“Cumhuriyet fazilettir”

Mustafa Kemal’in bu sözü üzerine geniş bir inceleme, tartışma bulamadım. İzmir’de bir lisede Cumhuriyet ve sultanlık farkı sorusuna verdiği, “sultanlığın korku ve tehdide dayandığı için korkak ve sefil insan, cumhuriyetin ise ahlak erdemine dayanan bir idare olduğu için erdemli insan yetiştirmesi” biçimindeki yanıtı üzerine makaleler yazılmış olmalıydı.

Önce bu sözdeki cumhuriyet tanımı, düşüncesi ele alınmalıydı. Atatürk’e göre cumhuriyet demokrasidir, en azından demokrasi inşasıdır. Demokrasi, monarşi, oligarşi dışındaki üçüncü yönetim biçimidir. Demokrasinin olmazsa olmazları halkçılık, temsili hükümet ve anayasadır. Demokrasi, “milletin idare edenler üzerindeki kontrolü sayesinde, siyasi hürriyeti sağlamaktır.” Demokrasi, “bireyseldir, vatandaşın egemenliğe vatandaş sıfatıyla katılmasıdır.” “Aklı başında her birey kişiliğini koruma ve sürdürebilmek için bir siyasal iktidarla donanmış olmalıdır.” “Demokrasi eşitlik severdir.” “Demokrasi, vatandaşın hayatını yaşaması ve her türlü kişisel ve toplumsal görevlerini yapmasının hürriyet ve imkanlarını hazır hale getirir.”

Kuşkusuz o dönem, kuvvetler ayrılığı kısmen sağlanmış olsa da tam demokrasi dönemi değildir, ama Atatürk’te demokrasi bilinci ve ideali güçlüdür. Demokrasi ve özgürlük üzerine yazı ve sözleri o dönemin, hatta bu dönemin kültür düzeyinin ilerisindedir.

“Cumhuriyet fazilettir” sözü, erdemlilik, etik veya ahlak açısından da derinlikli bir tartışma konusu olmalıydı. Çünkü Atatürk’ün özgürlük ve ahlak bağını kurmuş olması da çok ilginçtir.

Özgürlük, özgür irade ve ahlak ilişkisi üzerine Aristo, Kant, Durkheim, Sartre, Hayek, Foucault, Arendt, Fromm gibi çok sayıda düşünsel kaynak var. Artık Kohlberg ve Piaget gibi psikoloji uzmanlarının da özgür irade, yetişkinlik ve ahlak analizlerini biliyoruz. Buna rağmen ahlakın asıl temelinin korku, “terbiye” değil, özgür irade ve bilinç olduğu halen tam olarak anlaşılmış değil.

Yüzyıl önce Mustafa Kemal’in bu analizi yapmış olması ne kadar şaşırtıcıysa yüzyıl sonra gerek bu alanda gerekse Atatürk’ün bu katkıları konusundaki cehaletimiz de o kadar şaşırtıcıdır.

Bugünkü bu durumumuzda Mustafa Kemal’in hatalarının, örneğin “aydınlar” üzerindeki kısıtlayıcı düşüncelerinin payı olabilir. Kuşkusuz “Atatürkçülük” araçsallaştırmasıyla Atatürk’ü unutturan politikanın payı daha büyüktür. Böylece demokrasi ideali de unutulmuş, özgür entelektüel tartışmanın önü o zamandan bu zamana hep kapalı kalmış, Türkiye hep “yerli ve milli aydın” benzeri oksimoron tanımlar yapagelmiştir.

Atatürk’ün “Cumhuriyet fazilettir” sözü demokrasi, özgürlük ve ahlak bağlamlarında yeniden düşünülmesi bugün yaşadığımız ahlaki çözülmeyi anlamamıza yardımcı olabilir.