‘‘Antalyamıza büyük geçmiş olsun’’ diyeceğim ama geçmeyeceğini biliyorum.
Memlekette ne olup bittiğine şöyle bir bakayım dedim. ‘‘Gine haber gelmiş dostun ilinden’’ hesabı; yine yağmur yağmış, dereler taşmış, yerleşim yerlerinde yollar, çevrede tarlalar göl olmuş. Yol çökmüş, evleri iş yerlerini su basmış. Yine bağırış çağırış, feryat figan…
Yılda birkaç kere yazılıp çizilen, ‘‘tıpkı basım’’ denilebilecek haberler.
Önemsiz mi? Değil!
Önemli, hem de çok önemli.
Yine büyük hasar, zarar var.
Son haberlerde görmedim ama çoğu zaman hem maldan, hem candan gidiyor bu afetlerde.
Konu aynı, sorun aynı, yer aynı. Sorunun nedeni olarak gösterilen şiddetli yağışta düşen damla miktarı bile aynı.
Bir önceki yağışa bağlı afet haberini alıp tarihlerini değiştirsen, haberi yeniden yazman gerekmiyor; metin bile aynı.
‘‘Şiddetli’’ diye verilen yağmurlarda, metrekareye 100 ila 200 kilogram arası yağış düşüyor.
Aynı yörelerde dereler taşıyor, aynı yörelerde seralar sulara gömülüp ekili alanlar göle dönüşüyor. Şehirlerde aynı caddeler nehirleşip geçitler geçilmez oluyor. Botlarla insanlar kurtarılıyor.
Nasıl oluyor da bu kısır döngüden çıkılamıyor?
Bizim pencerelere her yıl birkaç kumru yuva yapar. Eskiler, yavrularını çıkarıp güvenle uçurdukları, korunaklı yerler yumurtalarını bırakır. O yuva yerlerini de kolay kolay terk etmezler.
Yeniler gözlerine kestirdikleri noktalara çöpler yığıp yumurtalarını bırakırlar. Ancak bu yuva yerlerinden bazıları şiddetli rüzgara, başka bazı hayvanların saldırılarına karşı korunaksız çıkar. Fırtına ile yuva dağılıp yumurtalar düşer. Ya da başka hayvanlar yumurtaları çalar.
Yuvaları zarar gören kumrular, bir daha aynı yere yuva yapmaz.
Haberleri okurken, bu gözlemimi anımsadım.
Kuş kuş iken, beyni ile dalga geçilirken aynı hatayı iki kere yapmıyor.
‘‘Düşünebilmekle, akıllı olmakla’’ övünen insan, aynı yerlerde, aynı nedenlerle, aynı türden olumsuz olayları nasıl ve niye yaşıyor? Hem de bazen yılda birkaç kere.
‘‘Antalyamıza büyük geçmiş olsun’’ diyeceğim ama geçmeyeceğini biliyorum.
Geçmesi için zihniyetin değişmesi, çalmaktan vazgeçilmesi gerekiyor. Yerleşim planlarken doğanın payından; yol yaparken malzemeden, gider (rögar) sayısı ile boru çapından; arsa üretmek, tarla büyütmek için dere yatağından, derenin taşkın alanından çalınmayacak.
Hatta…
Ne olur ne olmaz! Şimdiye kadar görülmemiş yağışlar gelebilir, rüzgarlar esebilir diye doğaya karşı biraz cömert olunacak…
Yoksa…
Sezen Aksu şarkısındaki gibi devam eder: ‘‘Ben sana tutsak, sen bana yasak/ Gel günahlarla, korkularla gel/ Ben çırılçıplak…’’