banner9

Karacaören’in suyunda büyük tehlike!

Antalya’ya içme suyu alınacak olan Karacaören Barajı ile ilgili endişeler sürüyor. ‘‘Suda ağır metal kirliliği olmadığı, ancak kanserojen maddelere dönüşebilen toksik organik bileşiklerin tehlike oluşturduğu’’ öğrenildi.

Karacaören’in suyunda büyük tehlike!

Haber: Mustafa Kazım Aydın

Çok tartışmalı bir karar olan Karacaören Barajı’ndan Antalya’ya içme suyu sağlanması projesi, Devlet Su İşleri’nin (DSİ) 26 Şubat’ta yaptığı ihale üzerine bir kez daha hararetle konuşuldu, sonra unutuldu. 

Ben de konuyu geçmişinden bugüne özetleyen, bilim insanlarının ve ekonomik olarak faydalanan kesimlerin çekincelerini yansıtan bir yazı kaleme almış, bazı sorular yöneltmiştim.

Sorular kirlilik durumunu, göl ve çevresindeki tarımsal üretimin nasıl etkilenip değişeceği, bunun nelere yol açacağı ve görünmeyen maliyet olarak tahmini zarar gibi konularla ilgiliydi.

Hiçbir yetkili, ilgili kurum ve kişiden ses çıkmadı, endişeleri giderecek bir açıklama yapılmadı.

Karacaören Baraj göllerindeki kirlilik üzerine çalışmış olan bilim insanlarına ulaşıp bilgi istedim.

Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. İskender Gülle, isteğimi geri çevirmedi ve ciddi emek harcayıp kirlilikle ilgili sorularıma cevap bulabileceğim bilgiler verdi.

Prof. Dr. Gülle’nin ‘‘Karacaören’i Barajı Hakkında Genel Bir Değerlendirme’’ başlığı altında verdiği bililer, Karacaören Baraj Gölü’nde çalışmalar yapan bir bilim insanı, su ve sucul yaşam üzerine çalışan Hidrobiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi olması nedeniyle ayrıca önem arz ediyor.

BARAJLAR YÖRE İÇİN ÇOK ÖNEMLİ

Prof Dr. İskender Gülle, Karacaören Baraj göllerinin fiziki durumunu ve yöre için önemini özetleyerek söze başladı: ‘‘Burdur’un en önemli tatlı su varlıklarından biri olan Karacaören Barajı, turistik özelliği ve eşsiz güzelliği yanında Antalya kenti için içme ve kullanma suyu kaynağı olarak düşünülen ve protokolleri yapılan bir su kaynağıdır. Aslında Karacaören I ve II barajları Isparta’nın kirlettiği, Burdur’un seyrettiği, Antalya’nın tükettiği bir su kütlesidir.

Isparta ve Burdur İlleri arasında yer alan, Bucak ilçemiz sınırlarında bulunan Karacaören I Baraj Gölü, Aksu Nehri üzerinde kurulan yaklaşık 45 kilometrekare büyüklüğünde, en derin yeri 70 metre, ortalama derinliği 27 metre. Karacaören I ve II Baraj gölleri Burdur İl sınırlarında olmasına karşın, sosyo-ekonomik açıdan en az yararlanan il Burdur’dur. En başta Antalya olmak üzere Burdur için de önemli ve hassas bir konu olan barajın, ilerde Bucak veya Burdur’un yaşayacağı su sıkıntısına alternatif bir kaynak olma potansiyeli büyüktür.’’

SULAR 30 YILDA BÖYLE KİRLENDİ

Barajın kirlenme sürecini ve nedenleri sordum. Prof. Dr. Gülle şunları anlattı:

‘‘Baraj gölü, 1990 yılında su tutmaya başladığında suyu içilebilir nitelikteydi. Aradan geçen 30 yılda, özellikle Isparta kentinin kirletici suları başta olmak üzere, 2000’li yıllardan itibaren, Türkiye’de kafes balığı yetiştiriciliğinin en yoğun yapıldığı yerlerden biri haline gelmesi nedeniyle kirlendi. Gölde günümüzde yaklaşık yılda 4 bin-5 bin ton alabalık yetiştirilmektedir.

