Antalya Barosu İnsan Hakları Merkezi ile Toplumsal Olay ve Davaları İzleme Kurulu’nun hazırladığı “Meydan ve Sokağın Hafızası” başlıklı rapor kamuoyuna açıklandı. Rapor, 19 Mart 2025’te başlayan protestoları yalnızca bir güvenlik başlığı olarak değil, sahadaki müdahale, gözaltı süreçleri ve sonrasında yürütülen işlemlerle birlikte ele alıyor. Çalışmada, protesto hakkı tarihsel ve hukuki bağlamıyla birlikte değerlendirilirken, sahadaki uygulamalar ile normatif çerçeve arasındaki uyumsuzluğa dikkat çekiliyor.

Müdahale gece boyunca sürdü

Rapora göre protestolara yönelik müdahaleler yalnızca belirli alanlarla sınırlı kalmadı ve gece boyunca farklı noktalarda devam etti.

Müdahale biçimi raporda şu ifadelerle yer aldı:“Gece yarısına doğru kolluk kuvvetleri, kendi aralarında ‘süpürme’ olarak adlandırdıkları bir yöntemle, tazyikli su ve gaz kullanarak göstericileri zorla dağıtmıştır.”

Aynı bölümde, müdahale sırasında kullanılan araçlara ve etkilerine de değinildi. Tazyikli suyun etkisiyle bazı göstericilerin yere düştüğü, çok sayıda kişinin gazdan etkilendiği ve müdahalenin geniş bir alana yayıldığı ifade edildi.

Tanıklıklar: Müdahale yerleşim alanlarına taşındı

Raporda, müdahalenin yalnızca protesto alanlarında kalmadığı, kent içinde farklı alanlara yayıldığı vurgulandı.Bu duruma ilişkin şu ifade yer aldı:“Site bahçeleri ve apartman aralarında göstericileri dövüp serbest bıraktığı yönünde çok sayıda tutarlı tanıklık kayda geçmiştir.”Ayrıca bazı kolluk ekiplerinin belirli gruplar halinde hareket ettiği ve bu süreçte doğrudan fiziksel müdahalede bulunduğuna ilişkin anlatımların rapora yansıdığı belirtildi.

Gözaltı süreci ve kayıt tartışması

Raporda gözaltı uygulamalarına ilişkin tespitler yalnızca müdahale anıyla sınırlı kalmadı.Bazı kişilerin gözaltı araçlarında uzun süre tutulduğu, bu süreçte kimlik kontrolü ve sorgulama işlemlerine maruz kaldığı ifade edildi.

Bu kapsamda şu ifadeye yer verildi:“Gözaltına alınan bu kişilerin hiçbiri sağlık muayenesinden geçirilmediği gibi resmî kayıtlara göre herhangi bir gözaltı işlemi yapılmamış görünmektedir.”

Raporda ayrıca,“Fiilî gözaltı ve kötü muamele uygulamalarının yaygın biçimde gerçekleştiği… fotoğraf ve video kayıtlarıyla doğrulanmıştır.”ifadesiyle, bu sürecin yalnızca beyanlarla sınırlı olmadığı vurgulandı.

Avukatların sahadaki gözlemleri

Raporda sahada görev yapan avukatların da süreçten etkilendiği belirtildi.Baro tarafından görevlendirilen gözlemci avukatların, olayları izleme ve kayıt altına alma görevlerini yerine getirirken engellendiği ifade edildi.

Bu duruma ilişkin şu ifade yer aldı:“kolluk güçlerince alandan uzaklaştırılmak istenmiş; bazı avukatlar hakaret, küfür ve fiziki müdahaleye maruz kalmıştır.” Bu durumun, sahadaki ihlallerin belgelenmesini zorlaştırdığı vurgulandı.

Gözaltı sonrası süreç ve raporlar

Raporda gözaltı sonrasındaki uygulamalara da yer verildi. Özellikle adli muayenelerin uygun koşullarda yapılmadığına ilişkin değerlendirmeler dikkat çekti.

Bu kapsamda şu tespit yapıldı: “Adli olgu bildirim formlarının… kötü muamele olgusunu belgelendirebilme kabiliyetinden yoksun olduğu anlaşılmaktadır.” Raporda, tıbbi raporların uluslararası standartlara uygun şekilde düzenlenmesinin önemine de dikkat çekildi.

Şafak operasyonları ve değerlendirme

Raporda protestoların ardından gerçekleştirilen şafak operasyonları ayrı bir başlık altında incelendi. Bu süreçte yakalama biçimleri, gözaltı kararları ve sonrasında uygulanan tedbirlerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.

Operasyonlara ilişkin değerlendirmede, “şablon gerekçe ve ölçüsüz tutuklama kararları” ifadesine yer verildi.

Ayrıca dijital verilere el konulması, gözaltı sürelerinin uzatılması ve soruşturma süreçlerinin kapsamı gibi başlıkların da tartışma konusu olduğu belirtildi.

Sürecin tanımı ve hak değerlendirmesi

Raporda 19 Mart süreci, sahadaki müdahaleler, gözaltı uygulamaları ve sonrasında yürütülen işlemler birlikte ele alınarak değerlendirildi.

Bu çerçevede süreç, yalnızca protesto anlarıyla sınırlı olmayan, farklı aşamalarda devam eden ve birbirini besleyen bir yapı olarak tanımlandı. Raporun son bölümünde ise özellikle barışçıl toplanma ve gösteri hakkına ilişkin kapsamlı bir değerlendirme yer aldı. Bu hakka ilişkin şu ifadeler dikkat çekti: “Toplanma ve gösteri hakkı… kolektif bir varoluş zemininde şekillenmektedir.”

Kepez’de 2 bin 377 kişiye iş fırsatı: Turizmin devleriyle yüz yüze görüştüler
Kepez’de 2 bin 377 kişiye iş fırsatı: Turizmin devleriyle yüz yüze görüştüler
İçeriği Görüntüle

Raporda, bu hakkın yalnızca bireysel bir özgürlük olmadığı, ifade ve örgütlenme özgürlükleriyle doğrudan bağlantılı olduğu vurgulanırken, demokratik toplum düzeninin temel unsurlarından biri olduğu ifade edildi.

Ayrıca müdahalelerin yalnızca fiziksel boyutla sınırlı kalmadığı, idari ve yargısal süreçlerle birlikte değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek şu tespit yapıldı:

“Barışçıl protesto hakkının ihlali… toplumsal bilgi üretimini ve kolektif yaşam kültürünü zayıflatmaktadır.”

Raporda, barışçıl nitelikteki toplantı ve gösterilere yönelik müdahalelerin demokratik toplumlarda tolere edilmesi gereken sınırların ötesine geçtiği ve bu durumun yalnızca bireysel hakları değil, kamusal alanın işleyişini de etkilediği ifade edildi.

Bu yönüyle rapor, 19 Mart sürecini yalnızca bir güvenlik meselesi olarak değil, toplanma ve gösteri hakkı başta olmak üzere temel hak ve özgürlükler açısından çok katmanlı bir ihlal alanı olarak tanımlıyor.

Muhabir: haber merkezi