Sessizlik

‘Biliyordum’ demeyi pek sevmem. Çünkü gazetecinin görevi, ‘Biliyordum’ demeden önce bildiklerini kamuoyuyla paylaşmaktır. Beni tanıyanlar iyi bilir, yazılabilecek her şeyi yazarım. Ancak bu kez öyle yapmadım. İlk kez gazeteciliği ikinci plana attım.

Zeki Yıldırım’ın kadro dışı kalmasında sessiz kaldım çünkü bundan en çok futbolcunun kendisi zarar görecekti. Sadece bu sene değil, daha önceki senelerde de yaşanan ilginç olaylar var. Ancak bu konulara hiç girmeyeceğim. Dediğim gibi Zeki daha fazla zarar görmesin. Taraftarın gözündeki yerini kaybetmesin.

Kulübün uzun süre sessiz kalmasını da futbolcusunu koruma refleksi olarak yorumluyorum. Çünkü görülen o ki Başkan Ali Şafak Öztürk açıklama yaptıktan sonra pek çok kişinin fikri değişti. Kulübe karşı yapılan hataları görenlerin sayısı bir hayli arttı.

Düşünmeden edemiyorum;

Yelek yere fırlatıldığında özür dilenemez miydi?

Başkanın odasının kapısı çarpılmayacak kadar duygulara hakim olunamaz mıydı?

Atilla Vehbi Konuk Tesisleri’nde ısrarcı olunana kadar kadro dışı olan diğer futbolcu Yekta Kurtuluş ile birlikte Hasan Subaşı Tesisleri’nde çalışmak kabul edilemez miydi?

Ya da gidilmemesi gereken tesislerin kapısında birkaç dakika bekletilmesi sebebiyle kopan yaygara engellenemez miydi?

İşte ‘keşke’den öteye geçmeyecek düşünceler…

Burada bunlar yaşanırken takımdan sessiz sedasız ayrılan bir ‘Antalyalı’ futbolcu vardı.

Osman Çelik…

Kimilerine göre beklediği şansı bulamadı, kimilerine göre bulduğu şansı değerlendiremedi. Ancak net olan bir şey vardı, o da giderken başı dikti. Giderken ne kendisine kötü söz eden bir kişi çıktı ne de takımda düşünülmediği için kulübü eleştiren… Sırf çok sevdiği Antalyaspor zarar görmesin diye aldığı maaştan daha düşük bir ücrete Erzurumspor’un yolunu tuttu. Hak etmediği 5 kuruş para da talep etmedi. Osman profesyonelce değil, amatörce davrandı ve ‘önce kulübüm’ dedi. Ya ‘profesyonelim söke söke paramı alırım’ diyeceksin ya da ‘burası benim evim’ deyip parayı sorun etmeyeceksin.

Bravo sana Antalyalı çocuk!

YORUM EKLE