Sosyal medyada karşıma çıktığında, yurt dışında yaşadığım yıllar boyunca her defasında dilimin ucuna gelip bir türlü karşılığını bulamadığım o iki kelimeyi hatırladım: “Kolay gelsin.”

İsabelle Dumont, Fransa’nın Türkiye Büyükelçisi ve Sibylle Katharina Song, Almanya’nın Türkiye Büyükelçisi… İkisi de çok iyi Türkçe konuşuyor. Dahası, Türkçedeki bu iki kelimeye hayranlar. Çünkü kendi dillerinde, tam karşılığı olan bir ifade yok. Bundan da içtenlikle yakınıyorlar.

“Kolay gelsin” elbette yalın ve sıradan iki kelime değildir.
Kelimeler, tanımlar ve kalıplar; her dilin, o dili konuşan toplumun kültürel aynasıdır.

Bana göre “kolay gelsin”, bizim toplumumuzun empati barometresidir.

Bugünlerde Almanya’dayım. Evlerinin önündeki kaldırımlarda kar temizleyen insanları gördüğümde, dilimin ucuna gelen bu güzel temenniyi söyleyememenin eksikliğini hissediyorum. Onun yerine ancak “iyi günler” diyerek selam verebiliyorum. Oysa içimden geçen bambaşka.

Geçen yıl Mısır’da tatildeyken, otelin bahçıvanlarına “kolay gelsin” demek istedim. Sözlüğe baktım. Onlar kolaylığı sağlıkla ilişkilendirmişler:
“Ya‘tikel afiye” diyorlar.
Yani: “Sana sağlık versin.”

Böylece anladım ki, bu ifade ne sadece dile özgü ne de dinsel bir kökenden geliyor. Aslında insanın insana duyduğu eşduyumun bir yansıması.

Empati; Yunancadaki empatheia kökünden gelir. Türkçede “eşduyum” ya da “duygudaşlık” olarak karşılanır. Felsefe ise insan yaşamını anlamlandırmanın temel koşullarından birinin empati olduğunu söyler.

Empati; etik, ahlak ve yaşam felsefesinde merkezi bir kavramdır.
İnsanın insanla olduğu kadar, doğayla kurduğu ilişkinin de özüdür.

Hizmet sektörü içinde yer alan turizmde, misafir ile hizmeti sunan birey arasındaki ilişki empati boyutuna ulaştığında hoşgörü taçlanır. Yoğun emek gerektiren bu sektörde çalışanlar, misafirlerden olduğu kadar yöneticilerden de empati bekler.

Diğer yandan hizmet sektöründe empati; müşterinin yerine kendini koymak, onun duygularını ve ihtiyaçlarını anlamak, yargılamadan dinlemek ve bunu hissettirerek daha iyi hizmet sunmaktır. Bu yaklaşım müşteri memnuniyetini ve bağlılığını artırırken, iş yerinde de pozitif bir atmosfer yaratır.

Günümüzde turizm sektörünün en büyük sorunlarının başında personel gelmektedir. İnsan kaynakları bölümleri nitelikli personel bulmakta zorlanıyor. Bu, yalnızca Türkiye’nin değil, tüm dünyanın büyüyen bir sorunu.

Çözüm yolları çok. En kalıcı olanı ise personele eğitim ve yatırım yapmak.
Ama bu işin olmazsa olmazı, bütün sistemin harcı olan şeydir:

Empati.

Ve belki de bu yüzden, iki büyükelçinin favori Türkçe ifadesi aynıdır:

“Kolay gelsin.”

Fransa Büyükelçisi Isabelle Dumont şöyle diyor:
“Fransa’ya gittiğimde bazen tuhaf hissediyorum. Sokakta çalışan bir insana ‘kolay gelsin’ demek istiyorum ama diyemiyorum.”

Almanya Büyükelçisi Sibylle Katharina Song ise durumu daha da çarpıcı özetliyor:
“Bu iki kelimede, dünyayı ve hayatı nasıl gördüğünüze dair bütün bir hikâye var. Almanca’da, zor şartlarda çalışan birine ‘kolay gelsin’ deme fikri kimsenin aklına gelmez.”

Belki de mesele tam olarak budur.
Bir dilin içine sığan iki kelime, bazen bir toplumun dünyaya bakışını anlatmaya yeter.

Kolay gelsin.