Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, TBMM Suça Sürüklenen Çocuklar Araştırma Komisyonu’nda yaptığı sunumda “depo okul” olarak tanımladığı yeni modeli anlattı. Buna göre, öğrencilerin taşınması yerine öğretmenlerin bir merkez okul üzerinden farklı okullara giderek ders vermesi planlanıyor. Tekin, bu modelle hem öğretmen ihtiyacının karşılanacağını hem de “norm fazlası” sorununun aşılacağını ifade etti.
Model neyi öngörüyor?
Bakan Tekin, mevcut sistemde çok az öğrenci olsa dahi okul açtıklarını belirterek, yeni modelde öğretmenin bir okulda kadrolu olacağını ancak çevredeki diğer okullarda da ders vereceğini söyledi. Türkiye genelinde yaklaşık 80 bin servis aracıyla öğrenci taşındığını hatırlatan Tekin, “öğrenciyi değil öğretmeni taşıyalım” yaklaşımını savundu.
“Bir öğretmenin günde birçok okula gitmesi mümkün değil”
Eğitim-Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, bu modelin uygulanabilir olmadığını dile getirdi. Öztürk, öğretmenlerin gün içinde birden fazla okula gitmesinin hem zaman hem de verimlilik açısından mümkün olmadığını belirterek, “Bir öğretmenin günde beş ya da sekiz okula gitmesi mümkün değil” dedi.
Mevcut durumda öğretmenlerin zaten yoğun bir tempoda çalıştığını ifade eden Öztürk, bir öğretmenin gün içinde çok sayıda öğrenciyle muhatap olduğunu, buna ek olarak farklı okullara gitmesinin iş yükünü daha da artıracağını söyledi.
“Pedagojik açıdan uygun değil”
Öztürk, modelin pedagojik açıdan da uygun olmadığını vurgulayarak öğretmen-öğrenci ilişkisinin süreklilik gerektirdiğine
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, TBMM Suça Sürüklenen Çocuklar Araştırma Komisyonu’nda yaptığı sunumda “depo okul” olarak tanımladığı yeni modeli anlattı. Buna göre, öğrencilerin taşınması yerine öğretmenlerin bir merkez okul üzerinden farklı okullara giderek ders vermesi planlanıyor. Tekin, bu modelle hem öğretmen ihtiyacının karşılanacağını hem de “norm fazlası” sorununun aşılacağını ifade etti.
“Sorun öğretmeni taşımak değil, okul ve öğretmen eksikliği”
Eğitimdeki temel sorunun öğretmen taşımak olmadığını dile getiren Eğitim- Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, çözümün yeni okullar açmak ve öğretmen atamalarını artırmak olduğunu söyledi. Sınıf mevcutlarının yüksekliğine dikkat çeken Öztürk, daha az öğrencili sınıfların eğitim kalitesini artıracağını belirtti.
Öztürk, son yıllarda yeterli sayıda kamu okulu yapılmadığını, mevcut okul ihtiyacının büyük ölçüde hayırseverler aracılığıyla karşılandığını ifade etti. Devletin kendi imkanlarıyla okul yapımının sınırlı kaldığını dile getiren Öztürk, derslik ve okul planlamasının yetersiz olduğunu savundu.
“İmam hatiplerde boş kontenjan, diğer okullarda yoğunluk”
Öztürk, bazı okullarda çok düşük öğrenci sayısına rağmen sınıfların açık tutulduğunu belirterek, bu durumun özellikle imam hatip okullarında görüldüğünü söyledi. Buna karşın diğer okul türlerinde sınıf mevcutlarının yüksek olduğuna dikkat çeken Öztürk, mevcut kapasitenin dengeli kullanılmadığını ifade etti.
İmam hatip okullarında boş derslikler bulunduğunu, buna rağmen bu okulların farklı okul türlerine dönüştürülmediğini dile getiren Öztürk, bu konuda daha önce çeşitli öneriler sunduklarını ancak karşılık bulamadıklarını söyledi.
Ekonomik ve pratik sorunlar
Öztürk, öğretmenlerin hâlihazırda birden fazla okula görevlendirildiği durumlar olduğunu ancak yol ve diğer giderlerin karşılanmadığını belirtti. Bu nedenle yeni modelin öğretmenler açısından ek bir yük oluşturacağını ifade etti.
Ayrıca mevcut “norm fazlası” uygulamasında bile öğretmenlerin birden fazla okul arasında görevlendirildiğini hatırlatan Öztürk, yeni sistemin bu uygulamayı daha da yaygınlaştıracağını ve sorunları derinleştireceğini dile getirdi.
“Pedagojik açıdan uygun değil”
Öztürk, modelin pedagojik açıdan da uygun olmadığını vurgulayarak öğretmen-öğrenci ilişkisinin süreklilik gerektirdiğine dikkat çekti. Bir öğretmenin öğrencisini tanıması ve onunla bağ kurmasının eğitim sürecinin önemli bir parçası olduğunu belirten Öztürk, sürekli farklı okullara gidip gelen bir öğretmenin bu bağı kurmasının zor olacağını ifade etti.
“Bilimsel temeli yok” eleştirisi
Modelin bilimsel bir dayanağı olmadığını savunan Öztürk, eğitimde önceliğin sınıf mevcutlarının düşürülmesi, okul sayısının artırılması ve öğretmen atamalarının yapılması olması gerektiğini vurguladı. Öztürk, “Öğretmeni taşıyarak bu işi çözemezsiniz” diyerek önerilen sisteme karşı çıktı.