“Milli olabilmek için önce millet olmalı”

Aynı ırk, dil, dinden gelen bir topluluk içerisinde asiller, köleler veya bir araya gelemeyen gruplar varsa bu topluluk ulus veya millet değildir. Modern ulus veya millet, kader birliğidir, ortak mirastır, kültürdür, kimliktir, ortak ahlaki değerlerdir, ortak çıkarlar ve dayanışmadır, eşit yurttaşlık hakları ve onurudur, aidiyet duygusudur. Ulus veya millet, eşit ve özgür yurttaş kimliğinin ailevi, etnik, dini, bölgesel aidiyetlerden daha önemli olmasıdır. 

Bir ulusun ortak kurucuları, kahramanları, ulusun birlikte saygı duyduğu büyük edebiyatçıları, bilim adamları, sanatçıları olmalıdır. Bir ulusun dokunulmaz güçte yazarları, sanatçıları, düşün ve bilim insanları olmalıdır. Bir ulusun tarihteki büyük edebiyatçılarının, bilim adamlarının, sanatçılarının mezarlarının yer aldığı ortak mezarlığı olmalıdır. Bir ulusun felsefe, hukuk, bilim, kültür ve sanat alanında asgari düzeyde de olsa ortak anlayışları olmalıdır.

İletişim her sosyal sistemin temelidir. Bir ulus ortak iletişim sistemi olan bir topluluktur. Bir ulusun birlikte saygı duyduğu bağımsız gazeteleri ve gazetecileri olmalıdır. Bir ulusun ortak gündemi, ortak tartışması, ortak akıl yürütmesi ve ortak kararları olmalıdır. Bir ulusun siyaset üstü kurumları, değerleri olmalıdır. Bir ulusun eğitim, güvenlik, din ve hukuk kurumları siyaset üzeri olmalıdır. Bir ulusun ortak sevgi ve saygı kuralları olmalıdır. Bir ulusun bağımsız kurumları, bağımsız yargıçları olmalıdır. Bir ulusun sivil toplumu olmalıdır. Bir ulusun her bir yurttaşı kendisinin ülke kaderinden sorumlu olduğunu, ülke kaderi üzerinde her gün söz hakkı olduğunu hissetmelidir.

Bunlar olmadan millet, millet olmadan milli olamaz.

Batı dünyasında ulus oluşumu, Aydınlanma felsefesiyle hümanizmin, insan ve yaşam sevgi ve saygısının, insan onurunun ve eşit yurttaşlık haklarının öneminin, özgürlüğün aklın ve ahlakın temeli olduğunun anlaşılmasıyla başlamıştır. İnsanlığın ilerlemesini sağlayan bu süreçte kent kültürünün gelişmesi, ticaret ve sanayi burjuvazisinin güçlenmesi, bilgi üretiminin gelişmesi ve sosyal yapı değişimi bütünün parçalarıdır.

Batı dünyasındaki bu süreci fazla idealleştirmeye de gerek yok, çünkü uluslaşma enerjisi çok geçmeden yeni ve büyük savaşları da beraberinde getirdi. Birinci sanayileşme ve küreselleşme dalgasının bitişiyle Aydınlanma yerini karanlığa ve arka arkaya gelen iki büyük savaşa bıraktı. Birincisi 20, ikincisi 60-70 milyon kişinin ölümüne yol açtı (Bu nedenle Avrupa’da “milli” kavramı bizdeki gibi kullanılmaz).

Batı dünyasının günahlarına bakarak teselli bulmak yerine, çağdaş uygarlık kavramını anlamaya ve daha iyisini yaparak örnek olmaya çalışmalıyız. Oysa 150 yıl önceki tartışmalardan, 1947’de ülkemize biçilen elbisenin cehaletinden bir adım daha ileri gitmiş değiliz. Cumhuriyetimizin kurucularının ulus yaratma projesi eksik ve yarım kalmıştır.  150 yıldan bu yana uluslaşma, bilim, adalet, ahlak, özgürlük gibi en temel konular, küçük kapalı grupların denemelerinden veya çoğunlukla yüzeysel ezberlerinden daha ileri düzeyde ele alınmamıştır. Ülkemizin düşünsel çabaları 1860’lardaki ve 1940’lardaki tercüme hamlelerinden öteye geçememiştir.  Aydınlanma ve uluslaşma için gerekli felsefi, düşünsel ilerleme hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. Yaşam sevgisi, doğa sevgisi, insan sevgisi, bilgi sevgisi kültürü oluşmamıştır. Özgürlük-akıl-bilgi-ahlak bütünlüğü anlaşılamamıştır. Bunların teorisi, yazını bile yokluk derecesindedir. Bilgi ve ahlakı doğuracak özgür, sistemli, sürekli tartışma-üretim ortamı hiçbir zaman kalıcı olmamıştır. “Türk aydınlanması” üzerine yazının yoksulluğu ortadadır.

Ulus, uluslaşma gibi kavramları 150 yıldan bu yana “dost-düşman”, “bizden olanlar-bizden olmayanlar” gözlüğüyle anlıyor ve kullanıyoruz. Bu bakış soğuk savaş yapılanmasıyla ülke dışından daha çok ülke içinde geçerli bir anlayışa veya iktidar sistemine dönüşmüştür. Asırlar boyunca devam eden Yeniçeri Ocağı geleneği neredeyse değişmeden devam etmiş, dış ittifaklarla güçlenmiş ve uluslaşmayı engelleyen bir sisteme dönüşmüştür.

Konu millet ve milli kavramlarının gelişigüzel kullanılmasından ibaret değildir. Hukuk temelli ulus devlet, özgür, ahlaklı ve onurlu insan olmayı sağlayan bir sistemdir. Bu sistem oluşmadığında uluslaşma süreci yerini çözülmeye, dağılmaya, etnik, dini, ideolojik gruplaşmalara bırakır. Kurumlar kurum olma özelliğini kaybeder. Ortak değerler, sevgi ve saygı duyguları, toplumsal bilinç veya vicdan kaybolur.

Daha önce yazdığımız gibi dünyada “dijital orta çağ” dağılması, ulusların kutuplaşmayla erimesi dönemini yaşıyoruz. Eğitim ve hukuk düzeyi yüksek, kurumları güçlü, demokratik uluslar bu dönemi erimeden aşabilir, küresel sisteme de geçebilirler.

Ulus, millet, milli kavramlarını yeniden, ciddi biçimde düşünme zamanıdır.

YORUM EKLE

banner20

banner21