Yılbaşı etrafında her yıl yeniden alevlenen tartışmalar, aslında kutlamanın ne olduğu ve neden ihtiyaç duyulduğu sorusunu da beraberinde getiriyor. Akdeniz Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Rekreasyon Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Faik Ardahan ile kutlamanın bireysel ve toplumsal anlamını, yılbaşı tartışmalarının kültürel arka planını ve birlikte eğlenme kültürünü konuştuk.

- Neden kutlama yaparız, kutlamaya neden ihtiyaç duyarız?

Kişinin kendi geçmişiyle olan anlamlı bağını sürdürme çabasıdır. Geçmişteki olumlu, motive edici ve pozitif olayları ve unutulmaması gereken, belki bir kere daha tekrar etmeyen pozitif olayları yaşamın içerisinde sürekli hatırlayacak anlamlı bağlar kurmaktır. Kişinin ya da toplumun ya da devletin ya da milletin kendi geçmişiyle olan bağını güçlendirme çabasıdır, diğer bir deyişle.

- Yıllardır bitmeyen bir tartışmayı biz de bu yılbaşı azalarak bitmesini umarak mı gündeme getirelim, efendim yılbaşı kutlaması Hristiyan adetidir ile başlayan, sonra da tam da yılbaşı gününe aradan geçen 1200 yıl sonra Mekke'nin Fethi yıldönümünün kutlamalarının getirilmesine ne dersiniz?

Uzunca süreler bu yılbaşı kutlamasının Noel’in Hristiyan geleneği olduğu söylendi ama Noel Hristiyanların yılbaşısıdır. Ama bizim yılbaşımız iki tanedir. Nardugan olarak yılbaşımız başka. Aynen akçam ağacının kutlandığının karşılığı olarak kültürel geçmişimiz ve mirasımızla ilgili bir yılbaşı vardır, bir de dünyanın ortak yılbaşısı vardır; takvim yılbaşısı. Tüm dünyada dinlerden, etnik kökenden, her türlü devletten ayrıştırılmış tek ortak kutlama günüdür. Anlamları bu değerler üzerine inşa etmek gerekirken, maalesef son zamanlarda bu ortak kutlama günü bir yerlere alet edilmeye ya da başka şeylerle engaje edilerek bozulmaya çalışılmaktadır.

- Biz kutlamadan ne anlıyoruz, kutlama ile aramız nasıl?

Mesela 23 Nisan bizim Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızdır. Peygamber Efendimiz’in doğum günü bildiğim kadarıyla 20 Nisan’a denk gelmektedir ve bu bir günlük bir tarihe karşılık gelir. Aynı ayın aynı gününde vefat etmiştir. 23 Nisan’ı kutlamamak için bir dönem “Kutlu Doğum Haftası” adı altında, FETÖ’cülerin yarattığı bir uygulama ortaya çıkmıştır. Bugünlerde ise başka bir yapı, Mekke’nin fethiyle ilgili uydurma bir tarihle yılbaşlarını sabote etmeye çalışmaktadır. Oysa Mekke’nin fethi hicri takvime göre, miladi takvime göre ne ile ölçerseniz ölçün 11 Ocak tarihine karşılık gelir. Bunu bir ocağa denk getirme çabası sabote etme amacını taşımaktadır. Yılbaşı, tüm insanlığı bir araya getiren tek tarihtir.

Toplum olarak kutlamayı bilmeyen, kutlamayı beceremeyen, eğlenme kültürü olmayan bir yapının içerisindeyiz. Kurumlarımız da doğal olarak bu eğlence kültürünün içinde olmayan, yakınlaşmayı sağlayabilecek potansiyeli ortaya koyamayan bir durumda. Resmi kutlamalar dışında; belediyeler, üniversiteler ve diğer kurumlar genel olarak kutlamayı beceremeyen bir toplumun yansımasıdır. Bu bizim önemli eksiklerimizden biridir.

Kutlama adı altında başkalarının hayatlarını yok sayarak yolları, meydanları işgal ediyoruz. Mesela düğünlerde konvoy oluşturup bir şehrin yollarını bloke ediyoruz. Başkasına saygı duyarak kutlama yapmayı beceremeyen bir toplumuz. Geçenlerde tam olarak hatırlamıyorum, iki işçi eğlenirken hava tabancasıyla birinin iç organlarını patlattı. Biz gerçekten şakalaşmayı da, eğlenmeyi de beceremeyen bir yapının içindeyiz.

- Peki bu beceriksizliğin nedeni ne olabilir?

“Çok güldüm, kesin ağlayacağım” gibi söylemler de toplumun, otoriter ve ataerkil yapının yarattığı üst kimlik–alt kimlik algısı içerisinde kaybolan değerlerin bir yansımasıdır. Toplumlar her şeyi biriktirir ve çoğaltır. Eğlence kültürü de nesilden nesile aktarılan bir kültürdür. Babasıyla beraber eğlenmemiş, annesiyle babasıyla oyun oynamamış, evde anne babasını dans ederken görmemiş çocuklar eğlenmeyi nerede öğrenecek? Okulda deseniz, okulda hep formal, resmi kutlamalar var.