Antalya’nın en önemli su tedarikçisi olma yolundaki bu baraj gölünde, kirlenmenin ve ‘ötrofikasyon’ sürecinin bir sonucu olarak, halk nazarında ‘yeşerme veya yeşillenme’ olarak da adlandırılan alg patlamaları sıklıkla yaşanmaya başlanmıştır.

2000’li yıllarda ‘microcystis aeruginosa’ isimli ‘siyanobakteri’ ve 2014 yılında ‘peridiniopsis’ isimli bir ‘dinoflagellat’ türü aşırı gelişim göstermiştir. 2020 yılında yoğun şekilde yaşanan ve etkisi aylarca süren bir diğer alg patlaması görülmüş, bu olaya bir tür ‘siyano-bakteri’ olan ‘aphanizomenon flos-aquae’ isimli mikroskobik organizma neden olmuştur.’’

BÜTÜN BUNLAR NE DEMEK?

Peki, İskender hocanın bilimsel isimlerini sıraladığı bakterilerin aşırı derecede artarak koloniler oluşturup, göl suyunda ‘‘yeşerme ve yeşillenme’’ye yol açması ne anlama geliyor?  Prof. Dr. Gülle, bu sorumuzu da şöyle yanıtladı:

‘’Bu organizmalar fosfor ve organik maddece kirletilmiş ortamlarda yoğun olarak gelişir. Gölün su kalitesini bozan bir değişimdir. Bu bozulma ile göl, içinde yüzülemez, kenarında gezilemez, balık avlanamaz, suyu içilemez bir duruma neden olmuştur. Zaman zaman barajın Isparta Çayı girişi başta olmak üzere tamamında kitlesel balık ölümlerine rastlandığı da geçmiş kayıtlarda bulunmaktadır.

Isparta’nın kentsel yüzey akış suları, tam bir arıtımdan geçmemiş deşarj (boşaltım) suları, Kovada Gölü’nün bol fosforlu çıkış suları, Çandır köyü alabalık yetiştiriciliği atıkları ile gölün içinde yapılan kafes balıkçılığı yetiştiriciliğinden kaynaklanan yoğun fosfor ve organik madde içeren atıklar gölde ötrofikasyon (yeşerme) sürecini başlatmıştır.’’

KANSEROJEN MADDE TEHLİKESİ VAR

Bu bilgilerden ne anlamalıyız? Karacaören Baraj Gölü’nden içme ve kullanma suyu alınabilir mi? Alınırsa tehlikesi nedir? Prof. Dr. Gülle, Karacaören Baraj göllerinde insan sağlığını doğrudan etkileyecek ağır bir metal kirliliği olmadığını söyledi, ancak çok daha farklı bir tehlikeye dikkati çekti. Bazı organik bileşiklerin arıtmada kanser yapıcı (kanserojen) maddelere dönüşebileceğini belirten Prof. Dr. Gülle, şu uyarıları yaptı:

‘‘Alg patlamamalarının olduğu bir su ortamından içme-kullanma suyu alınmasındaki en büyük handikaplardan biri de toksik alglerden kaynaklanan hepatotoksinlerin ve organik bileşiklerin klorlama işlemi ile birlikte kanserojen maddeler olan bileşiklere (trihalomethane ve N-nitrosodimethylamine gibi) dönüşmesi olasılığının bulunmasıdır. Genellikle en ileri teknikler ile bile arıtılması son derece zor olan algal patlama ürünleri ve toksinlerinden kaçınmanın en iyi yolu, baraj gölüne girmeden önce sulardan organik madde ve fosfor yüklerinin mümkün olduğunca giderilmesi olacaktır.

