Orta Doğu’da devam eden savaşın Türkiye turizmine etkileri, Turizm Gazetesi tarafından düzenlenen Turizm Sohbetleri özel oturumunda ele alındı. Eski Turizm Bakanı Bahattin Yücel, jeopolitik risklerin artmasıyla sektörün yeni bir baskı dalgasıyla karşı karşıya olduğunu belirtti. Yücel’e göre, mevcut kriz Rusya-Ukrayna savaşından daha karmaşık sonuçlar doğurabilir.
Jeopolitik riskler turizmi baskılıyor
Bölgedeki güç dengeleri, Karadeniz’de NATO ile Rusya arasındaki gerilim ve Orta Doğu’daki çatışmaların turizm hareketlerini doğrudan etkilediği ifade ediliyor. Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki kontrolünü düzenleyen Montrö Sözleşmesi ise yeniden stratejik önem kazanmış durumda.
Uzmanlara göre güvenlik algısındaki değişim, özellikle Avrupa pazarından gelecek turist talebinde yavaşlamaya neden olabilir. Bu durum, rezervasyon iptalleri ve sezonun geç açılması riskini beraberinde getiriyor.
Turizm ekonomisinde kırılganlık artıyor
Türkiye ekonomisinde yaklaşık yüzde 13 paya sahip olan turizm sektörünün, en yüksek net döviz girdisi sağlayan alanlardan biri olduğu hatırlatılıyor. Ancak düşük kur politikası ve yüksek enflasyonun işletmelerin kârlılığını baskıladığı ifade ediliyor.
Savaş öncesinde de sektörün bazı yapısal sorunlarla karşı karşıya olduğu belirtilirken, özellikle şu başlıklar öne çıkıyor:
- Turizm verilerinde uluslararası kriterlerden uzaklaşılması
- Döviz kurunun baskılanması nedeniyle gelirlerin erimesi
- Konaklama sektöründe hızla artan kredi borçları
Savaşın etkisiyle birlikte doluluk oranlarında düşüş, rezervasyon iptalleri ve finansman sorunları nedeniyle tesislerin el değiştirme riskinin arttığı belirtiliyor. Bu durumun doğrudan ve dolaylı olarak milyonlarca çalışanı etkileyebileceği ifade ediliyor.
Sektör için 3 kritik acil öneri
Bahattin Yücel, turizmin sürdürülebilirliği için üç maddelik bir önlem paketi öneriyor:
1. Otel borçlarının yeniden yapılandırılması
Türkiye Varlık Fonu aracılığıyla banka alacaklarının devralınması ve karşılığında otel hisselerinin teminat olarak gösterilmesi öneriliyor. Bu modelle iflasların önüne geçilmesi hedefleniyor.
2. Çalışanlara finansal destek
Turizm çalışanlarının SGK primleri ve vergi ödemelerinin faizsiz ertelenmesiyle istihdamın korunması amaçlanıyor.
3. İç turizmi canlandıracak teşvik modeli
Fransa’daki uygulamaya benzer şekilde şirketlerin çalışanlarının tatil harcamalarını karşılaması ve bu giderleri vergiden düşebilmesi öneriliyor. Böylece düşük sezonların canlandırılması hedefleniyor.
Turizmde dönüşüm vurgusu
Yücel, krizle birlikte sektörün sadece ekonomik değil yapısal bir dönüşüme de ihtiyaç duyduğunu belirtiyor. Kitle turizmi yerine deneyim odaklı ve bireysel seyahat anlayışına yönelmenin kaçınılmaz olduğu ifade ediliyor.
Gerekli adımların atılmaması durumunda turizmin Türkiye ekonomisi açısından ciddi risk oluşturabileceği uyarısı yapılırken, hızlı politika refleksinin sektörün geleceği açısından kritik olduğu vurgulanıyor.