banner9

Vurgun /talan… Yalan/dolan…

12 Eylül askeri darbesi -bugün AK Parti iktidarı ile vardığımız noktaya bakıldığında çok daha iyi görünecektir ki- “toplumsal, siyasal ve ekonomik mühendislikle” çok farklı bir devlet yapısı ve refleksleri boşalmış bir toplum meydana getirmenin miladıdır.

Sorgulayan, hesap soran bir “toplumsal duruşun” yerini;

Hazırcı, köşe dönmeci, “altta kalanın canı çıksın”cı, “gemisini yürüten kaptan”cı, sürekli rant peşinde koşan ve “sınıf atlamak” için her şeyi mubah gören bir “toplumsal duruş” aldı.

Toplumun bu duruşu tüm sınıfları biçimlendirdiği gibi özellikle alt sınıfların her türlü ahlak ve etik anlayışında büyük bir alt-üst oluş yaşattı.

Elbette bu değişimin siyasete yansıması da bu duruşa özgü oldu.

Siyaset; kazanç aracı, rant aracı, köşeyi dönme aracı haline gelmekte gecikmedi.

“Erdoğan’ın ve AKP’nin alternatifi olmadığı için seçmen kerhen de olsa oyunu veriyor…”

“Muhalefete güven yok…”

Gibi sözlere pek kanmayın…

Alt sınıflardaki ahlaki çöküntünün üzerinin kapatılması için uydurulan sözlerdir bunlar…

Ekonomideki derin krizin yarattığı geçim zorluğu ve gelirin dengesiz paylaşımı sonucu alt sınıflarda, bir yandan zenginlik düşmanlığı alıp başını giderken, öte yandan içinde debelendikleri kara yoksulluktan ancak “vurgunla/talanla, yasadışı yollarla, lotaryalarla” kurtulma çabaları öne çıktı.

Elbette ki böyle ortamlarda hırsızlık “ayıp” olmaktan çıkar.

Hatta “en çok çalan, en itibarlı” insan olmaya başlar.

Çalmanın boyutu insanın sosyal statüsüne göre değişiyor.

Birileri ev soyarken, birileri de “ülkeyi” soyup soğana çeviriyor.

Alt tabakada yaşayanların bazıları da hiç olmazsa çocuklarını okutup, önemli bir makama geçerek bu soygun/talana katılmasını ve kendilerini “kurtarmasını” düşlerler.

Bu durumlarda halka doğruları anlatmak giderek imkânsızlaşır.

En akıl almaz yalanlar, hayaller giderek tabulaşır.

Haliyle bu ortamlarda “siyasi partilerde birer yalan makinesine” dönerler.

Liderlerin dün söyledikleriyle bugün söyledikleri yüz seksen derece farklı olsa da halk bunu umursamaz…

İşte bu hale getirilen toplumda seçmenlerin bir kısmı “umutsuzluğa” kapıldığından oy bile kullanmazlar.

Kafalarında “bu soygun ve talan düzeninde yer tutabilmeyi” düşünen diğer seçmenler de, hangi siyasi partinin “ülkeyi selamete” çıkaracağını değil, hangi siyasi partinin iktidara daha yakın olduğunu ve yakın olanlarında hangisinin daha çok vurgun ve talana yatkın olduğuna bakar.

Böyle bir “toplumsal duruşun” olduğu ülkemizde politikacıları hırsızlık, vurgun ve talanla suçlamak onların seçim güçlerini azaltmaz, aksine artırır.

Ortaya koyulan hiçbir yolsuzluk belgesi seçmenlerin bir kısmının ar damarlarını aşıp içine giremez.

12 Eylül sonrası istenilen olmuş ve toplumsal doku bozulmuş, yaratılmak istenen “Türkiye” geç de olsa yaratılmıştır.

Bu sosyal dengesizlik, bu ekonomideki çarpıklık, bu kara yoksulluk eğer kendiliğinden sosyal bir patlamaya dönüşmezse, seks, uyuşturucu, silah ticareti ve yasadışı her türlü işlerin cennetine dönüşmekte gecikmeyecektir.

YORUM EKLE

banner20

banner21

banner19