Zehirli Ekonomi

İnsanın veya bir canlının acısı, özellikle ekonomik, sosyal ve hukuki sistemin yanlışlarından kaynaklanıyorsa, bu acıdan herkes sorumludur. İşsizliği, eşitsizliği temel sorun olarak görmeyen, pozitif veya normatif çözümler önermeyen bir bilim de sorumlular arasındadır.

Bu çağda toplumsal yapı, sosyal hizmet yetersizliği gibi nedenler insan yaşamlarına mal oluyorsa, başka hiçbir şey konuşulamaz. Bu konuların konuşulmaması veya sıradan haber gibi konuşulması da toplumun duygusuzlaştığı, patolojik bir duruma işaret eder.

Bugünlerde Hong Kong, İran, Irak, Lübnan, Cezayir, Fransa, İspanya, Şili, Bolivya’da (Romanya, Bulgaristan, Yunanistan’da da gördük, Brezilya ve İngiltere de yakındır),   insanlar sokaklarda. Bu kadar geniş coğrafyadaki sosyal tepkiyi “dış güçler” ayarlıyor olamaz. Kaldı ki, biraz bilimsel düşünce, elverişli sosyal ve siyasi yapı olmadan dış etkenin belirleyici olamayacağını anlayabilir. Fransa’da sarı yelekliler içerisine giren veya yerleştirilen az sayıda grup ortalığı yıkarak, hareketi itibarsızlaştırıyor. Buna rağmen basın yasaklamaya karşı çıkıyor, devletin barışçı protesto gösterisini sağlamak zorunda olduğunu hatırlatıyor. İran’da ise “dini lider” Hamaney, Çin’de veya başka yerde söylenen şablon sözleri tekrarlıyor.

Şili’de ne istediği sorulan bir protestocu, -onur, diye cevap veriyor. Onur ve utanma kavramlarını geçen hafta iki yazarımız da kullandılar, teselli buldum.

Servet, gelir ve statü eşitsizliği bütün dünyada dayanılmaz bir hal alıyor. Batı ülkelerinde asgari ücretler, emeklilik ücretleri yeni nesil ürünleri almaya yetmiyor. Eğitim, sağlık, sosyal hizmetlerin kalitesi arasındaki uçurum her gün artıyor. Yüksek genç işsizliği, bazı ülkelerde ise iş eşitsizliği dayanılmaz bir sorun haline geliyor. İş kalitesi arasındaki uçurum küresel düzeyde büyüyor. Eşitsizlik, yalnızca geçim derdi değil, aynı zamanda onur sorunu olarak algılanmaya başladığı için de tepkiler bütün bir sisteme karşı öfkeye dönüşüyor.

Türkiye gibi ülkeler sosyal devlet hizmetini geç tanıdı, erişim hakkı bile toplumda belirli bir tatmin yarattı. Ancak, son zamanlarda eğitim, sağlık, sosyal hizmetler kalitesi piyasa ücretine bağlı olarak çok farklılaştı. Toplumun bir kesimi, “iyi okul”, “iyi hastane”, “iyi hekim”, “iyi öğretmen”e erişmek için kendini paralıyor

Kralların, senyörlerin kutsal kişiler olarak görüldüğü eski zamanlarda köleleri köle, yoksulu yoksul kalmaya ikna etmek kolaydı. 20. Yüzyıl başında klasik propaganda sansür ve toplumu koşullandıran travmatik sözlerin tekrar edilmesiyle başarılı oldu. Modern propaganda ise kafa karıştırıcı haber bombardımanıyla dikkati ve hafızayı dağıtmayı veya silmeyi başarabiliyor. Rabia Naz, Şule Çet, siyanür veya bir dava konusunu ne olduğunu anlamadan unutabiliyoruz. Bununla birlikte dijital toplum bir biçimde, bir yerden şeffaflığı zorluyor. Şeffaflık dijital çağın özelliklerinden birisi, en azından şimdilik.

Dijital teknoloji ekonomiyi de sosyal yapıyı da değiştirdi, oysa dünyada mevcut siyasi sistemler yüzyıllık sistemler olarak yerinde sayıyor. 1970’lerin kafasıyla bu çağı okuyamayız. Toplum eşitlik isterken, sermaye, siyaset ve medyada tekelleşme sürdürülemez, sermaye ve siyaset pazar ve büyüme derdinde kalamaz. Geleneksel sermaye çözümü popülizmde, kutuplaştırmayla toplumsal dinamizmi durdurmakta gördükçe sorun büyüyecektir.

Zehirli ekonomi küresel sosyal depremi tetiklemiştir. Utanmak için depremi beklemeyelim, yaşamları zehirlenen birkaç insan da yeterlidir.

YORUM EKLE