Antalya Haber

Antalya Balıkçı Barınağı'nda kayyum gayri meşru mu? Bilirkişi raporu mahkemeyi teyit etti

Antalya Balıkçı Barınağı’nda kayyumun görev süresinin uzatılması tartışma yaratırken, bilirkişi raporlarının Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin daha önce verdiği kararı doğruladığı ortaya çıktı. Rapora göre kayyumun yönetim ve temsil yetkisi bulunmuyor.

Antalya Balıkçı Barınağı’nda kayyum uygulamasıyla ilgili tartışmalar derinleşiyor. Barınağın avukatı Volkan Yavuzlar, mahkeme kararları ve bilirkişi raporlarının birlikte değerlendirilmesiyle kayyumun yönetim ve temsil yetkisinin bulunmadığının açıkça ortaya çıktığını belirterek, barınakta hukuki dayanağı olmayan fiili bir yönetim sürdürüldüğünü söyledi.

Antalya Balıkçı Barınağı, 245 bin metrekarelik alanı ve tekne kapasitesiyle Türkiye’nin ve Avrupa’nın en büyük balıkçı barınakları arasında yer alıyor. Barınak, 2019 yılında Tarım ve Orman Bakanlığı ile balıkçı kooperatifleri arasında imzalanan ve 10 yılı kapsayan kira sözleşmesi kapsamında işletilmeye başlandı. Ancak Temmuz 2023’ten itibaren bakanlık müdahaleleri nedeniyle kooperatiflerin işletme haklarını fiilen kullanamaz hale geldiği ifade ediliyor.

Kira sözleşmesinin tek taraflı feshedilmesine karşı açılan davalarda mahkemeler, fesih işlemini geçersiz bularak kooperatiflerin kiracılık ve işletme hakkının devam ettiğine hükmetmiş, buna rağmen süreç durmamış ve kooperatif yönetimine hukuken ve fiilen yerine getirilmesi mümkün olmayan 15 maddelik bir tembihname gönderilmişti.

Yönetim beraat etti, süreç durmadı

Bu talimatlar gerekçe gösterilerek yönetim kurulu üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunuldu. Ancak Mayıs 2025’te tüm yönetim kurulu üyeleri beraat etti. Buna rağmen 14 Kasım 2025’te yönetim kurulu görevden alındı ve kooperatif “organsız” bırakılarak kayyum atanmasının önü açıldı.

Kayyum atanan Antalya Balıkçı Barınağı Kooperatifi'nin avukatı Volkan Yavuzlar, Kooperatifler Kanunu’nun 90. maddesi ile Anayasa Mahkemesi kararlarının açık olduğunu vurgulayarak, bakanlığın yetkisinin yalnızca görevden alma ile sınırlı olduğunu, yerine yeni bir yönetim ya da temsilci atama yetkisinin hukuken mümkün olmadığını ifade etti.

Bilirkişi raporu mahkeme kararını teyit etti

Açılan davalar kapsamında hazırlanan bilirkişi raporlarının, daha önce verilen mahkeme kararlarını teknik ve hukuki olarak teyit ettiğini belirten Yavuzlar, raporlarda bakanlığın yetkisinin yalnızca görevden alma ile sınırlı olduğunun net biçimde ortaya konulduğunu söyledi.

Bu kapsamda 26 Kasım 2025 tarihinde Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen kararda iki balıkçı kooperatifine yönetim kayyumu atanması talebini reddederek, görevlendirilen kişilerin yalnızca olağanüstü genel kurulun toplanmasını sağlamakla görevli olduğunu açıkça vurgulamıştı. Yavuzlar, bilirkişi raporlarının, bu kararı adeta raporlaştırarak teyit ettiğini savunarak bilirkişi raporunda Bakanlığın yetkisinin sadece ve sadece görevlendirilme ile sınırlı olduğu görevden alınan yönetim kurulu üyeleri yerine tek taraflı olarak atama yapılamayacağı vurgulandığını ifade etti

Denetim mekanizması devre dışı

Yavuzlar, bu süreçte kooperatif üyelerinin denetim hakkının fiilen ortadan kalktığını belirtti. Mali genel kurul yapılmadığını, denetçilerin görev yapamadığını ve kooperatifin mali durumunun üyeler tarafından bilinemez hale geldiğini söyleyen Yavuzlar, bunun açık bir hukuk ihlali olduğunu dile getirdi.

