Ruhsal iklim krizi

İklimi, coğrafyası, dağı, ovası olağanüstü bir krizin ortasında olan insanımızın ruh iklimi de bir tür “ruhsal iklim krizi” yaşıyor adeta. Tıpkı aşırı kuraklık ve ihmaller zincirinden dolayı her an yanmaya hazır olan ormanlarımız gibi sosyal ve toplumsal olaylar karşısında da insanımızı birden alev almaya, birbirini ötekileştirmeye ve hatta söylemeye dilim varmıyor ama birbirini yok edecek kadar nefret söylemi yaymaya kadar gelmiş durumda. Tıpkı Covid-19 pandemisi sürecinde olduğu gibi orman yangınlarının yoğunlaştığı son 10 gün boyunca da safsata ve kirli bilgi mekanizması gerçek bilgiyi görünen alandan uzaklaştırmak için bütün gücüyle çalıştı…

Türkiye yaklaşık 10 gündür daha önce benzeri görülmedik şekilde büyük alanlarda etkili olan ve eş zamanlı başlayan orman yangınlarıyla boğuşuyor.

Tüm ülkenin ciğerlerini yakan orman yangınları aslında bir sonuç ancak bu ağır sonucun tek bir nedeni yok elbette.

Günlerdir can yakıcı sonuçların tam ortasında adeta toplumsal bir cinnet halinde nedenler tartışılıyor ancak çoğunlukla gerçek nedenlerden ve gerçek bilgilerden çok akıl tutulmasının ürünleri olan safsata mekanizması çok daha hızlı yayılıyor.

Geçtiğimiz yıl Sibirya’da, Ural Dağlarında günlerce ormanlar yandı, buzullaşmış topraklar eridi, Türkiye’de birkaç haber dışında hiç kimsenin umurunda olmadı. Detaylar için bakınız: (https://gazeteciyazaryusufyavuzblog.wordpress.com/2020/07/18/sibiryada-sicaklik-38-dereceyi-gordu-urallar-yaniyor/)

Sibirya bu yıl da son bir haftadır yine yangınlarla boğuşuyor ve 30 Temmuz 2021 tarihi itibari ile Fransa’nın 5 katı büyüklüğünde olan yaklaşık 1,5 milyon hektarlık alanın yandığı kaydediliyor: (https://tr.euronews.com/2021/07/30/sibirya-da-orman-yang-nlar-1-5-milyon-hektarl-k-alan-kule-dondu)

Kuraklık tüm dünyayı etkisi altına alan bir gerçek. Türkiye’de 11 yıl (2007-2018) Ormanlardan sorumlu bakanlık koltuğunda oturan Veysel Eroğlu, NASA’nın Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölge için yaptığı kuraklık uyarısını, “NASA’nın meteorolojik hava tahminleri, bizim gerimizde, geçen yıl yaptıkları tahminleri tutmadı mesela. Bizim teknolojimiz onlardan ileri. NASA da kim oluyor? Onlar global ve kuşbakışı bakıyor iklim verilerine. Biz noktasal ve bölgesel tahminler yapıyoruz” sözleriyle karşılamıştı: (https://odatv4.com/turkiye-kurakliga-boyle-hazirlaniyor--0509171200.html)

2019’da Norveç’in buzullarla kaplı bölgelerinde 200 kadar ren geyiği açlıktan öldü. Ülkedeki ren geyikleri son 20 yılda yüzde 56 oranında azaldı. Norveç’in Svalbard bölgesinin son yıllarda gezegenin geri kalanına göre iki kat daha fazla ısındığı kaydedildi. Olağanüstü iklim olayları buzul bölgesine adapte olmuş bu canlı türünün yaşam koşullarını kökünden sarstı. Daha fazla ayrıntı için: (https://gazeteciyazaryusufyavuzblog.wordpress.com/2019/08/29/turkiye-ormanlarini-yok-ederek-iklim-kriziyle-bas-edebilir-mi/)

Türkiye’nin 2023’te dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olacağı iddiasıyla özel sektöre açılan doğal varlıklar, ormanından dağına, taşından suyuna birer birer parsellenmeye başlanırken özellikle tarıma dayalı kırsal nüfus yaşam alanlarından ya koparıldı ya da bulundukları yerde zor koşullarda yaşamaya mahkûm edildi. Kırsal nüfusla birlikte kırsalın kendisi de doğrudan doğal varlıklar üzerinden zenginleşmekten başka bir üretim yolu bilmeyen sermayeye peşkeş çekildi.

Ormanlar “odun”, dağlar “maden”, dereler-çaylar “HES”, ovalar-tarım arazileri termik santral ve JES’lerle dolduruldu. Kalkınma ve büyüme yalanıyla hem cebi boşaltılan hem de bugünü ve geleceği çalınan halk, birer toplama kampına dönüştürülen metropollerde, taşra kentlerinde şimdi kendi gerçekliğinden koparılmış bir hayatın içinde, iktidarın her türlü sorumluluğunu ört bas edecek türden bir hurafe bulamacının içinde kıvranıp duruyor.

Covid-19 pandemisinin yaygınlık kazandığı ilk dönemlerden itibaren ortaya çıkan bilgi kirliliği ve ortaya saçılan safsata hızla yayarak ülkeye ve topluma büyük zararlar verilmesine yol açan mekanizma, orman yangınlarının en yoğunlaştığı dönem olan geçtiğimiz hafta boyunca da boş durmadı.

İnsan yaşadığı coğrafyaya benzer klişesi birçok alanda tekrarlanır durur ama bu tamamıyla gerçeklik payı olan bir söylemdir bana göre. Küresel iklim krizi gerçeğini kavrayamayan, soyut çıkar kavramı hakkında hiçbir fikri olmayan, “çıkar” denildiğinde sadece kişisel olarak cebine girecek, kendi somut yararına dokunacak şeylere odaklanan insan tipi, tıpkı yaşadığı coğrafyanın başına gelen yıkımın bir benzerini yaşıyor.

İklimi, coğrafyası, dağı, ovası olağanüstü bir krizin ortasında olan insanımızın ruh iklimi de bir tür “ruhsal iklim krizi” yaşıyor adeta. Her türlü yönlendirmeye açık, her türlü yalanı ve safsatayı yaymaya hazır, önüne konan her türlü kirli bilgi zehrini bir dikişte içmeye hazır bir kitle yaratıldı.

İşte bu ruhsal iklim krizi, tıpkı aşırı kuraklık ve ihmaller zincirinden dolayı her an yanmaya hazır olan ormanlarımız gibi sosyal ve toplumsal olaylar karşısında da insanımızı birden alev almaya, birbirini ötekileştirmeye ve hatta söylemeye dilim varmıyor ama birbirini yok edecek kadar nefret söylemi yaymaya kadar gelmiş durumda.

Türk toplumu birçok nedene bağlı olarak saplandığı bu balçıktan kendini sıyırmazsa ortaya çıkacak toplumsal yangın bütün yangınlardan daha ağır sonuçlar doğurabilir.

YORUM EKLE