Antalya’nın simge noktalarından Kale Kapısı’nda bulunan Roma Dönemi burçları için yıkılma riski uyarısı yapıldı. Uzman raporları ve koruma çevrelerinin başvurularının ardından tarihi yapının çevresi tel örgüyle kapatılırken, bilim insanları asıl ihtiyacın kapsamlı restorasyon ve titreşim kaynaklı riskin teknik olarak ortadan kaldırılması olduğuna dikkat çekti.
Günde 64 seferlik titreşim riski büyüttü
Antalya’nın simgesi Saat Kulesi’nin batısında yer alan Kale Kapısı burçlarıyla ilgili tehlike, Gebze Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Ferit Çakır’ın hazırladığı teknik raporla yeniden gündeme taşındı. Raporda, günde 64 kez geçen eski tip tramvayların oluşturduğu titreşimlerin, tarihi burç ve çevresindeki yapı kalıntıları üzerinde yıkım riski oluşturabileceği belirtildi.
Prof. Dr. Çakır, özellikle eski tip tramvayların hatta oluşturduğu etkinin daha yüksek olduğuna işaret ederek, rayların altına titreşimi azaltacak izolasyon sistemlerinin kurulması gerektiğini vurguladı. Bu tespit, tarihi yapının yalnızca zamanın etkisiyle değil, güncel kent içi ulaşımın yarattığı mekanik baskıyla da karşı karşıya olduğunu ortaya koydu.
Yağmur ve fırtına da yapıyı zorluyor
Tarihi yapı üzerindeki riskin yalnızca tramvay kaynaklı olmadığına dikkat çekildi. Eski Antalya Rölöve ve Anıtlar Bölge Müdürü, koruma ve restorasyon uzmanı Cemil Karabayram, son dönemde etkili olan şiddetli yağmur ve fırtınaların burç yapısındaki kırılganlığı artırdığını belirterek Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne dilekçeyle başvurdu.
Karabayram başvurusunda, Kale Kapısı’ndaki Roma dönemi burç yapısının iklimsel etkiler, yoğun yağış, sert rüzgar ve tramvay hattının oluşturduğu titreşimler nedeniyle ciddi tehdit altında bulunduğunu ifade etti. Tarihi yapının üst örtüsündeki kiremit ve harçların mukavemet kaybı yaşadığını vurgulayan Karabayram, gerekli önlemler alınmadığı takdirde rüzgarla savrulabilecek parçaların can ve mal güvenliği açısından ciddi risk doğurabileceğini kaydetti.
Burçların çevresi tel örgüyle kapatıldı
Bilim insanlarının ve koruma uzmanlarının uyarıları sonrasında, mülkiyeti Muratpaşa Belediyesi’ne ait Kale Kapısı’ndaki burç yapısının çevresi tel örgüyle kapatıldı. Alınan bu önlemin, olası parça düşmelerine karşı geçici güvenlik tedbiri amacı taşıdığı belirtildi.
Ancak uzmanlara göre bu uygulama, tarihi yapıyı korumak için yeterli değil. Tel örgü, yalnızca çevredeki yayaları belli ölçüde korumaya dönük bir adım olarak görülürken, yapıdaki esas sorunun ortadan kaldırılması için teknik müdahale, sürekli izleme ve restorasyon projelerinin hızla devreye alınması gerektiği ifade ediliyor.
“Bu önlem yapıyı korumaz”
Eski Antalya Kültür Varlıkları Koruma Kurulu Başkanı ve Akdeniz Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Bakır da tel örgü uygulamasının doğru ve yeterli bir çözüm olmadığını söyledi. Bakır, yapılması gerekenin sağlıklı bir restorasyon sürecinin başlatılması olduğunu belirterek, öncelikle yapının detaylı tespitinin yapılması, ölçüm sensörlerinin yerleştirilmesi ve tramvay hattının etkisinin bilimsel olarak izlenmesi gerektiğini dile getirdi.
Bakır’a göre bu veriler ışığında hazırlanacak restorasyon projelerinin Koruma Kurulu onayından geçirilmesi gerekiyor. Aksi halde geçici uygulamalar hem estetik açıdan kötü bir görüntü yaratıyor hem de tarihi yapının geleceğini güvence altına almıyor.
Kalıcı çözüm restorasyon ve bilimsel izleme
Uzmanlar, yukarıdan düşebilecek parçaların rüzgarın etkisiyle tel örgünün dışına savrulabileceğine de dikkat çekiyor. Bu nedenle tel örgü uygulamasının tek başına riskleri bertaraf etmeyeceği, en fazla kısa süreli bir önlem olarak değerlendirilebileceği belirtiliyor. Geçici olarak üst bölüme file gerilmesi gibi ek güvenlik tedbirleri önerilse de asıl çözümün restorasyon olduğu vurgulanıyor.
Tarihi surların ve Kale Kapısı burçlarının korunması için bilimsel temelli restorasyon projelerinin hazırlanması, titreşim etkisinin teknik olarak azaltılması ve yapının uzun vadeli izlemeye alınması gerektiği belirtiliyor. Uzmanlara göre Antalya’nın tarihi kimliğinin önemli parçalarından biri olan bu eserlerin korunması, yalnızca estetik bir tercih değil, aynı zamanda kamu güvenliği açısından da acil bir zorunluluk.