“Kültür ve Sanat Şehrinden” Notlar

Yerel seçim sürecinde kaleme aldığım bir yazıda, vatandaşın beş yıllığına görev başına getireceği başkan adayında aradığı kriterleri masaya yatırmış ve “beka” ile “ekonomi” arasına sıkışan bir literatürde kültür ve sanatın ne kadar yer kapladığı sorusunu sormuştum.

Seçimler sona erdi, artık yeni bir başkanımız var; ama soru güncelliğini koruyor.

. . .

Sosyal medyada bir vatandaş, epeyce beğeni alan bir yorumda bulunuyor. Söze Başkan’ın icraatlarını eleştirerek başlıyor ve lafı -nedense!- festivale getiriyor:

“Hiçbir şey yapmadıysa da Altın Portakal’a başlıyormuş ya!”

Tepkili yurttaşımız ve yorumu beğenen topluluğa göre kültürel bir organizasyon, diğer vaatlerin yanında sadece “göz boyamaya” yarayan bir araç! Bu durumu münferit bir vaka olarak nitelendirebilir miyiz, yoksa genelin bakışından izler taşıdığını öne sürebilir miyiz?

. . .

Sorunların yoksul ve geniş kitleler için dayanılmaz boyutlara ulaştığının bilincinde olmakla birlikte, bir kenti yarına ulaştıracak olanın ekonomi ve politikanın yanında (ve onlardan aşağı kalmamak üzere) kültürel birikim olduğuna inananlardanım. Durumlara -yalnızca- sosyal medyada tepki gösteren grupların burun kıvırdığı bir festivalin, bu kentin en önemli sanatsal birikimlerinden olduğunu ve o “post modern” deyişle söylersek Antalya’ya “marka değeri” kazandırdığını düşünüyorum.

İşin “kazanç” kısmı da bir yana, bu ülkenin belleğinden Halit Refiğ’i, Lütfi Akad’ı, Yılmaz Güney’i, geçenlerde kaybettiğimiz Yavuz Özkan’ı ve onlarca sanatçıyı silmek nasıl beyhude bir çabanın ürünüyse; festivali, önceki dönemde olduğu gibi “özünden soyutlamak” da nafile bir yaklaşım olmuştur. Dolayısıyla yeni Başkan’ın eleştirilecek uygulamaları arasında, Altın Portakal’ı ülkenin ve kentin kültür dünyasına yeniden kazandırmak yer alamaz, almamalıdır.

. . .

Doğası, kültürü ve tarihsel zenginliğiyle dünyanın sayılı sanat şehirleri arasında olması gereken Antalya’da, 70’li yıllarda yapılan kimi etkinlikler çoktan tarihe karıştı. Eski başkanlardan Selahattin Tonguç öncülüğünde yapılan “Plastik Sanatlar Sempozyumu”nun üzerinden sanki asırlar geçti. Bu sürede Devlet Güzel Sanatlar Galerisi bile o güzelim mekânından çıkarılarak daracık bir salona hapsedildi. 2013’te, Cam Piramit çevresinde görkemli bir törenle ve hazırladığım “Festival’in 50. Yılı Fotoğraf Sergisi”yle açılan Altın Portakal Sanat Galerisi, bildiğim kadarıyla yeni etkinlikler üret(e)miyor. Bugün Antalya’nın plastik sanatlar alanında kalbinin attığı tek mekânın, ATSO tarafından açılan AKS (Antalya Kültür Sanat) olduğunu söyleyebiliriz.

Yakın geçmişin Şiir Ödülleri de, önceki dönemin yerel yönetimi marifetiyle son buldu. Tıpkı kentin simge değerlerinden olan ANSAN’ın (Antalya Sanatçılar Derneği) yok edilmeye çalışılması gibi.

. . .

2019 yılında, aydınlık ve çağdaş bir kent olmayı çoktan hak eden; dahası asırlardan bu yana getirdiği birikimle bunu en çok hak eden kentlerin başında yer alan Antalya’da, yeni Başkan’dan talep edilecek şeylerin arasında kültür ve sanatın olmaması, işte bu yüzden düşünülemez.  

YORUM EKLE