Endüstri Mühendisi Berdan Ber’in değerlendirmeleri şöyle:

Geçtiğimiz yıl seçim öncesi aşırı faiz düşümleri haliyle ters tepki ile dövize yön vermişti. Bu da beraberinde enflasyonda ciddi artışa neden olmuştu, hatırlandığı üzere merkez bankası faizleri ile özel bankalar arasında da ciddi farklar vardı. Bu durumda paranın yatırımdan çok finansal araçlarda kullanılmasına sebep olmuş ve üretim gelişimine katkısı düşük olmuştu.

Seçim sonrası dövizin yükselmesi, TCMB rezervlerinin azalması faizlerin hızla yükselmesiyle yeni modele geçilmişti.

Yılbaşında asgari ücret zamları ve diğer tüm girdi maliyetlerinin enflasyon ile artması ile beraber üretim maliyetleri anormal seviyelerde yükselmeye sebep oldu.

Özellikle ülke yönetiminin farklı bir yaklaşımı da inşaat ve rant sektörüne dışardan kaynak getirme gayreti ülkedeki sıcak paranın gayrimenkul sektörünü anormal şişirmesine zemin oluşturmuştu. Herhalde dünyanın en pahalı ülkelerinden biri olduk. Bunlar sıcak para kaynakları yaratmak için akılcı olsa da orta vadede üretime yönelmek isteyen yatırımcıların fabrika ve üretim yatırımları yerine gayri menkul gibi yollardan daha risksiz ve kolay para kazanmasının da maalesef önünü açmış oldu.

Akabinde anormal enflasyon artışları beraberinde yatırımcılarda ve halkta doğal bir talep enflasyonunu da tetiklemiş oldu ve çıkmaz bir yola girildi.

Bu noktada ihracatçılar yılbaşından beri uluslararası rekabet edilebilir gücünü girdi ve üretim maliyetlerinden ötürü ciddi anlamda kaybetmiş duruma geldi. Zorluklarla kazanılan pazarları kaybetmeme adına zararına veya maliyetine satışlara devam edilse de ihracatçının dayanıklılık gücüde azalmakta olan bir yola girdi.

Covid sonrası dünyada ortalama %25 civarında bir enflasyon artışı olmuştu. Bu da uluslararası kaynakların dünyaya rahatlatmak için üretim karşılığı olmayan para basmaları ile gerçekleşmişti.

Bu durumda dünya enflasyon ortalaması ile ülke enflasyon ortalamamız arasındaki fark, ülkemizde maalesef dövize yeterince yansımamıştı. Sebebi ise ülke içi enflasyonu daha fazla tetiklemesi olarak değerlendirildi.  Oysa yurtdışından gelen her para ülkemizi daha güçlü bir ekonomi haline getirebilecek en önemli argüman. (özelliklede üretimi ülke içinde olan ürün ihracatlarında )

Seçimler bitti ve şuan da ne durumdayız?

Merkez bankası faiz oranları %50 bandında ve bu ay içinde 250 baz puan daha artırılması öngörülmektedir. Bu bir sarmaldır ve sonu maalesef yapısal değişimler olmadığı sürece bir sarmaldır.

Merkez Bankası'ndan 'zorunlu' değişiklik! Merkez Bankası'ndan 'zorunlu' değişiklik!

Gayri menkul sektörü nerdeyse durmuş durumda, aşırı doygun bir gayri menkul piyasası söz konusudur.  Yatırımcılar teşvikli kredi kaynaklarına ulaşamamakta, normal krediler ise %60-70 lere dayanmış ve yatırım yapabilme kabiliyetini yitirmiş vaziyette. Hiçbir sektör neredeyse bu karlılıklarla çalışamayacağı için bu kredi faizleri ile kaynak kullanması da makul görünmemektedir.

Diğer taraftan Eximbank gibi ihracatçıyı reeskont kredileri ile destekleyen bankaya Türkiye genelinde günlük verdiği limit 20 milyon USD yi geçememekte. Bu da hiçbir yatırımcıya yetmemektedir, en erken kredi kullanabilecek olana en az 2 ay sonraya gün vermektedir.

Peki ihracatçı kaynak bulamazsa ihracat faaliyetini nasıl gerçekleştirecek veya geliştirecektir. Verilere bakıldığında artan ihracat nominal olarak yükselse de karlılık yapamamaktadır. Diğer taraftan mart 2024 te görüldüğü gibi ihracat miktarları geçen yılın aynı ayına göre düşme sergilemiş ve önümüzdeki dönemlerde de bu tehlike görülmektedir. Ortalama artış yönü dünyanın bu kadar küçüldüğü bir dönemde daha yüksek olması gerekmekteyken geri gidiş başlamıştır.

Ne yapılmalı ?

- Döviz kademeli olarak enflasyon ile paralel seviyelere çıkacak şekilde yönlendirilmelidir. Bu da ihracatçının uluslar arası rekabet gücünü artıracaktır. Veya ihracatçıya olan TCMB %2 desteğinin oranı %6-8 lere yükseltilerek ihracatçı korunmalıdır.

- Devletin kredi kaynakları tamamen yatırım amaçlı olan alanlarda teşvik edici seviyelerde kullandırılmalı ve yatırımın önünü açmalıdır.

- Merkez bankası rezervleri gereksiz müdahaleler için kullanılmamalı, güçlü seviyelerini korumalı ve bu kaynakları üretim ve yatırımda değerlendirmelidir.

- Enerji, gıda gibi önemli giderlerin olduğu alanlarda, özellikle ithalata bağlı kalemlerde yatırım desteklerinin öncelikli programlara alınması gerekmektedir.

- TCMB faiz silahını artık kullanmamalı, faizler çıkmaz sokağa girmemek ve resesyona sebebiyet vermemek adına bir süre seviyesini koruyup son çeyrekte geriye doğru hedefler oluşturmalıdır. Aksi halde yatırımcılar dövizin kontrol altında tutulması tehdidiyle ihracat zararlarından ötürü ihracatı kısıtlayıp mevduat faizlerine yönelme riskini taşımakla beraber, yatırımcı olma ihtimali olanlarda bu faiz oranlarıyla yatırım hedeflerini beklemeye almak zorunda kalacaktır.

- Ticaret odaları başkanları, ihracatçı birlikleri başkanları ile sektör temsilcilerinin, akademisyen ve bürokratların bir arada olduğu ekonomi danışma kurulu ile paralel ekonomik kalkınma programları tartışılmalı ve hayata geçirilmelidir.

Editör: Cihan Oruçoğlu