Yangınlar, ihmaller ve can güvenliği iddiaları

Açıklamada can ve mal güvenliği açısından dikkat çeken iddialar da yer aldı. Yavuzlar, kısa süre önce barınakta üç balıkçı teknesinin yandığını, olay günü yangın dolaplarının çalışmadığını, palamar botunun yerinde bulunmadığını ve itfaiyenin kapalı yollar nedeniyle gecikmeli müdahale ettiğini aktardı. Bu ihmaller zinciri nedeniyle yangının büyüdüğü ve daha fazla teknenin zarar gördüğü ifade edildi. Olayla ilgili suç duyurularının sürdüğü belirtildi.

7 metre altı teknelere baskı iddiası

Avukat Yavuzlar, genel kurul kararı olmaksızın 7 metre altı teknelerin barınaktan tahliyesine yönelik kararlar alındığını, bu tekne sahiplerine yüksek bedeller dayatılarak baskı uygulandığını söyledi. Balıkçı barınaklarında önceliğin balıkçılarda olması gerekirken, uygulamaların bu ilkeyle çeliştiği vurgulandı.

Yavuzlar, 7 metre ve altı uzunluğa sahip teknelere Liman Başkanlığı’nca uygulanan idari para cezalarına ilişkin yapılan itirazların, talimatların tebliğ edilmemesi gerekçesi ile bu itirazların haklılığı ile kabulünün ardından Liman Başkanlığınca mahkemenin kararlarına yapılan itirazlarda, Kooperatif ile olan 23.07.2025 tarihli yazışmaların sanki Liman Başkanlığı’nın talimatının tebliğiymiş gibi gösterildiği oysa 28.07.2025 tarihli talimatın bu tarihte tebliğ edilmesinin olanaksız olduğu ve ilgililere hiçbir zaman tebliğ edilmediği, yazışmalarda Liman Başkanlığı’nın adının dahi geçmediği yanıltılan mahkemeler tarafından denetlenilmeden kararlar verildiği ve bu kararlara karşı olağanüstü kanun yolları ile HSK nezdinde başvuruların devam ettiği bilgisini verdi.

Marinaya dönüştürülme iddiası

Yavuzlar, tüm mahkeme kararları ve bilirkişi raporlarına rağmen sürecin ısrarla sürdürülmesinin ciddi soru işaretleri yarattığını belirterek, Antalya Balıkçı Barınağı’nın balıkçıların elinden alınarak marina benzeri bir yapıya dönüştürülmek istendiğine dair iddiaların giderek güçlendiğini söyledi. Bu yöndeki söylentilerin kentte yaygınlaştığını ifade eden Yavuzlar, hukuki dayanağı olmayan uygulamaların bu kaygıları artırdığını dile getirdi.

“Tek beklenti hukukun uygulanması”

Yavuzlar, balıkçıların, amatör denizcilerin ve barınaktan faydalanan yurttaşların tek beklentisinin hukuk devleti ilkesinin hayata geçirilmesi olduğunu vurguladı. Mahkeme kararlarının uygulanmasını ve barınağın gerçek sahiplerine teslim edilmesini isteyen Yavuzlar, hukukun gereğinin gecikmeden yerine getirilmesi çağrısında bulundu.

İki büyük tekne için güvenlik tehlikeye mi atılıyor?

Hukuki tartışmaların yanı sıra, son dönemde büyük tonajlı yolcu gemileri ve lüks teknelerin balıkçı barınağı içinde bağlanması ve manevra yapması da eleştirilere neden oluyor. Küçük teknelere yönelik kısıtlamalara karşın büyük gemilere tanınan imkânların, can ve mal güvenliği açısından risk oluşturduğu yönündeki tepkiler kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor.