YAŞAMINIZI HİÇ ÖĞRETMENİNİZ DEĞİŞTİRDİ Mİ?


Evet ya, sizin yaşamınızı hiç öğretmeniniz değiştirdi mi?
Evet, ülkem gibi benim de yaşamımı Öğretmenlerim değiştirdi.
Hem de öyle görevleri gereği okuma-yazma öğreterek değil, elimden
tutarak, yetemediğim yerde ardımda durarak, gerekirse kulağımı çekip,
iki tokat atarak. Beni bir öğrenci değil, beni bir insan görerek,
benim yaşamımı öğretmenlerim değiştirdi.
Evet, bir köy delikanlısı olarak öğretmenlerim yaşamımı değiştirdi,
askerde sürgün ederek, bürokratik yaşamda beni "solcu" diye
damgalayarak "çirkin ördek yavrusu" yapan yöneticilerine karşın
devletimin ve kurumlarının çoğu yöneticileri sayesinde beni de hiç
ihtiyacım olmamasına karşın, devletim adam etti, yetiştirdi.
Toroslarda hali-vakti yerinde bir ailenin oğlu idim. Köy yaşamı
paylaşılarak yaşanan bir yaşamdır. O yüzden, kimin neye gereksinimi
olursa, hısım akraba demeden komşusundan ister, alınır.
Bir gün, köyden bir kadın Annemin, Babamın adını "hala, teyze, yenge,
dayı, amca diye) ünnediğinde avluda ben vardım. (Köy yerlerinde
herkesin "Kör Mehmet, Topal Hasan, Üşengeç Ümmü, Pasaklı Ayşe" gibi
bir lakabı vardır. Öyle seslenilir. Ünnenir.) O gün avluda ben vardım
ve bilmiş bilmiş gelene:
Heee ne var, ne istiyon (herkesin dediği gibi kör/topal/pasaklı/ ... )
Ayşe/Fatma-Ahmet/Mehmet dedikten sonra, kapıya gelenin istediği şeyi
kendim veremeyeceğimden, evdekileri çağırdım.
Ben çağırmasam da evdekiler benim konuşmamı duymuşlar, hemen
merdivenlerden inip, dibimde bitivermiştiler. Gelen ile hoş beş edip,
hal, hatır sorduktan sonra istenileni verdiler; kişi gitti ama Annem
ve Babam ile kapıda ben kalmıştık.
Bana, "sen gelen kişiye ne dedin öyle" diye sorduklarında, baya iyi
bir şey yaptım sanarak sevinmiştim. Babam kulağımı çekip, "bak bundan
sonra, bu avludan kim gelirse gelsin bu evin konuğudur, ona göre
davranacak, dayı, amca, hala, yenge diyeceksin dediğinde, bozulmuş,
kulağımın acısıyla da gözümden yaşlar akmıştı.
Olay bunun ile bitmemişti, hele bir daha böyle bir şey dediğimi
duyarlar ise de, iki tokat yiyeceğimi söyleyince de, o zaman pek bir
şey anlamasam da zamanla, insana insan gibi değer vermenin ne kadar
önemli olduğunu öğrenecektim.
Bu ise benim ilk öğrenmem ve Öğretmen ise ailemdi.
Evimizin yanında hiç oturmadığımız bir ev daha vardı ve ona da bazen
köye gelen öğretmenlerden lojmanda kalamayanlar otururdu.
Köy öğretmeni, imamı ise baş tacı yapılır, oturduğu evden kira
alınmaz, tarladan, bahçeden toplanan sebze, meyve, evdeki yiyecek
içecekler bölüşülür, tencerede pişen yemekten iki tabak paylaşılırdı.
Annem "oğlum" dediği öğretmenlerin çamaşırlarını da bizimkiler ile
birlikte yıkardı. Bazı akşamları birlikte ya da özel davetlerde yenen
yemeklerde ben de sofrada olsam da, su servisi benim görevimdi.
Bütün bunlar, okulda bilemediğim sorudan ya da yaramazlıktan dolayı
kulağımın çekilmesine, iki tokat yememe de engel değildi.
İlk, ortaokul ve lisede hep bir öğretmene teslim edilip, "eti sizin,
kemiği bizim" denilen öğrenci olmuştum.
Ali İhsan Öğretmenim ile başladığım ilk okula, çocukları ortaokula
başlayacağı için tayin isteyip gittiğini lojmana yeni öğretmen olarak
taşındığında görmüş ve öğretmen olduğunu öğrenmiştim onun.
Uzun boylu, bekar öğretmen sırtında bir parka, derslerden sonra okul
