Antalya ile Konya’yı birbirine bağlayan devlet yolunun İbradı sınırları içerisindeki Eynif Ovası bölümünde metrelerce su altında kalması, yoğun yağışın ötesinde bir planlama ve tasarım sorunu tartışmasını gündeme taşıdı. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası tarafından yapılan açıklamada, çevresel etki değerlendirme süreçleri, havza ölçekli hidrolojik analizler ve iklim değişikliği parametrelerinin projelendirme aşamasında yeterince dikkate alınmadığı savunuldu.


Oda tarafından yapılan değerlendirmede, kamuoyuna yansıyan “son 70 yılın en yüksek şubat yağışı” açıklamasının sorumluluğu ortadan kaldırmadığı vurgulandı. Açıklamada, kapalı karstik havzalar olan polyelerin drenaj kapasitesi aşıldığında geçici göl haline dönüşebildiği hatırlatılarak, “Polye demek göllenme riski yok demek değildir” denildi.

Yağışın gerçekleştiği ayın tartışma konusu yapılmasının teknik açıdan anlamlı olmadığı belirtilen açıklamada, mühendislik tasarımlarının aylık verilere göre değil, taşkın tekerrür analizlerine göre yapılması gerektiği kaydedildi. Eğer 70 yıllık yağış periyodunda yolun 4 metre su altında kalabiliyorsa, bunun tasarım kriterlerinin yeterince dikkate alınmadığını düşündürdüğü ifade edildi.

ÇED süreçleri sorgulanıyor

Açıklamada, kapasite artışı içeren büyük ölçekli bir projenin kapsamlı ve çok disiplinli bir ÇED sürecinden geçirilmemiş olmasının önemli bir eksiklik olduğu savunuldu. 2004 yılına ait muafiyet kararlarının 2018’de genişletilen projeye dayanak yapılmasının, çevresel etki değerlendirme sisteminin ruhuna aykırı olduğu belirtildi.

Oda, kamuoyu adına şu soruların yanıtlanmasını istedi:

  • Havza ölçekli hidrolojik modelleme yapıldı mı?

  • Q50 ve Q100 gibi taşkın tekerrür analizleri yol kotunun belirlenmesinde dikkate alındı mı?

  • Geçici göllenmeleri gösteren taşkın haritaları neden kullanılmadı?

  • Daha detaylı hidrojeolojik veriler yerine neden yalnızca 1/25.000 ve 1/100.000 ölçekli topoğrafik haritalar esas alındı?

  • İnşaat sürecindeki hafriyatın düdenler ve doğal drenaj sistemi üzerindeki etkisi araştırıldı mı?

“İklim değişikliği gerekçe değil, zorunlu parametre”

Açıklamada, iklim değişikliğinin artık öngörülemez bir olgu olmadığı; altyapı projelerinde mutlaka hesaba katılması gereken temel bir tasarım parametresi olduğu vurgulandı. Yağış rejimlerindeki düzensizlik, ani kar erimeleri ve kısa sürede yüksek debili akışların özellikle kapalı havzalarda taşkın riskini artırdığına dikkat çekildi.

“İklim değişikliği hatalı projelerin mazereti olamaz” denilen açıklamada, aksi halde her taşkının “rekor yağış” söylemiyle açıklanacağı, ancak kamusal zararın büyümeye devam edeceği uyarısı yapıldı.

Drenaj ve menfez yaklaşımı yeterli mi?

Kapalı havzalarda suyun doğal olarak dışarı akabileceği bir eğim bulunmadığı belirtilerek, çok sayıda menfez yapılmasının tek başına taşkın riskini ortadan kaldırmayacağı ifade edildi. Sorunun yalnızca suyun yolun bir tarafından diğerine geçememesi değil, yol kotunun maksimum su seviyesine göre belirlenmemiş olması olduğu savunuldu.

Ekosistem riski

Eynif Ovası ve Gembos Havzası’nın yüksek biyolojik çeşitliliğe sahip hassas ekosistemler olduğuna işaret edilen açıklamada, uzun süreli su baskınlarının tarım alanlarıyla birlikte endemik flora ve yaban hayatı üzerinde de baskı oluşturduğu kaydedildi.

Attalos Meydanı’nda Hakan Tosun için adalet çağrısı: “Katilleri kimler koruyor?”
Attalos Meydanı’nda Hakan Tosun için adalet çağrısı: “Katilleri kimler koruyor?”
İçeriği Görüntüle

Son olarak oda yönetimi, ÇED ve Proje Tanıtım Dosyası süreçlerinde iklim değişikliğinin zorunlu analiz başlığı haline getirilmesi, havza bazlı hidrolojik modelleme yapılmadan büyük altyapı projelerine izin verilmemesi ve eski muafiyet kararlarının genişletilmiş projelere dayanak yapılmaması çağrısında bulundu.

Açıklama, “Doğayla inatlaşan projeler er ya da geç doğanın gerçekleriyle yüzleşir” uyarısıyla son buldu.

Kaynak: haber merkezi