Söylesem Tesiri Yok

Yaz bitti, Antalya Kültür Sanat Eylül sonunda kapılarını açtı. “Başka dünya tasavvurları”na değinen üç sergiyle birlikte atölyeler, söyleşiler, belgeseller, seminerler programa yerleşti. Bu sezon olabildiğince iklim krizine, krizi doğuran nedenlere ve -bence geri dönüşü olmayan- bu ‘yok olma çağı’nda geliştirilen yeni arayışlara odaklanıyoruz. “İklimi değil sistemi değiştir” sloganı bu kadar yakıcı, sistemi değiştirmenin yolları tıkalı ve  “başka/yeni dünya tasavvuru”ndan başka çare kalmamışken bari konuşalım, belki vicdanımız rahatlar…

AKS Felsefe Konuşmaları kuşağında 5 Ekim Cumartesi günü gerçekleşen söyleşi de aynı kapsamdaydı. “Vicdan, Ahlâk ve Toplumsallık” başlıklı söyleşiye Ankara Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden Prof.Dr. Hamdi Bravo ve Akdeniz Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Gönül Demez katıldılar. Dolu dolu, bol tartışmalı bir buluşma oldu; çıkışta birkaç kişinin kafalarının daha çok karıştığından söz ettiklerini duydum.

Çok kaba ve eksik özet için konuşmacılarımızdan özür dileyerek:  Vicdan ve ahlâk toplumdan kaynaklanıyor ama vicdan içimizde, ahlâk toplumda tezahür ediyor. Topluluk evrilip normlar değiştikçe ahlâk algısı da değişiyor, ahlâksızlık da… Benim ahlâksızlık dediğim şeyin gençlere pek normal gelmesi bu yüzden. Topluluklar da değişken, komşularımızla başka, işyerinde başka bir değerler bütünü devreye giriyor, iş ahlâkı diye başlı başına bir kavram bile var. Ahlâki normların sınırını topluluğun çıkarları belirliyor.  Topluluk çıkarıyla ters düşen bir norm ahlâki olmaktan çıkıyor, ona uyulmamasını kimse ayıplamıyor. Vicdan da bireysel tehditte harekete geçiyor, “ya bir gün benim de başıma gelirse” endişesiyle karşımızdakine vicdanlı davranıyoruz.

Ahlâksızları ayıplayıp, toplumdan utanmalarını beklerken vicdansızların kendilerinden -belki  tanrıdan- utanmalarını istiyoruz.  Ahlâksızlıkla ‘suç’ arasındaki çizgi ince ve kaygan, hatta kaypak. Meselâ biz bunları konuşurken, 5 Ekim’de “Kazdağları ve Geleceğimiz İçin” İstanbul’dan Ankara’ya yürüyüşe başlayan gençler gözaltına alınmış: Geleceği kurtarmak için harekete geçmek toplum çıkarını koruyan çok ahlâklı bir davranışken suç sayılmış. Şaşırmadık, sosyal tarihimizde bunun pek çok örneği var.   

Öğrendiklerimin üzerinden geçince benim de kafam karıştı. Hayatımızın ölümden sonraki ikinci gerçeği, bu gidişle dünyanın tez zamanda yok olacağı iken ve bu gidişata neden dur diyemediğimizi anlamıyorum. Geçtim toplumsal ve kişisel tehditten, düpedüz topyekûn yaşamsal tehdit içindeyken ahlâk ve vicdanımız neden devreye girmiyor? Evet, “Yokoluş İsyanı” dünyada giderek büyüyor, sivil aktivistlerin sayısı artıyor ama biliyoruz ki bu tehlike eylemlerle ortadan kalkmayacak; eylemler yalnızca toplumsal farkındalığı tetiklemeye yarıyor.  Büyük kalabalıkları oluşturan bizlerin tetiklenip yaşama biçimimizi değiştirmekten başka çaremiz yok. Pet şişeden su içmeyi,  tek kullanımlık plastiklere rağbet etmeyi, plastik poşeti, özel arabalarımızı,  mermer mutfak tezgâhlarımızı, düğünlerde altın takma huyumuzu, ikide bir telefon değiştirmeyi, sigaramızı kumda söndürmeyi, yeşil alanlara kene gibi uzanan şık konutları ve benzeri yüzlerce kötü alışkanlığımızı reddetmezsek çocuklarımıza, torunlarımıza bırakacağımız en büyük miras sadece büyük felâket olacak.  Bu gerçeklik karşısında neden utanmıyoruz ve harekete geçersek neden suçluyuz?  

Birkaç gün önce enerji bakanı Kuzey Kıbrıs’ta petrol aranmasını “enerji ihtiyacımızın %30’unu karşılayacağız inşallah” diye izah etti. Bence talihsiz ve ahlâksız bir açıklama. Yaşadığımız yok oluş sürecinde ahlâklı olan, bir enerji bakanının “aldığımız önlemlerle enerji ihtiyacımızı %30 düşürebildik” demesi değil mi?  Öte yandan, hadi o önlem almadı, bizim hiç aklımız yok mu ki yasaklanmasını bekliyoruz? Kendi özgür irademizle daha az tüketebilmek çok mu zor, kişisel çıkarlarımıza tehdit mi, paramız mı çok, anlamıyorum.  

Zaten yasalar toplumun talebiyle çıkar (kendi arabanda yalnızken sigara içme yasağı kimin talebi diye merak ediyoruz) , yasa çıksın da uyalım diye beklenmez.  Halbuki yasa koyucu’nun daha ince işleri, başka öncelikleri var. 

Ve zaten savaştayız, ne söylesem anlamsız, biliyorum bilmesine de, susmaya da gönül razı gelmiyor.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Perviz Özddündar
Perviz Özddündar - 1 ay Önce

Bir solukta okudum.. Altına imzamı koydum desem, asıl hatırlayıp, ıygulaması gerekenler de, soluksuz okusada etkilenip birazcık vicdanları ve ahlaki değerlerini devreye koyabilseler ama hala umutsuz değilim!

fadime gündoğdu demirtaş.
fadime gündoğdu demirtaş. - 1 ay Önce

Aynı düşünceleri taşıyarak, aynı şeyleri hissederek okudum. Sürekli soru soruyorum. Neden? Nasıl bu kadar vicdansız olabiliyorlar? Örneğin Kazdağlarıni yönetmelerine nasıl izin verebiliyorlar? Bu hakkı nasıl kendilerinde görebiliyorlar? Yazık.