Kendi yaptığımız ve diğer bilimsel çalışmalar irdelendiğinde hem Karacaören I, hem de Karacaören II barajlarında ağır metal kirliliği açısından insan sağlığına doğrudan etki edecek düzeyde bir duruma rastlanılmamıştır. Ancak bu suların uzun yıllar kullanılacağı düşünüldüğünde akut etkilerinden ziyade, kronik etkilerinin olumsuzluğu dikkate alınmalıdır. Karacaören I baraj gölü Isparta Çayı’ndan gelen kimyasallar için doğal bir ön arıtma ve çökeltme ortamı vazifesi görmekle birlikte, nihayetinde kirleticilerin Karacaören II barajına da taşınması kaçınılmaz bir durumdur.

DIŞKI KİRLİLİĞİNİN BELİRTİSİ

Son çalışmalarımızdan birinde; Karacaören I Baraj Gölü ile gölü besleyen Isparta Çayı ve Göksu Deresi girişlerinin koliform ve fekal koliform bakteri yoğunluklarının mevsimsel değişimleri izlenerek, rezervuarın maruz kaldığı mikrobiyolojik kirlilik düzeyi belirlenmiş olup; baraj gölünü besleyen Isparta Çayı ve Göksu (Çandır) Deresi toplam koliform ve fekal koliform bakteri sayıları, tüm aylarda, göl içindeki çalışma noktalarına göre oldukça yüksek değerlerde kaydedilmiştir.’’

Burada bir parantez açıp şunu belirteyim: Koliform ve fekal koliform bakterilerin kaynağı insan ve hayvan dışkısıdır; kirliliğin önemli göstergelerindendir.

SULAR ‘KİRLİ’ VE ‘ÇOK KİRLİ’

Prof. Dr. İskender Gülle, göllerin su kalitesi ve bu suların kullanılabilmesi için ne yapılması gerektiğini de şöyle anlattı:

‘‘Yerüstü Su Kalitesi Yönetmeliği, Kıtaiçi Yerüstü Su Kaynaklarının Kalite Kriterleri’ne göre; baraj gölüne giren akarsuların ve gölün mikrobiyolojik açıdan III. ve IV. sınıf su kalitesinde olduğu sonucuna varmış bulunmaktayız.

(III. sınıf su ‘‘kirlenmiş su’’, IV. sınıf su ‘‘çok kirlenmiş su’’ demektir. Bunlar kirlilik derecesi en yüksek iki sınıftır.)

Bilimsel çalışmalarda baraj gölünün kirlilik parametrelerinin alansal ve zamansal değişim gösterdiği tespit edilmiştir. Rekreasyonel aktiviteler, balık yetiştiriciliği, sulama suyu ve enerji üretimi gibi amaçlar için kullanılan baraj gölünün, halen planlandığı kadarıyla, içme suyu kaynağı olarak kullanılabilmesi için mutlak suretle mevcut kirliliğin azaltılmasına yönelik tedbirlerin alınması gerekmektedir. Gölün en önemli kirlilik kaynağı olan Isparta Çayı’ndan gelen atık yüklerinin kaynağında önlenmesine yönelik arıtma tesislerin kurulması şart. Bölgenin özellikle kış aylarında yoğun yağış alması ve arazi eğiminin dik olması nedeniyle baraj çevresindeki köy ve mahalle gibi küçük yerleşim yerlerinin foseptik, ağıl ve ahır atık sularının da sisteme drenajı mutlaka önlenmelidir.’’

a: Isparta Çayı mansabında Peridiniopsis patlaması sırasında yüzey suyunda görülen değişimler.

b: alg patlaması anında doğrudan alınmış göl suyu örneği.

c: göl suyundaki P. cf. cunningtonii hücrelerinin sudaki doğal yoğunluk durumlarının ışık mikroskobu altındaki görüntüsü.

Evsel ve kentsel atıkların baraj gölüne giriş yaptığı Isparta Çayı mansabı (sol) ve yoğun alabalık üretim çiftliklerinden çıkan suları göle taşıyan Göksu Deresi (sağ)

Kirlilik araştırmaları sırasında Isparta Çayı mansabı (solda) ve Göksu Çayı mansabındaki (sağda) kitlesel balık ölümleri böyle görüntülendi.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner20

banner21

banner19