‘‘Portakalım tekerlendi/ Yedik sıra şekerlendi’’ diye başlayan bir türkü var. Türkü Silifke’nin, portakal Finike’nin. Coğrafi işaretli ürün olan Finike portakalı sadece ve sadece Finike’de yetişiyor. Ancak o Finike’yi yok etmek için talan filmleri peş peşe ekleniyor.
Bir semt pazarına çıkıp da bir portakal tezgahının önünden geçerken ‘‘Finike, Finike bunlar! Haydi Finike’ye gel!’’ diye ünlemeler duymayan; ‘‘Finike bunlar’’dan kastın da Finike portakalı olduğunu bilmeyen yoktur sanırım.
Finike portakalını ilk duyduğumda, özel bir tür sanmıştım. Uzunca bir süre de öyle bildim. Sonra öğrendim ki özel bir tür değilmiş. Finike yöresinde yetiştirilen portakal türüne, yörenin havasından suyuna, toprağından taşına doğal koşullarının kazandırdığı bir özellikmiş.
Bu özellikler, Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından 2008’de tescil edildi; Finike portakalı ‘‘coğrafi işaretli ürün’’ler listesine alındı.
Yalnız buraya dikkat!
Finike portakalı, ‘‘coğrafi işaretli ürünler’’ listesinin, ‘‘kendi coğrafyasının mevcut koşulları dışında yetişmez’’ demek olan ‘‘meşe ürünler’’ grubunda yer alıyor.
Şimdi de Finike Portakalı'nın Avrupa Birliği (AB) coğrafi ürünler listesine alınıp ‘‘Korumalı Menşe Adı (PDO)’’ statüsü kazanması için başvuruldu. Süreç, bu işe gerçekten emek verenler tarafından titizlikle izleniyor.
Ancak…
Siyasetçilerinden kamu yöneticilerine, belediyelerden sivil toplum kuruluşu başkanlarına kadar koltuk sahibi herkes bu süreçten kendine pay çıkararak manen nemalanmaya çalışıyor.
Örneğin…
AKP Antalya Milletvekili Altay Uslu, Finike Kaymakamı, AKP Finike İlçe Başkanı ile birlikte sezon açılışında portakal toplamış; ürünün özelliklerinden söz edip ‘‘Finike portakalı için AB Korumalı Menşe Adı (PDO) statüsü başvuru sürecini başlattık. Finike portakalını AB tarafından korunan coğrafi işaretli ürünler içine dahil edeceğiz. Finike portakalının korunması, üretilmesi, tescillenmesi ve pazarlanması için çalışmaya devam edeceğiz’’ demiş.
Antalya Valisi Hulusi Şahin başka bir etkinlikte, ‘‘Finike portakalının AB tescil sürecinden büyük umutlar beklediklerini’’ söylemiş.
Finike’nin güzelliklerini, çevresindeki çevre tahribatını haberlerden biliyordum ama geçen yıla kadar yakından görmemiştim. Kasım ayındaki gezimizde, Finike ovasını çevreleyen tepeleri delinip bağırları yarılmış dağları, apartman bloklarıyla dolmuş kıyıları görünce içim ‘‘cız’’ etmişti.
‘‘Finike portakalının geleceği’’ başlıklı bir yazıyla tehdit ve tehlikeye dikkati çekmeye çalışmıştım. (https://www.antalya3t.com/finike-portakalinin-gelecegi)
Şimdi bir mermer ocağı izni daha verilmiş. Bu izin 19 Ekim Pazar günü geniş katılımla protesto edilmiş. Eylemde konuşan CHP Antalya Milletvekili Cavit Arı şunları söylemiş:
‘‘Şimdi buradaki cinayete, buradaki doğanın katledilmesine, insanların can güvenliğinin tehdit edilmesine müsaade etmeyeceğiz. Etmeyelim. Bu mücadele sadece bir siyasi partinin veya partilerin ya da çevrecilerin meselesi değil… Bütün Finike halkına, muhtarlara, diğer sivil toplum örgütlerine de aynı çağrıyı yapıyorum. Finike'nin katledilmesine, bu güzel manzaranın, bu güzel coğrafyanın yok edilmesine hep beraber 'dur' diyelim….’’
Tehlike ve tehdit bürüyor, eylemler süreceğe benziyor.
Finike portakalına övgüler düzen muhteremlerdense çıt yok. Tehdit ve tehlikeyi bertaraf edebilecek etkili, yetkili makamlardalar. Fiyakalı konuşmada var, koruyup kollamada yoklar. Sanki dillerini yutuyorlar…
mustaydn@gmail.com