Biz eğlenmeyi okulda öğrenen bir toplum değiliz. Eğlenmeyi aile içerisinde öğrenen bir toplum da değiliz. Bireysel öğrenmeler olabilir ama toplumun geneli açısından baktığımızda durum böyledir. İlkokul ve ortaokullardaki müzik derslerinin temel amacı, insanların yan yana geldiklerinde eğlenirken ortak söyleyebilecekleri şarkıları, türküleri öğretmektir. Yurtdışındaki eğitim süreçlerine baktığımızda okul koroları, kilise koroları, mahalle koroları ortak bir lisan oluşturur. Bu, beraber eğlenme kültürünün karşılığıdır.

- Bu durum değişebilir mi?

Antalya için kuvvetli yağış ve kar uyarısı
Antalya için kuvvetli yağış ve kar uyarısı
İçeriği Görüntüle

Anne babaların, özellikle genç anne babaların bu konuda rol üstlenmesi gerekir. Okullarda sadece meslek öğretmiyoruz; meslek öğretmeninin dışında başka birçok şeyi de vermemiz gerekiyor. Eskiden ilkokullarda hayat bilgisi dersi vardı. Eğlenmeyi de orada öğretmemiz gerekiyordu. Eğlenirken kullanılacak materyalleri de. Bütünsel bir yaklaşımla, bilinçli ve planlı bir eğlenme programıyla bu mümkün olabilir.

- Kutlama ve eğlencenin ticarileşmesiyle ilgili ne dersiniz?

Dünyanın her yerinde eğlence ticari bir unsurdur. Kapitalizm satılabilecek her şeyi eğlence formatına dönüştürür. Eğlence, kapitalizm için büyük bir fırsattır. Ancak yılbaşı gerekçesiyle normalde 5 liraya satılan bir ürünü 50 liraya satmak ciddi bir ticari ahlaksızlıktır. İnsanlar zaten maddi imkansızlıklardan dolayı evin dışına çıkmakta zorlanıyor. Bir de dışarıdaki kutlamalar yüksek bedellerle yapılırsa, insanlar gidemez.

- Parası olmayan kutlama yapıp eğlenemez mi?

Eğlenme, insanların gelir düzeyiyle doğrudan ilişkilidir. Asgari ücretin 28 bin lira olduğu bir ülkede eğlenmeyi nasıl tanımlayacağız? Ama insan eğlenemezse sokakta kavga eder. Eğlenmenin yolunu bulmak gerekir. İnsanlara satın almadan eğlenmeyi öğretmek zorundayız. Eğlence için malzeme çoktur, asıl olan onu eğlenceye dönüştürebilme becerisidir.

Bu, bireysel gibi görünse de daha çok toplumun yapısıyla ilgilidir. Din, ataerkil yapı, örf ve adetler hayatın içinde çok belirleyicidir. Kaç türkü bildiğiniz, kaç kişiyle ortak bir dili konuşabildiğiniz, hangi ortak mekanlarda buluşabildiğiniz çok önemlidir. Oyun dilini bilmek gerekir. Bunların hepsi bireyi yan yana getiren, bir arada tutan ve güçlü bir birlik oluşturan unsurlardır.

İki yaşındaki bir Fransız ve bir İngiliz çocuğunu yan yana getirdiğinizde beş dakika sonra kovalamaca oynamaya başlar. Eğlenmek içgüdüseldir. Belediyelere de burada iş düşüyor. Güvenlik önlemleri alınmış yılbaşı kutlamaları mutlaka yapılmalıdır. Belediyeler halkı eşitler. Eğlenceli bir mekana gidemeyen insanı bir meydanda, büyük ekranlarla, ikramlarla bir araya getirebilmelidir.

Üniversiteler, üniversite kampüslerinde; Kredi Yurtlar Kurumu, yurtlarda; Çocuk Esirgeme Kurumu gibi yerlerde bu kutlamalar organize edilmelidir. Ben Çocuk Esirgeme Kurumu’nda on yıl gönüllülük yaptım ve on yıl boyunca çocuklarla yılbaşı kutladık. Çünkü onların dışarı çıkması mümkün değildi.

Sizin yeni yıl mesajınızı alalım

Hayat zaten yorucu. İnsanların hayatını kolaylaştıracak, bir anlık da olsa tebessüm ettirecek fırsatlar yaratmamız gerekiyor. Zenginliğiyle, yoksulluğuyla herkesi kendimizin bir parçası görerek, kucaklayarak, tüm anları ve hayatı birlikte kutlamamız gerekir.

Muhabir: Ece Güneş