Berlin’de düzenlenen Berlin Uluslararası Film Festivali’nde Türk sinemasının elde ettiği başarı, sadece sanat dünyasının değil, Türkiye’nin uluslararası imajının da yeniden düşünülmesini gerektiriyor.

İlker Çatak’ın Altın Ayı ile, Emin Alper’in Gümüş Ayı ile onurlandırılması; estetik bir takdirin ötesinde, Türkiye’nin kültürel üretim kapasitesinin küresel ölçekte kabul gördüğünün göstergesidir. Ancak ödül alan filmlerin içerdiği siyasal eleştiriler ve törende yapılan özgürlük vurguları, başarı ile imaj arasındaki ilişkiyi daha derin bir zeminde tartışmayı zorunlu kılıyor.

Bir ülkenin kültürel gücü, yalnızca parlak vitrinlerden ibaret değildir. Asıl güç, toplumun kendini ifade edebilme cesaretinde ve sanatın özgürce nefes alabilmesinde yatar. Eleştirel sinema üretebilen bir ülke, aslında düşünsel dinamizmini dünyaya ilan eder. Kültür alanında özgürlük, zayıflık değil; özgüven göstergesidir. Berlin’de ödül alan filmlerin temaları, bazı kesimler tarafından “ülke imajı zarar görür mü?” sorusuyla karşılandı. Oysa uluslararası kamuoyu için asıl güven unsuru, eleştirinin varlığıdır. Baskı iddialarından daha çok, eleştiriye verilen tepki algıyı belirler.

Turizm açısından bakıldığında mesele daha da nettir. Turist yalnızca deniz, kum ve güneş satın almaz. Bir ülkenin atmosferini, toplumsal ruh halini ve özgüvenini de satın alır. Özellikle Avrupa pazarında üst gelir grubuna hitap eden destinasyonlar, kültürel özgürlük ve entelektüel canlılıkla birlikte anılır. Yaratıcı endüstrilerde güçlü olan ülkeler, turizmde de güçlüdür. Çünkü kültür, destinasyon markasının görünmeyen ama en etkili bileşenidir.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yurtdışına pazarlanan Türk dizilerine destek verme kararı bu anlamda stratejik bir adımdır. Türk dizileri son yıllarda Türkiye’nin yumuşak gücünü artırmış, geniş coğrafyalarda duygusal bağ oluşturmuştur. Ancak sinema, dizi, edebiyat, çağdaş sanat ve arkeoloji birbirinden kopuk ilerlerse bütüncül bir ülke hikâyesi oluşmaz. Türkiye’nin anlatısı tek boyutlu değil; çok katmanlı olmalıdır. Göbeklitepe’den çağdaş sinemaya, Antalya’daki bir festivalden İstanbul’daki bir bienale uzanan geniş bir kültürel yelpaze aynı özgür ve üretken çerçevede sunulmalıdır.

Turizmde güven, yalnızca güvenlik raporlarıyla sağlanmaz. Hukuki öngörülebilirlik, ifade özgürlüğü algısı ve toplumsal istikrar; destinasyon tercihinde giderek daha belirleyici hale gelmektedir. Berlin’de kazanılan ödüller, doğru yönetilirse Türkiye’nin eleştirel düşünebilen, üretebilen ve dünya ile entelektüel bağ kurabilen bir ülke olduğunu gösterebilir. Savunmacı bir dil ise bu fırsatı zayıflatır.

Bugün Türkiye’nin önünde iki seçenek vardır. Ya kültürel başarıyı temkinli bir sessizlikle geçiştirecek ya da bunu özgüvenle sahiplenerek ülke markasının parçası haline getirecektir. Kültürel çeşitliliği ve eleştirel üretimi tehdit değil, dinamizm göstergesi olarak konumlandırmak; uzun vadede yüksek gelirli turistin, nitelikli yatırımcının ve uluslararası iş birliklerinin önünü açar.

Sonuç açıktır: Özgür ve güçlü bir kültürel ortam, güçlü bir turizm ülkesi demektir. Çünkü turizm, yalnızca coğrafyanın değil, zihinsel iklimin de satışıdır. Eğer o iklim özgür, üretken ve dinamikse; destinasyon markası kalıcı ve güvenilir olur.

Whatsapp Image 2026 02 23 At 17.48.00