir bilir misiniz? Bakın, o da çok garip.

Çoğu kişinin dilinden düşürmediği o ünlü Dr. Paul Joseph Goebbels de 13 Mart 1933'te Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı olmuştur.

Memleketim için de bir bilgi olsun: Antalya-Korkuteli'nin adını aldığı, benim köyümde de bir mağaraya sığınarak bir süre yaşayan ve Teke Beyliği'nin yazlık otağı (başkenti) TEKE iken, Osmanlı kayıtlarına Sultan Korkut'un yaşadığı yer olarak kutsanması ile o dönem OSMANHALİFELER (Osmanlı nüfus sayım belgeleri), Cumhuriyet döneminde de OSMANKALFALAR olarak anılan; Sultan II. Bayezid'in oğlu Şehzade Korkut'un da boğazlanarak öldürüldüğü gün 13 Mart 1513'tür.

Bu toprakların acılarını bilen, duyan ve yaşayanlarda 12 ve 13 Martlar da hep bir başka hüzünlüdür.

Sıradanlaşmaya direnenlere selam olsun!..