Benim adım Davraz, bir dağdan fazlasıyım görmesini bilene

Benim adım Davraz. Bir dağdan daha fazlasıyım görmesini bilene. Pagan tanrılarından Piskoposlara, Müslüman akıncılardan Horasan Erenlerine birçok inancın izleriyle dolu dört bir yanım. Pagan tapınakları, kiliseler, manastırlar, camiler, türbeler, medreseler ve kervansaraylar konduruldu binlerce yıldır eteklerime. Hepsinde de taşım, toprağım ve harcında suyum var. Bir gün olsun umutsuz koymadım, her kara günde beyaz karlarla örtülü o ışıklı alnıma bakan yürekleri.

Benim adım Davraz, bir dağdan fazlasıyım görmesini bilene

Yusuf Yavuz

Benim adım Davraz. Bugün bulutların eğleştiği doruklarım bir zamanlar içinde balıkların yüzdüğü, türlü su canlısının devinip durduğu bir denizin tabanıydı…

Benim adım Davraz. Milyonlarca yıldır Akdeniz’le Anadolu platosu arasında yükselen bir heybetle güneşin doğuşuna tanıklık ederim. Bir yanım mavi sulara, bir yanım bereketli toprağa gebedir.

Benim adı Davraz. Bir uçtan bir uca coğrafyamda halaya durmuş ulu Torosların bir koluyum. Adımı bana eteklerimde yaşayan insanlar verdi. Kimi uzaktan bakıp iç geçirdi, kimi eteklerime tutunup çarkıfeleğin çemberinden geçip gitti; kimi ise bulutlarla yarışan doruklarımı adımladı.

Dünyaya korku salan kralları da gördüm, yamaçlarımda sürüleriyle dolaşan korkusuz çobanları da. Güneyimde dikilen allı yeşilli giysiler içindeki ak benizli Akdağ’ın ardında ekmeği ve suyu kutsal bilip yaşayıp gidenlerin türkülerini dinledim bol yıldızlı ıssız gecelerde. Patlayan volkanların külleri düştü gövdeme, eteklerime kızgın lavlar. Başıma karlar yağdı, ayaklarıma sular. Göğsümde ulu meşeleri emzirdim, katran ve çamlar uç verdi durmaksızın.

Benim adım Davraz. Kuzeyimden Karun’un görkemli zenginlik öykülerini duydum ki Pers atlılarının nallarıyla eşelenen o bereketli topraklara karışıp gitti. Akdağ’ın ardında yiğit Sagalassosluların dünyayı bir dikişte içmeye susamış bir hırsla Anadolu’ya giren Makedonyalı Büyük İskender’in ordusuna direnişlerini gördüm. Koca çınarların yapraklarından uğuldayıp Yumrutaş’ı aşarak sessizliği bozan bir çığlık oldu; özgürlük aşkıyla dağlara tutkun bir halkın feryadı. Hala unutmadım 500 Sagalassoslu’nun atalarından bir emanet gibi taşıdıkları özgür ruhlarını o karşı tepede dağın, taşın ve coğrafyanın hafızasına emanet edişlerini…

Benim adım Davraz. Destanları da trajedileri koynumda besledim. Ama en çok da ak benizli, al yanaklı kızlarla buğday tenli kavruk oğlanların yaşam aşkıyla birbirine akışına tanıklık etmeyi sevdim, sessizce. Gövdemdeki heybetli karaçamların rüzgârla zeybek oynayışını sessiz bir gururla izledim. Her türlü insan gelip geçti eteklerimden. Her birinin sırrını duydum ama tek bir kelime etmedim milyonlarca yıllık sükûtum verebileceğim en güzel yanıttı çünkü.

Benim adım Davraz. Bir dağdan daha fazlasıyım görmesini bilene. Pagan tanrılarından Piskoposlara, Müslüman akıncılardan Horasan Erenlerine birçok inancın izleriyle dolu dört bir yanım. Pagan tapınakları, kiliseler, manastırlar, camiler, türbeler, medreseler ve kervansaraylar konduruldu binlerce yıldır eteklerime. Hepsinde de taşım, toprağım ve harcında suyum var. Bir gün olsun umutsuz koymadım, her kara günde beyaz karlarla örtülü o ışıklı alnıma bakan yürekleri.

Benim adım Davraz. Bugün göğsümdeki gevenleri söküp yerine lavanta diken, yaylalarımda otlayan keçileri, koyunları kovup kayak merkezi ve oteller yapan yöneticilere anlatacaklarım daha bitmedi. Susmanın da bir konuşma biçimi olduğunu en iyi ben bilirim, milyonlarca yıldır susarak anlattım çünkü. Suyun da, ekmeğin de, yaşamın da en eski tanığıyım çünkü.

Benim adım Davraz. Güneşin battığı yöndeki eteklerimde geniş bir sofra bezi gibi koca Isparta Ovası uzanır. Dört bir yanına diz çöküp, bağdaş kurarak binlerce yıldır bu sofradan beslenen köyler, kasabalar, kentler, insanlar gördüm. Keşişler ya da elçiler, seyyahlar ya da kaçkınlar; cüretkâr âşıklar ya da münzevi dervişler gördüm. Tutkulu bahçıvanlar, çalışkan bağbanlar gördüm.

Ancak bir denizin altındayken başımın üstünde balıkların yüzdüğü günlerden, zirvelerimin bulutlarla yarıştığı günlere uzanan milyonlarca yıllık tanıklığımda en çok son gördüklerime bugün oturmuş şaşkınlıkla ve sessizce ağlıyorum. Suyu ve ekmeği kutsal bilen bu toprakların insanının adım adım betona yenik düşmesine…

Alnıma düşen her kar tanesinin buğday tanesine, gül yaprağına, elmaya, kiraza, üzüme, kavuna ve domatese can olduğunu unutan insanların bağrımı yarmasına, suretimi delik deşik edip toprağımı betona boğmasına içerleyip duruyorum sessizce…

Ağustos’ta iç yangını benim karlarım söndürmedi sanki. Beşikten mezara, eşikten ocağa benim ormanlarım yaşam vermedi sanki binlerce yıllık insanlaşma yolculuğunda…

Benim adım Davraz. Görüp göreceklerim de anlatacaklarım da daha bitmedi…

Benim adım Davraz. Bir dağdan daha fazlasıyım bakıp görmesini bilene…

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner20

banner21