Kent Ağaları Değerli Konut Vergisine Karşı

Türkiye ekonomi politikasında son dönemde az sayıdaki anlamlı adımlardan birisi "değerli konut vergisi"dir. Ekonominin kent rantı girdabından çıkabilmesinin ilk adımlarından birisi budur. Bir sonraki adımın da birden fazla konut, spekülatif arsa ve arazi sahipliğinin yüksek vergilendirilmesi olması gerekir.

Değerli konut vergisine "ana muhalefet" partisinin, basınımızın "muhalif yazar"larının, ünlü ve unvanlı hukukçuların şiddetle karşı çıkması "ibretlik" bir durumdur. Milletvekillerine ömür boyu ayrıcalıkları, "çakarlı motorlu araç" düzenlemesi sayesinde öğrendiğimiz bugünlerde, siyasetin görüntüdeki ideolojik temelini de yitirdiğini, zaten sivil olmayan siyasetin gelir dağılımının bozuk olduğu ABD ve benzer ülkeler gibi üst gelir grubu içinde tekelleştiğini daha iyi anlıyoruz. ABD'de bile demokratlar içerisinde düzenin çarpıklığını dile getiren siyasetçiler çıkarken,  ülkemizdeki bu durum çok yüksek tekelleşme-çok düşük sivilleşme düzeyinin göstergesidir. 

Bu haliyle siyaset, aynı oyunun, aynı sınıfın içindeki farklı aktörler tarafından yorum farklarıyla sahnelenmesinden, sınıf içi güç kavgasından başka bir şey olmamaktadır.

Dünyada ekonomide, siyasette, sosyal alanda her tür tekelleşme çok çeşitli rant alanları yaratmaktadır. Oligarşik sistemlere sahip ülkelerde, ister Çin veya Rusya, ister ABD, Fransa, İngiltere  olsun, artık yeni bir feodalite-ağalık düzeni siyaseti ve dolayısıyla sistemi yönetmektedir.

Yeni küresel feodalite, hiyerarşik bir düzen içinde; bölgesel, yerel tımar beyleri, kahyalar  örgütlenmesiyle çalışmaktadır. Bu nedenledir ki, değerli konut vergisine "varlık vergisi" benzetmeleriyle karşı çıkan kent ağaları ve temsilcileri, sıralarını bekleyen kahyalar gibi rahat bir biçimde rollerini oynamaktadır.

Gelir dağılımını, işsizliği, ömür boyu imtiyazlı olmayı dert etmeyen kent ağalarının değerli konutlarının derdine düşmeleri  normaldir.   İdris Küçükömer'in, Türkiye'de "sivil toplum" ilişkilerinin kurulmasının önündeki engelin ne olduğuna ilişkin saptamasının halen doğru olduğunu görmek üzücü olandır.

1930'lardan itibaren toprak reformu çabalarını toprak ağaları ve onların siyasetteki temsilcileri engellemişti. 1980'lerde toprak ağalarının siyasetteki ağırlığı azaldı. Demek ki, onların yerini kent ağaları almış.

Eski feodaliteyi kentler ticaret ve sanayi burjuvazisi yaratarak dönüştürmüştü, yeni küresel feodaliteyi "global kent"lerin "global teknoloji burjuvaları" sınıfı yaratarak dönüştürmesi muhtemeldir.

YORUM EKLE