Dünya Su Günü öncesinde Antalya Ticaret Borsası ile Antalya Tarım Konseyi işbirliğinde düzenlenen Tarım Gündem Programı’nda konuşan Akdeniz Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Topkaya, Türkiye’nin giderek derinleşen su krizine dikkat çekti. Suyun sadece bugünün değil, gelecek kuşakların da hakkı olduğunu vurgulayan Topkaya, yanlış kullanım ve yetersiz planlama nedeniyle riskin büyüdüğünü söyledi.
Türkiye su fakirliği sınırında
Topkaya, suyun tarih boyunca yaşamın ve medeniyetlerin temel unsuru olduğunu belirterek, Türkiye’nin su açısından hassas bir coğrafyada bulunduğunu söyledi. Dünya genelinde kişi başına düşen yıllık su miktarının yaklaşık 5 bin metreküp olduğunu aktaran Topkaya, Türkiye’de bu rakamın yaklaşık 1000 metreküp seviyesine gerilediğini kaydetti. Bu tablonun ülkeyi su fakirliği sınırına yaklaştırdığını ifade etti.
Yağış azalıyor, nüfus artıyor
Türkiye’de yağış miktarındaki düşüşün tehlikeyi büyüttüğünü belirten Topkaya, 10 yıl önce 643 milimetre olan ortalama yağışın son yıllarda 570 milimetreye kadar düştüğünü söyledi. Nüfus artışıyla birlikte su üzerindeki baskının daha da arttığını vurgulayan Topkaya, 2050’den önce nüfusun 100 milyonu aşmasının beklendiğini, bu nedenle kişi başına düşen su miktarının daha da azalacağını dile getirdi.
Suyun yüzde 70’i tarımda kullanılıyor
Türkiye’de suyun en fazla tarımda tüketildiğini belirten Topkaya, toplam kullanımın yaklaşık yüzde 70’inin tarım, yüzde 19’unun sanayi, yüzde 12’sinin ise kentsel tüketimden oluştuğunu söyledi. Su tasarrufunun öncelikle tarımsal üretimde başlaması gerektiğini kaydeden Topkaya, vahşi sulama yöntemlerinin büyük kayıplara neden olduğunu ifade etti.
Modern sulama ile yüzde 70’e varan tasarruf
Damlama ve modern sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması halinde tarımda yüzde 65 ila 70 oranında su tasarrufu sağlanabileceğini belirten Topkaya, bu dönüşüm için devlet destekleri ve teşviklerin kritik olduğunu söyledi. Su yönetiminin artık yalnızca çevresel değil, ekonomik ve toplumsal bir mesele haline geldiğini vurguladı.
Muz ve avokado için su uyarısı
Üretim deseninin de su politikalarında belirleyici olduğunu söyleyen Topkaya, muz, avokado ve diğer tropikal meyveler gibi su ayak izi yüksek ürünlerde çok daha dikkatli planlama yapılması gerektiğini ifade etti. İhraç edilen tarım ürünlerinin aynı zamanda su ihracı anlamına geldiğini belirten Topkaya, yağmur hasadı uygulamalarının da gündeme alınması gerektiğini kaydetti.
Antalya’da yeraltı suları risk altında
Antalya’nın karstik yapısı nedeniyle kirleticilerin çok hızlı biçimde yeraltı sularına karışabildiğine dikkat çeken Topkaya, Kırkgözler başta olmak üzere kentin önemli su kaynaklarının korunmasının hayati önem taşıdığını söyledi. Toroslar’dan beslenen bu kaynakların korunmaması halinde gelecekte çok daha ağır sonuçlarla karşılaşılabileceği uyarısında bulundu.
Göllerde ekolojik alarm
Türkiye’de göllerin su seviyelerinde ciddi düşüş yaşandığını ifade eden Topkaya, özellikle Burdur Gölü ve Eğirdir Gölü’nde ekolojik risklerin arttığını söyledi. Su kaybına bağlı olarak bazı zararlı mikroorganizmaların baskın hale geldiğini belirten Topkaya, bu durumun sadece doğayı değil, tarımı ve insan yaşamını da tehdit ettiğini dile getirdi.
Şebekede suyun yüzde 40’ı kayboluyor
Kentlerdeki kayıp-kaçak oranlarına da değinen Topkaya, kaliteli içme suyunun yüzde 35 ila 40’ının şehir şebekelerinde kaybolduğunu söyledi. Bir yandan yeni su kaynakları aranırken diğer yandan mevcut suyun önemli bölümünün altyapı yetersizliği nedeniyle boşa gittiğini belirten Topkaya, yerel yönetimlerin bu alanda acil yatırımlar yapması gerektiğini vurguladı.
Turizmde tüketim katlanıyor
Antalya gibi turizm kentlerinde su tüketiminin daha da arttığını belirten Topkaya, otellerde kişi başına günlük su kullanımının 500-600 litreye kadar çıkabildiğini söyledi. Bu miktarın sıradan bir vatandaşın tüketiminin 4-5 katına denk geldiğini ifade eden Topkaya, turizm sektöründe de daha verimli su kullanım modellerinin geliştirilmesi gerektiğini kaydetti.
“Su varsa hayat var”
Antalya Ticaret Borsası’nın 2026’yı “Su Yılı” ilan etmesini önemli bir adım olarak değerlendiren Topkaya, su yönetiminde bilime dayalı politikaların geliştirilmesi çağrısında bulundu. Suyun stratejik bir kaynak olduğunu vurgulayan Topkaya, “Çok paranız olabilir ama su yoksa satın alamazsınız. Bugün kullandığımız su aslında torunlarımızın suyu. Gelecek kuşakların hakkını korumak için suyu çok daha dikkatli kullanmak zorundayız” dedi.
Doğa temelli çözümler çağrısı
Topkaya, su kaynaklarının korunabilmesi için ormanların, sulak alanların ve yeşil alanların artırılması gerektiğini belirterek çevre sorunlarına doğa temelli çözümlerle yaklaşılması gerektiğini söyledi. Su krizinin ertelenebilecek bir mesele olmadığını ifade eden Topkaya, bugünden önlem alınmaması halinde gelecek nesillerin çok daha ağır bir tabloyla karşı karşıya kalacağını dile getirdi.