GENELGE İLE BOĞAZLAMAK İSTENEN YEREL BASIN

Yönetim, enteresan bir süreçtir. Çünkü, yönetenler kimin adında yönettiklerini bilirler de, yönetilenler kimlerin yönettiğinden habersizdirler. Ne enteresan bir iddia değil mi?

--Haklısınız.

--Eee, ben sizin haklı olduğunuzu bile bile bu lafı niye ettim!..

--Konu, Cumhurbaşkanlığı Tasarruf Tedbirleri GENELGESİ (2021/14)

--Genelge 30 Haziran'da yayımlanıyor, Elektrik fiyatları da Temmuz 1'den geçerli olmak üzere yüzde 15 zamlanıyor. Ne rastlantı (!?)..

--Çünkü, yılın ikinci dönem enflasyon farkı saptanacak. Maaş zammı?

--EPDK verilerine göre, 2018 başından 2021 Temmuz ayı başına kadar elektrik ücreti yüzde 122 zamlanmış.

--Peki, Tüketici Hakları Derneği verilerine göre, 4 kişilik asgari ücretli bir ailenin kış koşullarındaki enerji gideri (doğal gaz, elektrik, vb.) 645.33TL’dir. Yani, kış koşullarında enerji gideri asgari ücretin % 28’i.

--Görüldüğü gibi Genel Yönetim (Hükümet), asgari ücret ya da kamu çalışanlarının yıllık enflasyon farkını ödemeye esas bilgileri kullanırken, hangi rakam neresi için gerekli ise, o bilgileri orada kullanıyor. Yani, işine geldiği gibi.

--Peki, bu girişten sonra ve bu yaklaşım ile, "Cumhurbaşkanlığı Tasarruf Tedbirleri Genelgesini" nasıl okumak gerekir.

--Bir çok kişi, genelgeden muaf (ayrı tutulan, dışında) kurumları (Cumhurbaşkanlığı ve TBMM'nin bazı birimleri) tartışsa da, konu oraya gelinceye kadar halkın değişi ile "sabah olur".

--Ayrıca, ömrü bürokraside geçmiş, onlarca "tasarruf genelgesi" uygulamış birisi olarak, genel olarak uygulanan bütün tasarruf genelgelerinde bu kurumlar (Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Başbakanlık vb) geçmişte de hep ayrı tutulmuştur.

--Asıl soru ve konu bir tasarruf genelgesi değerlendirilirken göz önüne alınması gereken konular ne olmalı, nasıl değerlendirilmelidir?

--Bazı Kamu görevlilerinin aldıkları maaşların tartışılması gibi.

--Eğer, aktif bir görevde bulunan bir kamu görevlisi, verdiği kararlar ile ülkenin, bölgenin, sektörün ve geniş kitlelerin kaderini değiştirebilir hatta zarar verebiliyor ise, burada önemli olan aldığı maaş değil verdiği kararlar ile kamuyu ne kadar zarara uğrattığı ya da tam tersine kamuya neler kazandırdığı olmalıdır.

--Örnek, 2021 yılı Türkiye Genel Bütçe Giderleri yaklaşık 1 trilyon 346 milyar liradır. Görüldüğü gibi yapılan harcamalar milyar tl iken, bu harcamayı yapan kamu görevlilere yapılan 5,10,15,20 bin tl'lik maaşları tartışmak, "cambaza bak" demektir.

--İkinci, üçüncü ve daha fazla yerden alınan maaş, huzur hakkı vb gelirleri, olası yolsuzlukları ve suistimalleri görmezlikten gelip, maaşları tartışmanın bir anlamı yoktur.

--Cumhurbaşkanlığı Hükümetinin, 2021 yılı ikinci yarısından sonra uygulamaya koyduğu 2021/14 sayılı tasarruf genelgesini ben çoğu kişiden farklı değerlendireceğimi düşünüyorum.

--O da şöyle:

--Cumhurbaşkanlığı Hükümetince, Resmi Gazetede yayımlanan Kamuda Tasarruf Tedbirleri Genelgesi göre;

--Kamu kurumlarında 2020 yılındaki taşıt sayıları, 2023 sonuna kadar en az yüzde 20 oranında azaltılacak.

--Hizmet binası, lojman, memur evi, kamp, kreş, eğitim, dinlenme ve benzeri ile bunlarla ilgili arsa ve arazi satın alınmayacak, kamulaştırılmayacak, yeni kiralama yapılmayacak ve yeni inşaata başlanmayacak.

--Bunlar gibi konular sayılsa da, bütçe harcamaları gözünden genelgeye ciddi bir şekilde geçmiş deneyimlerden bakılınca, kamunun ciddi bir gelir sorunu ile karşı karşıya olduğunu,

--Geçmişte kamu çalışanlarınca ve kamu olanakları ile verilen birçok hizmetin, kamunun her şeyden el çektirilmesine kadar gitmiş ve birçok hizmetin "özel sektör"den hizmet alımı yoluna gidilmiştir.

