Bursa Karacabey’de balıkçı Adem Yılmaz ile Yaren leyleğin yıllara dayanan dostluğunu gündeme taşıyan yaban hayatı gözlemcisi ve doğa fotoğrafçısı Alper Tüydeş, Antalya’da doğaseverlerle bir araya geldi. “Havadan, Sudan ve Kuştan Sohbetler” başlıklı etkinlikte konuşan Tüydeş, sulak alanların doğa için hayati önem taşıdığını vurgulayarak, Türkiye’ye geçmişte bataklıkları kurutmak amacıyla getirilen okaliptüs ağaçlarının bugün ciddi bir ekolojik sorun haline geldiğini söyledi.
Antalya, kuş göç rotasında kritik noktada
Antalya’nın kuş ve doğa gözlemcileri için son derece değerli bir bölge olduğunu belirten Tüydeş, hem Toroslar’da hem de sahil hattında çok sayıda önemli türe ev sahipliği yapıldığını söyledi. Bahar göçünün başladığı dönemde Antalya kıyılarının Türkiye açısından nadir ve önemli bir göç güzergahı olduğuna işaret eden Tüydeş, bölgede pek çok nadir türün de görülebildiğini anlattı.
Etkinlikte gerçek doğa hikayelerini paylaştıklarını belirten Tüydeş, iklim değişikliği, mevsim normallerinin dışındaki hava olayları ve düzensiz yağışların da gündeme geldiğini ifade etti.
“Bataklıklar doğanın en zengin alanları”
Bataklıklara yönelik olumsuz algının yıllar boyunca bilinçli şekilde oluşturulduğunu söyleyen Tüydeş, bugün “sulak alan” olarak anılan bu bölgelerin doğadaki canlı çeşitliliğinin en yoğun görüldüğü yerlerden biri olduğunun altını çizdi.
Sulak alanların yalnızca kuşlar için değil, tatlı su kaynaklarının korunması açısından da büyük önem taşıdığını kaydeden Tüydeş, bu alanların yer altı sularının filtrelenerek temiz kalmasına katkı sunduğunu dile getirdi. Ayrıca karbon tutma kapasitesi açısından da sulak alanların son derece güçlü ekosistemler olduğunu belirtti.
Tüydeş, bu alanların arıları, kelebekleri, balıkları, kurbağaları, sürüngenleri ve çok sayıda canlıyı bir araya getirdiğini, göç dönemlerinde ise kuşlar için adeta birer dinlenme tesisi işlevi gördüğünü söyledi.
Göçmen kuşların beslenme ve dinlenme durağı
Leylekler, pelikanlar, akbalıkçıllar, kartallar ve çok sayıda ötücü kuşun sulak alanları hem dinlenme hem de beslenme alanı olarak kullandığını belirten Tüydeş, özellikle sığ suların kuşların yaşamı açısından vazgeçilmez olduğunu ifade etti.
Geçmişte sıtma gibi hastalıklarla mücadele amacıyla bataklıkları kurutmak için okaliptüs ağaçlarının kullanıldığını hatırlatan Tüydeş, bu politikanın günümüzde ters sonuçlar doğurduğunu savundu.
“Okaliptüs ağaçlarının hepsini köklememiz gerekiyor”
Okaliptüslerin Türkiye’nin doğal ağacı olmadığını vurgulayan Tüydeş, bu türün zamanında bataklıkları kurutmak amacıyla ülkeye getirildiğini, bugün ise kendi kendine yayılımını sürdürdüğünü söyledi.
Su kaynaklarının giderek azaldığına dikkat çeken Tüydeş, “Günümüzde su kaynakları azalıyor diyorsak radikal bir karar alıp okaliptüs ağaçlarının hepsini köklememiz gerekiyor. Bu ülkenin ağacı değil. Zamanında bataklıkları kurutmak için getirilmiş ve şu an kendi başına yayılmaya devam ediyorlar” dedi.
Gediz Deltası’nı örnek gösteren Tüydeş, bölgede okaliptüslerden oluşan büyük bir orman bulunduğunu ve tatlı su sıkıntısının giderek arttığını söyledi.
“1885’lerde getirildi, bugün kontrolden çıktı”
Okaliptüs ağaçlarının Türkiye’ye 1885’li yıllarda getirildiğini belirten Tüydeş, bu türün sulak alanlar ve yer altı su kaynakları üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu ifade etti.Bazı korunan alanlarda bile okaliptüs yayılımının sürdüğünü söyleyen Tüydeş, bu konuda teknik ve akademik çevrelerin de kapsamlı çalışma yapması gerektiğini dile getirdi. Yıllardır bu soruna dikkat çektiklerini vurgulayan Tüydeş, artık somut adım atılması gerektiğini söyledi.
“Her gün kilolarca su çekiyorlar”
Yetişkin okaliptüs ağaçlarının her gün büyük miktarda suyu topraktan çektiğini ifade eden Tüydeş, bunun yer altı su kaynaklarının azalmasına yol açtığını belirtti.
Sorunun yalnızca ağaçlarla sınırlı olmadığını da vurgulayan Tüydeş, tarımsal faaliyetlerin yeniden düzenlenmesi, planlı şehircilik anlayışının benimsenmesi ve doğayı merkeze alan uygulamaların hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi.
“Göl ve dere kıyılarını derinleştirmeyin”
Tüydeş, göl ve dere kıyılarının ıslah çalışmaları kapsamında derinleştirilmesinin de yaban hayatı açısından olumsuz sonuçlar doğurduğunu dile getirdi.Uluabat Gölü örneğini veren Tüydeş, seddelerle bölünen alanlarda kıyıların derinleştiğini, bunun da kıyı kuşları ile leyleklerin beslenmesini zorlaştırdığını söyledi. Kuşların, ayaklarının batmayacağı sığ sularda hareket ederek avlandığını belirten Tüydeş, su derinliğinin birden artmasının bu canlıların yaşamını doğrudan etkilediğini kaydetti.
Konuşmasında hem sulak alanların korunmasına hem de yanlış doğa politikalarının gözden geçirilmesine dikkat çeken Alper Tüydeş, su krizinin büyüdüğü bir dönemde doğayla uyumlu kararların artık ertelenmemesi gerektiği mesajını verdi.




