"...Ulus, yani nation, sanayi toplumunun sosyal ve politik düzeniydi. Bu sosyal kriz aynı zamanda “ulusun krizi”dir. Uluslara tehdit dışarıdan değil, içeriden geliyor. Tıpkı keskin sirke gibi...."

Kriz, durma, kesinti anlamına gelir. Ekonomik kriz, üretimde, ödemelerde ani düşüş, kesintidir. Politik kriz politik sistemin işlevini yitirmesidir (demokrasi dışı tüm sistemler politik kriz sayılabilir). Sosyal kriz ise toplumda uyum ve düzenin bozulması, ortak değerlerin, davranış kurallarının yitirilmesi, toplumsal kurumların işlevsizleşmesi, belirsizlik, güvensizlik, “meşruiyetin” kaybıdır.

İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşadığımız en büyük eşitsizlik ve kutuplaşma durumu, mutlak ve göreli yoksullaşma, politik ve yargısal işlevsizlik ve eşitsizlik artışıyla birlikte sosyal krizi kapımıza getirdi.

Günlük yaşamda sürekli konuşulan, görülen olaylar (akıl dışı olayların sıradanlaşması, “hukuk” ve “vicdan” arayışı, “çocuklarda şiddet eğilimi”, “çeteler”, yalanın bu kadar kolaylaşması) bir sosyal kriz, “anomi” durumudur.

Kuralsızlaşma, hukukun, kurumlara güvenin, normun, değer ve anlamın yitirilmesi, “ahlaki parçalanma” durumunu ciddiye almak gerekir. Konunun anlaşılması ve ciddiye alınması için kriz ve anomi gibi yabancı sözcükler yerine “çürüme”, “çöküş”, “bozulma” gibi sözcükler de kullanılabilir.

Ulus, yani nation, sanayi toplumunun sosyal ve politik düzeniydi. Bu sosyal kriz aynı zamanda “ulusun krizi”dir. Uluslara tehdit dışarıdan değil, içeriden geliyor. Tıpkı keskin sirke gibi.