bahçesini düzenler, okul binasının sağını solunu boyar, sıvardı.
Ama onu hafızamıza kazıyan şey ise bambaşka bir şeydi.
Rahmetlik büyük dayım askerde öğrendiği tamirciliği, köyde evinin
altına açtığı atölyesinde sürdürüyordu.
Bir gün Halil (Lale) Öğretmenim Korkuteli'den gelen köyün jipinden,
dayımın dükkanına bir şeyler indirdi. Daha sonra da her gün dersler
bitince gelip, dayım ile bir şeyler yapmaya, kesmeye başladılar.
Daha sonra anladım ki, bir kış boyu uğraşılıp Mehmet Özkaya öğretmenim
ile boyanılan şey, Kocatepede ATATÜRK kaidesi imiş!..
Önce, Annem ve Babamın bile okuduğu "eski okul" denilen, daha sonra da
arsasını aldığını aldığım Dedemin verdiği yere yapılan yeni okulun
bahçesine, en sonunda da taşımalı eğitim denilen ucube sistem ile köy
okulu kapatılınca, Köyün bir başka meydanına dikilmişti
öğretmenlerimin ve o zamanki köy delikanlılarının, halkın diktiği bu
KOCATEPEDE ATATÜRK kaidesi.
Yeni kurulan CUMHURİYET için köy, öğretmen ve yurttaş olarak insan çok
önemliydi. O yüzden ilk çıkan yasalardan birisi da, 7 Nisan 1924'de
yürürlüğe girmiş olan 442 Sayılı “KÖY KANUNU" dur.
Halil Öğretmenim, değiştirilmiş, dönüştürülmüş olsa da; kökeni 24
Haziran 1937’de yürürlüğe giren KÖY EĞİTMENLERİ KANUNU ve 1940 yılında
kabul edilen Köy Enstitüleri Kanunu ile açılan bir KÖY ENSTİTÜSÜ
kökenli Öğretmen Lisesinden mezun olmuştu.
Atatürk'e hayranlığı, sevgisi; okulu evi, köyü atayurdu sayması, bekar
olmasına karşın bizleri yavruları gibi görmesinin sebebi, bu
sevgilerdi.
Ve ben her öğretmenler gününde, savrulan Atatürk Cumhuriyeti gibi
savrulan o Kocatepe'de ATATÜRK kaidesini, Mahmut Hocam'ın
(Av.M.AKINCI) okuyun diye koltuğunun altında getirdiği roman-öykü
kitaplarını, dersi dinlediğimi bilen, ama evde tekrar etmediğim için
sınavda kırık not almam için çırpınan Halil Öğretmen'imi (H.AVCI),
sonsuzluğa uğurladığımız ve bizi sosyoloji-felsefe-mantık ile
tanıştıran ve sevdiren Bahri Hocam'ı (B.ERGÜN), sınıfta öğretmen,
dışarıda arkadaş Feyza Hocam'ı (F.GENCER AYTAN) ve üniversiteden tutun
da, yıllara meydan okuyuşuna hayran olduğum 21. yy için Planlama Grubu
Lideri, DPT'nin kurucu Müsteşarı ve Ankara Üniversitesi Siyasal'ın
efsane hocalarından Prof.Dr. Bilsay KURUÇ'u ve adını sayamadığım
öğretmenlerimi anımsarım.
Hep biraz içim burkulur. Biz bu öğretmenlerimizin özverilerini hak
ettik mi, bu özverilere borcumuzu ödedik mi diye düşünürüm.
En sonunda da Afyon-Dinar-Sütlüce köyünün 24 yaşında ölmeden önce
öğrencilerine seslenişinden esinlenerek, Ceyhun Atıf Kansu'nun yazdığı
ve Köy Öğretmeni Şefik SINIĞ'a ithaf ettiği dizeler gelir aklıma.
Ve ağlarım. Bilemem ki bu güzel Ülkemin, güzel yurtsever insanları
için gözyaşlarım, bir umut çiçeği açtırır mı?
"Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum/ Bütün çiçekleri getirin buraya,/
Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,/ Kaya diplerinde açmış
çiğdemlere benzer/ BÜTÜN KÖY ÇOCUKLARINI getirin buraya,/ Son bir ders
vereceğim onlara,/ Son şarkımı söyleyeceğim,/ Getirin getirin...ve
sonra öleceğim."
Kaya diplerinde biten Çiğdemler gibi Bütün Köy Çocukları adına o
mübarek ellerinizden, ellerinizden öpüyorum ÖĞRETMENLERİM!..
Öğretmenlerim, ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜZ kutlu olsun!..

YORUM EKLE

banner20

banner21