Turizm sektörü trend üretmeyi sever ama her trend kalıcı olmaz.
Bazıları geçip gider, bazıları ise bir dönemi tanımlar. Adult Only işte bu ikinci grupta yer alıyor. Bitmedi, bitmiyor; aksine hâlâ son derece revaçta. Gürültüsüzlük, sakinlik ve konfor arayan yetişkin gezgin için Adult Only hâlâ güçlü bir karşılık.
Ancak dünya değişiyor.
Ve turizm de bu değişimi yakından izliyor.
Son dönemde yükselen yeni kavramın adı Solo Happiness. Adult Only’in rakibi değil; tam tersine, onun doğal kardeşi. Çünkü yeni gezgin profili artık sadece sessizlik değil, seçme özgürlüğü istiyor. İsterse yalnız kalmak, isterse sosyalleşmek… Ama bunu kendi ritminde yapmak.
Yalnız seyahat edenlerin sayısı hızla artıyor. Büyük tur operatörlerinin verileri, her dokuz misafirden birinin artık tek başına tatile çıktığını gösteriyor. Bu, niş bir talep değil; ana akımın ta kendisi. Ancak burada önemli bir ayrım var: Tek başına seyahat etmek başka, tatilde yalnız kalmak başka.
Yeni gezgin şunu söylüyor:
“Tek geldim ama yalnız hissetmek zorunda değilim.”
İşte Solo Happiness tam da bu cümle üzerine inşa ediliyor.
Sektör bunu nasıl çözüyor?
Yüksek sesli animasyonlarla değil, zoraki oyunlarla hiç değil. Daha kibar, daha Avrupai, daha doğal bir yöntemle… Ortak akşam yemekleri, spor ve gastronomi etkinlikleri, şarap tadımları, temalı geziler ve gönüllülük esasına dayalı buluşmalarla. Tatil, bir “oda + açık büfe” paketinden çıkıp, kontrollü bir topluluk deneyimine dönüşüyor.
Kimse kimseye arkadaş ol demiyor.
Ama yalnız kalmak da kader olmaktan çıkıyor.
Ama ben bu yeni yaklaşımı biraz ironik ama yerinde bir ifadeyle tanımlıyorum: Çöpçatan turizmi.
Sessiz, baskısız, kibar bir çöpçatanlık…

Adult Only tesisler bu noktada yeni bir eşikten geçiyor. Artık soru şu:
Misafir sadece sessizlik mi istiyor, yoksa sessizliğin içinde paylaşım mı?
Çünkü Adult Only hâlâ güçlü ama tek başına yeterli değil. Solo seyahat eden misafirlerin önemli bir bölümü bu tesisleri tercih ediyor; ancak “çiftler oteli” hissi, sosyalleşme bariyerleri ve yalnızlık algısı doğru yönetilmezse, talep hızla başka yerlere kayabiliyor.
Bu dönüşümü en net okuyanlardan biri pazar lideri TUI. TUI, yalnız seyahat edenlere özel uyarlanmış otel portföyü ve “Solo Haftaları” konseptiyle açık bir mesaj veriyor: Tek başına gel, yalnız kalma.
Bu yaklaşımın Türkiye ayağı da son derece anlamlı. Nisan ayında Antalya’da, Türk Rivierası’nda Magic Life Beldibi, Solo Haftaları kapsamında programlanıyor. İklimi, tesis altyapısı, açık alanları ve fiyat/performans dengesiyle Antalya, Solo Happiness için adeta doğal bir laboratuvar.
Ancak bütün bu parlak konseptlerin önünde hâlâ tek bir büyük engel duruyor: Tek oda farkı.
Bugün birçok tesiste tek başına gelen misafir, neredeyse iki kişi kadar ödeme yapıyor. Bu da yalnız seyahati pahalı bir tercihe dönüştürüyor. Oysa Solo Happiness gerçekten sürdürülebilir olacaksa, tek oda farkı politikaları yeniden düşünülmeli. Aksi hâlde isim güzel, deneyim eksik kalır.
Türkiye için burada ciddi bir fırsat var. Doğru okunduğunda Solo Happiness; sezonu uzatır, nitelikli misafir çeker, geliri artırır ve Adult Only tesisleri genç tutar. Yanlış okunduğunda ise solo gelen misafir yalnız gider ve bir daha gelmez.
Turizm artık sadece yatak satmıyor.
Duygu satıyor, temas satıyor, hikâye satıyor.
Adult Only hâlâ sahnede.
Ama artık yanında bir kardeşi var.
Adult Only’e kardeş geldi.
Adını ben koydum Solo Happiness. Potansiyeli bol olsun!
Yalnız değilsin, sadece özgürsün