KÖY ENSTİTÜLERİ

17 Nisan 1940 tarihi Köy Enstitülerinin kuruluş günüdür. Enstitülerin kurucu mimarları; "Köy Enstitülerinin kusurlarını bana verin, başarıları sizin olsun" diyen Hasan Ali Yücel ile, "elimden gelse bütün dünya okullarının ders programlarına insanın insanı sömürmemesi için bir ders koyardım" diyen İsmail Hakkı Tonguç'tur… Saygıyla anıyorum..

Köy Enstitülü öğretmenleri yakından tanımış ve onlarla birlikte aynı okullarda çalışş olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.

Köy Enstitülerindeki temel yöntem, "yaparak ve yaşayarak öğrenme" ilkesidir. Gerek öğretimin eğitsel bir biçimde yapılması, gerekse okullardaki toplumsal ortamın sağlanmasında öğrenci öğretmen ilişkilerinin bir aile içindeki gibi yapılması, Köy Enstitülerini daha da anlamlı bir hale getirmiştir.

Arıcılıktan tarla ekimine, ağaç dikimine ve modern tarzda hayvan üretimi yapılmasına kadar öğretmen adayları bilgi ile donanarak köylere gitmişlerdir. Her ögrenci en az bir müzik aleti çalmadan diploma alamamıştır.

Ülkemizin tarımda, sanayide, eğitimde ve sağlıkta modernleşip gelişmesini istemeyen feodal yapının her düzeydeki temsilcileri, bilgi ve bilimle donatılmış aklın uygulamalarını içlerine sindirememiştir. Bu okullar henüz gonca iken kapattırılmıştır.

Köy Enstitüleri'nden çok sayıda

Şiir, hikaye ve roman yazarı ortaya çıkarak ülkemizin sorunlarını halka aktarmışlar, sosyal, kültürel ve sanat alanına önemli katkılar yapmışlardır.

Ülkemizin bugünkü eğitim sisteminde ve üretimde geri kalmışğını düşündükçe, Köy Enstitülerini kuranları ve emek vererek büyütenleri içtenlikli bir şekilde anmak gerekiyor. Köy Enstitüleri kapatılmasaydı ülkemizin bugünkü durumu çok farklı olurdu.

Köy Enstitüleri kapatılmasaydı;

-Ülkemizde okumayan çocuk kalmazdı.

-Köyden kente yapılan göç bugünkü boyutta olmaz, ekilmemiş toprak kalmaz, orman alanları bugünden kat kat fazla olurdu.

-Yoksulluk, işsizlik, kadın ve töre cinayetleri, gasp ve hırsızlık olmazdı.

-Dışarıdan tarım ve sanayi ürünü almaz, katma değeri yüksek mal ve hizmet üreterek dışarıya satardık.

-Endüstri 3.'ün arkasından koşmak yerine, endüstri 4. ü aşıp, bilişim teknolojilerinin en tepesine çıkardık.

-Dışarıdan tarım ürünleri almaz, dışarıdan aldıklarımızın tümünü dünya ülkelerine biz ihraç ederdik.

-Sağlık ve eğitim hizmetleri paralı olmaz, bin bir zahmetlerle kurulan üretim tesisleri özelleştirilmez, bunların yanına yenileri eklenirdi.

-Iş, aş ve mutlu bir yaşam için gençlerimiz yurt dışına gitmek için sıraya girmezdi.

-Siyasi cinayetler olmaz, hoşgörü ve barış içinde bir arada yaşamanın mutluluğuna ulaşırdık.

--Köy Enstitülerinin kapısına kilit vurulmasaydı bugün soran, sorgulayan, düşünen, üreten ve dışarıya bağımlı olmayan kalkınmış bir ülke olurduk.

-Kentlerimiz beton yığınına dönüşmez, deprem korkusu olmadan sağlıklı bir çevrede yaşardık.

Köy Enstitüleri kısa bir süre yaşadı, sayıları 20 bin olmayan öğretmen yetiştirdi. Bu kısa ömre rağmen Köy Enstitülü öğretmenlerin yaptıkları yıllardır kitaplarda ve hafızalarımızda yaşıyor. Yapılanlar unutulmadı, unutulmayacak.

Başta Köy Enstitüleri'ni kuran Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve Köy Enstitüleri Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç olmak üzere, Köy Enstitüsü çıkışlı tüm öğretmenlerimizi ve onların birikimlerini taşıyan öğretmenlerimizi sevgi ve saygıyla bir kez daha anıyorum.

YORUM EKLE

banner20