banner9

İNEK, HAK VE ÖDEV

“Fukara, üstünün başının yırtılmasındansa dövülmeye razı olur ” derler bizim oralarda…

 Geçen hafta sonu bir resme takıldı gözüm.

Konyaaltı’nda Şefik ve Şerife Kılıç çiftinin gelir kapıları olan ve gözleri gibi baktıkları ineklerinden biri 100 metrelik bir çukura düşer.

“Semih Başkanın” talimatıyla belediye ekipleri ineği iki gün sonra çıkarır teslim ederler.

Resim şöyle;

Kılıç çifti, yere uzanmış ineğin üzerini üşümesin diye battaniye ile örtmüş, yumuşacık şekilde başını okşuyor, bir yandan da gözyaşlarını tutamıyorlar…

Çünkü inek onlar için yaşama tutunmadır…

Kendileri ve aileleri için gelecek sigortasıdır…

Sabahları bir tas sıcak süt, akşamları sütün parasıyla içilen çorbadır.

Çocuklarının, torunlarının defter-kalem parasıdır…

Sıcak tutacak bir çift çorap ve altı kalın kışlık ayakkabıdır…

Kısacası inek onlar için bir “umuttur…”

Aslında bu umut görevi devletindir…

Vergisini verir, askerliğini yapar fukara insanlar…

Çünkü toplumsal sözleşmede bu, onlar için “ödevdir.”

Buna karşılık yerine getirilen her ödev karşılığında insanlar devletinden asgari anlamda “insani haklar” talep eder.

Yaşamamı ve güvenliğimi sağla…

Aç-susuz bırakma…

Barınmamı sağla…

Sağlıklı yaşamam için hastane yap, doktor görevlendir…

Eğitimli insan olmam için okullar aç, öğretmen yetiştir.

Geleceğim için endişelendirme…

Özgürlüğüme dokunma…

Hak ve ödev birbirlerini tamamlayan ve birisi yapıldığında diğerinin sorumluluğunu ortaya çıkaran, “demokratik toplum” olmanın vazgeçilmez sistematiğidir.

Hak ve ödev dengesinde bir sarkma olduğunda toplumsal huzursuzluk, ekonomik, sosyal, siyasal çalkantılar başlar, toplumlar teröre, anarşiye ve kaotik duruma açık hale gelirler…

Yurttaşların ödevlerini eksiksiz yerine getirdiği ancak devletin bu ödevlere karşı yurttaş haklarını yeterince gözetmediği sistemler giderek demokrasiden uzaklaşır, otoriterleşir…

Yapılan ödevler karşısında ucu açık hak talepleri de demokratik istismarlara açık olacağından kaotik bir durum meydana getirir…

Bu nedenle asıl olan hak ve ödev arasındaki “dengedir...”

Tıpkı Kılıç ailesi ile inekleri arasındaki ilişki gibi…

Onlar umutları ve güvenlikleri için inek beslemeyi bir ödev, buna karşılık inekten süt, et ve dana talep etmeyi de hakları olarak görüyorlar.

İnekleri kaybolduğunda “haklarının da kaybolacağını” bildiklerinden telaşlı ve üzüntülüler. 

Ve inekleri bulunduğunda seviniyorlar çünkü haklarını alacaklar…

Halk arasında derler ki, “Allah fukara kulunu sevdirmek isterse önce eşeğini kaybettirir, sonra buldurur…”

Bizlerde öyle değil miyiz?

Önceden elimizde olan haklarımız kaybedip sonra ele geçirdiğimizde sanki ilk defa elde ediyormuşuz gibi sevinmiyor muyuz?

Aslolan, bu haklarımızı uçurumdan düşürmemek için sıkı sıkıya elde tutmaktır…

YORUM EKLE

banner20

banner21

banner19