Kasabamızın Esnaf Ekonomisi

Kasabamızın Esnaf Ekonomisi

Y. Küçük’ün Devlet ve Hürriyet, Sombart’ın Burjuva kitaplarından girmeyi düşünmüştüm, başlık bu nedenle böyle oldu.

Kasaba konusundan daha önce söz etmiştim, “esnaf” konusu da yine Osmanlı döneminden devreden bir konu. Yeniçeri Ocağı ve esnaf birlikteydi, yüzyılların yapısı halen çok değişmedi. Mahfi Eğilmez, “esnaf” konusuna kitabında bir paragraf ayırmıştır. Türkiye’nin kasaba ve esnaf sorunu üzerine kitaplar yazmalıyız.

Bu noktada başka konuya geçmeye, esnaf konusuna başka yazıda devam etmeye karar verdim, çünkü bir haber kanalında arka arkaya gelen dört reklama gözüm takıldı: İlkinde, Türkiye’ye yalnızca iki adet getirilmiş otomobilin nedense reklamı yapılıyor. Arkasından bir market zinciri kuru soğanın fiyatını 1 TL’ye düşürdüğünü bildiriyor. Yani yaklaşık 2 milyon TL fiyatındaki otomobil ile kuru soğan reklamı ardı ardına gelebiliyor. Üçüncü reklam Antalya’nın büyük betonlaşma projesinin reklamı. Bir diğerinde ise bir köy ve köy evindeki yoksulluk görüntüsü dikkatimi çekiyor.

Bu arada kasabamızın festivalinden yayına geçiliyor: ne rüküş görüntüler, neyse ki Demirkubuz var.  

Ekonomi ve kültür sorunlarını, basın veya uzmanlar değil, tesadüfen arka arkaya gelen reklamlar, görüntüler ortaya koyuyor.

Fatih Altaylı, artık basın olmadığını yazmış. Basın toplumsal gündem yaratma, iletişim ve bilgilendirme işlevleriyle kabileler toplumundan uluslaşmaya geçişin aracıdır. Basının ortadan kalkması kabileleşme işaretidir, aslında gerçek bir “beka” sorunudur.

Ekonomi ve kültür sorunu derinleşiyor. Dünya genelinde kutuplaşma ve hoşnutsuzluk dalgaları büyüyor. Lübnan, Irak, Pakistan, Cezayir, İspanya, Bolivya ve daha birçok ülkede insanlar sokaklarda. Oxford sözlüğünün post-truth kavramı son yıllara ışık tutmuştu, şimdi “youthquake” kavramı somutlaşıyor. Toksik veya zehirli sözcüğü ise zaten yaşamımızda.

J.R. Saul, Küreselleşmenin Çöküşü (2005) kitabında yıkıcı ulusalcılığın güvensizlik, yoksulluk ve öfkeyle geldiğini, etnik ve dini ayrışmayı, cehaletten gurur duyulmasını beraberinde getirdiğini yazıyor. Vico’dan alıntı yapıyor: “insan aklının cehalet içinde kaybolduğu yerde, insanlar kendilerini her şeyin ölçüsü olarak kabul eder”. Saul, pozitif ulusalcılığın ve yeni bir ekonomi modelinin geliştirilmesi önerisinde bulunuyor.

Dani Rodrik, gerçek bir ekonomist. 2011 yılında Küreselleşme Çelişkisi (Akıllı Küreselleşme) kitabında küreselleşme, ulus devlet ve demokrasi üçlüsünün birlikte yaşamayacağını yazmıştı. 2017’de yazdığı “Uluslararası Ticaret Hakkında Açık Sohbet: Sağlıklı bir Küresel Ekonomi İçin Düşünceler” isimli kitabı, bizde “Daha Adil Daha Makul Bir Küresel Ekonomi Mümkün mü” ismiyle yayınlanmış. Rodrik de zincirini koparmış küreselleşmeye karşı yeni düşüncelerin bulunması gerektiğini söylüyor. Rodrik’in yeni düşüncelerini tanıtan yabancı basın, ondan “Türk Ekonomist” olarak bahsediyor.  Oysa ülkenin ne böyle bir değerinden ne de kitabından haberi var. ABD’de Rodrik gibi yazarlar düşünmek ve öğrenmek için yazıyorlar. Bizde yazmak için yazıldığı için anlamak zor gelebiliyor.

Dijital Orta Çağ popülist cehalet salgınıyla dünyada negatif ulusalcılığı ve kabileciliği teşvik ediyor. Yeni bir eşitlikçi ve özgürlükçü ekonomi ve demokrasi modeli geliştirmek günümüzün temel bilgi ve ahlak sorumluluğudur. Ekonomi biliminde büyümeden bölüşüme geçmek, etik ekonomi veya ahlak ekonomisi kavram ve modellerini çalışmak gerek. Siyaset bilimine ekonomideki tam rekabet modeli, tekel ve rant kavramlarıyla katkı yapmak da önemli bir konu. Siyaset bilimcileri ve hukukçular, ekonomide rekabet modellerinin ve rekabet yasalarının önemini anlamalı, ekonomik-siyasi rant yapılarını aşacak demokratik rekabet modelleri geliştirme yönünde düşünce üretmelidir.

TÜSİAD, Rodrik, Acemoğlu, Piketty, Hardt, Negri, Yeldan gibi çok sayıda ismi bir araya getirmeli, yeni bir küresel ekonomi ve yönetişim modeli projesi başlatmalıdır.

TÜSİAD diyorum, çünkü Türkiye’nin «sivil STK’sı » TÜSİAD, 2002 yılında Felsefe kitabı yayınlamıştı. Bu proje bile kısmen sivilliğin ve burjuva kültürünün işaretidir. Günümüzde bir toplumda aynı anda farklı tarihsel dönemleri birlikte bulabiliyoruz. Köy, kasaba ekonomisinde yaşayanlarımız, küresel ölçekte yaşayanlarımız birliktedir. Çoğumuz kasabada kalsak da evrensel ahlak ve küresel iletişim boyutunda bu ülkeden de birileri olmalı, başka aday da göremiyorum.

YORUM EKLE