Akdeniz’e bakan falezleri, anıt ağaçları, seyir terasları ve heykelleriyle Antalya’nın simge alanlarından biri olan Karaalioğlu Parkı, bu kez tarihini ve hafızasını korumak isteyen Antalyalıları buluşturdu.
Karaalioğlu Parkı’nın doğal sit statüsünde yapılan değişikliğin kentte yarattığı tartışmaların ardından Uluslararası Kültür Sanat Göç ve Uyum Derneği (US-DER), parkın tarihsel, ekolojik ve kültürel değerlerine dikkat çekmek amacıyla farkındalık gezisi düzenledi. Gezi boyunca bitki uzmanı, ekolog ve tarihçi yazar Prof. Dr. Tuncay Neyişçi ile heykeltıraş Emre Karaca katılımcılara eşlik etti.

“Bu park bir kent dayanışmasının ürünü”
US-DER Başkanı da olan Prof. Dr. Tuncay Neyişçi, anlatımına Karaalioğlu Parkı’nın isminden ve kuruluş hikâyesinden başladı. Parkın, dönemin Antalya Valisi Haşim İşcan öncülüğünde, İkinci Dünya Savaşı’nın en zor yıllarında halkın desteğiyle oluşturulduğunu anlatan Neyişçi, bugün hâlâ örnek gösterilecek bir kent dayanışmasının yaşandığını söyledi.
Neyişçi,
“Ortada küresel bir savaş var. Dünya ekonomik buhran içinde. Böyle bir dönemde Antalya’da bir vali halkı örgütlüyor, dernek kuruyor ve bağışlarla bu parkı yaptırıyor. O günün parasıyla 265 bin TL toplanıyor. Bu yalnızca bir park değil; kent sevgisinin, ortak emeğin ve ileri görüşlü bir anlayışın ürünü” dedi.
Antalya’nın yaşayan hafızası anlatıldı
Gezi boyunca Karaalioğlu Parkı’nın bitki örtüsü, anıt ağaçları ve kent belleğindeki yeri üzerine bilgiler paylaşıldı.
Selvi ağaçları, benjaminler, çitlembikler ve parkın farklı bitki türleri hakkında bilgi veren Neyişçi, özellikle Antalya’da ender görülen lale ağacına dikkat çekti. “Aşıkların ağacı” olarak anılan çitlembik ağacı ve ona dair anlatılan hüzünlü hikâye de katılımcıların ilgisini çekti.
Miradorlardan görülen Beydağları manzarası ve zirveler hakkında da bilgiler paylaşılırken, gezi boyunca katılımcılar anlatıcılara sık sık sorular yöneltti.
Heykellerin ardındaki hikâyeler
Geziye eşlik eden heykeltıraş Emre Karaca ise Karaalioğlu Parkı’nın yalnızca doğal değil, aynı zamanda sanatsal hafızasının da çok güçlü olduğuna dikkat çekti. Karaca, parkta bulunan eserlerin hikâyelerini anlatırken heykel sanatına, kullanılan tekniklere ve eserlerin kent yaşamıyla kurduğu ilişkiye dair bilgiler de verdi.
Katılımcıların en çok ilgi gösterdiği eserlerden biri, Mehmet Aksoy imzalı “İşçi ve Çocuğu” heykeli oldu. Karaca, halk arasında zamanla “Kara Ali’nin Oğlu” olarak anılan heykelin Antalya’yla bütünleşen bir kent simgesine dönüştüğünü anlattı.
Karaca,
“Mehmet Aksoy, ‘Öyle bir heykel yapacağım ki kimse kıramayacak’ diyor. Heykelin içinde demir tozu karışımı kullanılıyor. Model olarak burada çalışan bir inşaat ustası ile bir kahvede çalışan çırağı seçiliyor. Zamanla halk bu eseri sahipleniyor ve kendi diliyle yeniden isimlendiriyor” diye konuştu.
Karaalioğlu bir açık hava kültür alanı
Gezi sırasında ikinci seyir terasında bulunan Mehmet Aksoy’un “İşçi ve Çocuğu”, ikinci ve üçüncü seyir terasları arasındaki Cahvar Göktaş imzalı “Don Kişot” ve üçüncü seyir terasındaki Kuzgun Acar’ın “El” heykeli hakkında da bilgiler verildi.
Yaklaşık iki saat süren gezi sonunda katılımcılar, Karaalioğlu Parkı’nın yalnızca bir park değil; Antalya’nın doğasını, sanatını, tarihini ve toplumsal hafızasını taşıyan en önemli yaşam alanlarından biri olduğu görüşünde birleşti.