--Kamu açık -kapalı otoparklarına bakılınca görülen yabancı en lüks araçların bu genelge ile sınırlandırılacağı, yerli, hatta daha düşük modelli araçlara yöneleceğini görüyoruz.

--Planlı yönetim ve ekonominin görmezlikten gelindiği son 20 yılın ardından, birden kurumlar ve birimler arası koordinasyon yapılıyor.

--Yönetim yasa, yönetmelik, bütçe ve nitelikli kadrolar ile yapılır. Bu süreçler de, gerek kurum içi (teftiş kurulları) ya da Sayıştay gibi kamu kurum ve organlarınca denetlenirdi.

--Özellikle Ak Parti-R.T Erdoğan Cumhurbaşkanlığı hükümetlerince planlama ve denetim yok sayılmış ve göz ardı edilmiştir.

--Ve nihayet, bu genelgeler ile yönetim kendini denetleyecekmiş gibi yapıp, muhalefetin elinde bulunan YEREL YÖNETİMLERİ ve özellikle taşrada oluşturamadığı ve denetleyemediği YEREL BASINI ekonomik ve sosyal yönden baskı altına almayı hedeflemektedir.

--Genelgede, "BASIN VE YAYIN GİDERLERİ" başğı altında, özellikle yerel basının, yerel yönetimlere (Belediyeler) getirilen:

--"Kamu kurum ve kuruluşlarının basını izleme ile ilgili birimleri ve kütüphane dokümantasyon merkezleri hariç hiçbir şekilde günlük gazete alımı yapılmayacak, görev alanı ile ilgili olmayan yayınlara abone olunmayacak.

--İdare faaliyetlerini tanıtmaya yönelik rapor, kitap, dergi, bülten ve benzeri yayınlar basılmayacak, bu dokümanların hazırlanması ve paylaşımı elektronik ortamda yapılacak.

--Kamu kurum ve kuruluşları tarafından bastırılması zorunlu görülen dokümanlar ihtiyaç sayısı kadar bastırılacak ve ekonomik malzeme kullanımı tercih edilecek." kısıtlamalar ile "çanına ot tıkanacaktır".

--Hükümet, denetlediği "Havuz Medyası" ile istediğini yaparken, hem bütçe uygulama genelgesinin kendisine (CB, TBMM) sağladığı ayrıcalıklar ile basın ve yayın organlarını dilediği gibi kullanırken,

--Yerel Yönetimlerin, Belediyelerin çalışmalrını kamuoyuna, hemşerilerine duyurmakta yaşadığı sorunlar varken, bir de bu tür sınırlamalar ile "devede kulak" bile sayılmayacak giderler, kısıtlanıyormuş gibi yapılarak, YEREL BASININ BOĞAZI SIKILMAYA başlanacak, MUHALİF SESLER KESİLECEKTİR.

--Yüz yıllık şanlı Cumhuriyet geçmişinde, "28 Şubat" gibi garabet bir dönemin kısıtlamalarını "başörtüsüne özgürlük" diyerek, meydanları, caddeleri, basın ve yayın organlarını inletenlerin, iktidara geldiklerinin neredeyse 20. yılında, Basına getirmek istediği bu kısıtlamalar, ülkenin ve özgürlük ortamın hayrına olmayacaktır.

--Nasıl bugün "28 Şubat" uygulaması toplumun geniş kesimlerince bugün lanetleniyor ise,

--Cumhurbaşkanlığı Hükümetinin 2021 yılı ikinci yarısında uygulamak istediği BASINA BASKI GENELGESİ DE yıllar sonra YAPANLARIN lanetle anılmasına sebep olacaktır.

--Kamu yönetimini iyi bilenler için, her zaman her işin bir çıkış yolu vardır. Yasalar, sadece görünen delikleri tıkar; oysa bu tür zorlamalar sürer ise, yerel kurumlar, yerel basın da ünlü Komutan Hanibal'ın dediği gibi, "Ya bir yol bulur, ya da bir yol açar".

--Sevinç Eratlay'ın "Nereye Payidar" oyununda ki dizeleri gibi:

"..Nereye Payidar, nereye/ Şefle iyi geçin sende/ Bu gül için sevinsen de/ Çıkmaz bu yol bir yere

Seninkiler direnişte/ Bir sen yoksun içlerinde/ Çıkmaz bu yol bir yere/ Gönlün yoksa ezilmeye/ Sen de katıl direnişe/ İşçilerle, işçilerle, işçilerle el ele"!..

--İşte Hükümetin geldiği nokta, işin çıkmazı burada.

--O yüzden, bu süreçte yerel yönetimlere, destek olabilecek kişi, kuruluş, demokrasiden yana özel girişimci ve güçler;

--YEREL BASININ BOĞAZLANMASINA izin vermemelidir.

--Genelge ekonomik bir krizin göstergesi olduğu kadar, bir yönetim ve demokrasi krizinin olduğunun da net fotoğrafıdır.

--Genelgenin sonunda kaldırıldığı söylenen 2007/3 ve 2008/3 sayılı genelgelere vakti olan bir baksın, ne demek istediğimi göreceklerdir.

YORUM EKLE

banner21