SU-KÜLTÜR-ETİK

Antalya Kültür Sanat Bizim Sayfiyelerimiz sergisinin 28 Temmuz’da kapanmasıyla bir sezonu daha geride bıraktı. Eylül’de yeni sezona 4 yaşını tamamlamış bir kurum olarak başlayacak. Hazır kapanmışken, sezon başında “etik olmadığı” iddiasıyla eleştirildiğimiz bir konuya değinmek  istiyorum.   Bazı etkinlikleri ücretli yapmamız üzerine gösterilen bu tepki hakkındaki kişisel -ATSO ve ATSO Vakfı’nı asla bağlamayan-  düşüncelerim şöyle:   

Önce bir soru: ‘Yaşam hakkı’nın gereği olan temiz içme suyunu parayla satın almaktan gocunmayanlar neden her aşaması maliyet gerektiren kültür ürününe para vermek istemez?  Allah’ın verdiği su ve toprak (yakında hava) paralı da, bilgi, emek, donanım, işgücü gibi binbir aşamadan geçerek ortaya çıkan ürün neden parasız?  O ürünün fikir sahibi, üretimine katılanlar, ulaştıranlar, sunum için ortam yaratanlar’ın emekleri neden karşılıksız?  İçme suyuna parasız sahip olamadığımız bir dünyada kitaba, sergiye, konferansa, konsere bir bedel ödemeden ulaşma talebi, yaşadığımız düzen içinde hem anlamsız, hem de emeğe ve üretime saygısızlık değil mi?   

Bileti 7.000 bin TL olan Jennifer Lopez konserinden söz etmiyoruz, buna kimse itiraz etmiyor zaten. İtiraz edilen, sürekli kültür hizmeti veren kurumların aldığı 10-20 TL gibi kahve parasıyla kıyaslanabilecek küçük katkılar.  Oysa bu kurumlar, kamu,vakıf veya özel sektör, bu ürünlerin maliyetlerini zaten karşılıyor, sürekliliğini sağlıyor, bunun için personel istihdam ediyor, su-elektrik ve hatta -çok komik ama- emlak vergisi üzerinden %10 da kültüre katkı payı ödüyorlar. O sergiden, o gösterimden, o konserden para kazanmayı, maliyetini çıkarıp kâr etmeyi  filan beklemiyorlar, zaten bu mümkün değil; Louvre Müzesi bile gişe gelirinden yıllık işletme giderinin en çok %30’unu karşılayabiliyor.  

Ama bu küçük ücretler -katkı payı diyelim-, çok önemli başka şeylere yarıyor. Bir kere, sözkonusu ürüne para ödeyerek ulaşan kişi, aldığı ürün ve hizmetle ilgili daha çok şey talep etme ve itiraz etme hakkına da sahip oluyor, bunun kalite üzerinde önemli etkisi var. İkincisi, bu küçük katkılar bir tür kitle fonlaması (crowd funding) yerine geçiyor, projelerin sürekliliğini kolaylaştırıyor. Masrafı düşük bir etkinliğe yapılan katkılarla, -bütçede öngörülmemiş- bir başka etkinlik ücretsiz yapılabiliyor. Katkı sahibi izleyici, “falan sanatçıyı da davet edin” diyebiliyor, iki ay sonra bu talebi gerçekleştiğinde artık orayı kendi yeri belliyor, aidiyet ve sahiplilik artıyor. Nihayet en önemlisi,  izleyicisi-takipçisi tarafından sahiplenilen kurumlar yatırımcısından/sahibinden bağımsızlaşıyor, sadece filanca belediyenin veya vakfın değil, kentin kurumu haline geliyor.  Kent ne kadar sahiplenirse, kurum sahipleri  bir tasarrufta bulunurken o kadar çok düşünüyor, o kadar dikkatli oluyorlar. Biraz ileri gittiğimin farkındayım: sansürsüz, baskısız, çok katmanlı sanatın ve özgürleşmenin yolu bu 10-20 TL’larla açılıyor.  Bu, Lopez’in pek kıskandığım 7bin TL’lık biletlerinin açtığından farklı bir yol. 

Yani bence asıl etik olmayan, kültür-sanat işlerine para ödemeyi “etik olarak doğru bulmuyorum” demek.  Etik olan bu kahve paralarıyla talep etme hakkını kazanmak, kurumu sahiplenmek, çok sayıda nitelikli projenin, ücretsiz etkinliğin ve hatta kültür ürününe hiç ulaşamamışların yolunu açmaktır. 

Ücretsiz su için mücadele ise etik filan değil, düpedüz yaşamsaldır. Su hakkımız için mücadele ederken kültüre katkı yapmaya devam edelim. Kendimizi daha ahlâklı hissederiz.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ümit Karakaya
Ümit Karakaya - 3 hafta Önce

Son derece yerinde ve kararında bir fikir yazısı. Emeğinize, yüreğinize, küleminize sağlık. Yerden göğe kadar hakkınız var. "Sansürsüz, baskısız, çok katmanlı sanatın ve özgürleşmenin yolu bu 10-20 TL’larla açılıyor. Asıl etik olmayan, kültür-sanat işlerine para ödemeyi “etik olarak doğru bulmuyorum” sanatçı bir ürününü emeksiz,bedelsiz sıfır maliyetle üretmiyor. Türkiye şartlarında bu maliyeti sanatseverden çıkarma gibi bir derdi zaten yok. Olmaz. Olamaz da... Ancak sanatla ilgisi olanın da bunun farkındalığında olması gerekmez mi? En azından küçücük de olsa bir bedel ödemediğimiz hizmetin kıymetini bilen bir kültüre sahip olana kadar....

Mustafa Cansız
Mustafa Cansız - 3 hafta Önce

Bedava kitap alamayız. Sinemaya gidemeyiz. Bunlar da kültür etkinliği. O halde sergiler de söyleşiler de paralı olmalı. Hem o zaman değeri artacaktır. Afedersiniz ama "Kültür etkinliğinin paralı olmasını etik bulmuyorum." demek boş konuşmaktan öte bir şey değil. Kültüre bir nebze olsa tüteticiler olarak biz de katkı yaparsak öykündüğümüz uygarlığa ulaşma yolunda küçük de olsa bir adım atmış oluruz. Bazı kurumların kültür anlamında bedava sunduğu bir takım etkinlikler, kültür faaliyeti değildir, kendilerince bir şeyler empoze etmek isteğidir.

Yavuz ali sakarya
Yavuz ali sakarya - 3 hafta Önce

Midenin açlığı kadar beynin açlığı da önemli. Midesel açlık hayvansal, beyinsel açlık insansaldır. Kültür ve sanat beynin açlığını karşılar. Ekmek su alır gibi bakmak gerek. Bir çeşit kendine yatırımdır.

Nilufer Ağırdır
Nilufer Ağırdır - 3 hafta Önce

Cok yerinde bir açıklama. Tükettigi kultur sanat ürunünun bir maliyeti ve bedeli olduğunun bilincini taşiyarak bu kadar kaliteli urunlere bu kadar sembolik maliyetlerle ulaşabildiğimize şukrediyorum. Bu ürünlerdir icinde bunaldığımız kalitesizliklerden bizi çekip çıkarıyor ve iyi hissettiriyor. Emekleriniz için şükranlarımi sunuyorum.
Nilufer

Serap Özer
Serap Özer - 3 hafta Önce

Gerçeklere ve doğru söze ne denilebilir ki?
Emeğinize sağlık..Başarılı çalışmalarınızın devamını diliyorum..Sevgiler..