Kasaba Ekonomisi (2)

Önceki yazımda TÜSİAD'ı anmıştım. Bu hafta bir açıklama yaparak "değerli konut vergisi", yüksek gelir grubuna daha yüksek vergi gibi düzenlemelere karşı çıktılar. Küresel şirketler bile youthquake kavramının somutlaştığını, adaletsizliğin kendi sonlarını hazırlamakta olduğunu görüyorlar. Avrupa'da bilim insanları yıllardır asgari evrensel geliri, mirasın sınırlandırılması konularını tartışıyor ve bu tartışmalar gazetelerde yer alıyor. Bizim kasabaya Batı'nın özel mülkiyeti, hukuku, bankacılık sistemi ve matbaası, yenilikçiliği, yani önceki dönemlerin çağdaş kurumları çok geç geldi, bazıları hiç gelmedi, bazıları halen gelmiyor.

Sayın Mahfi Eğilmez, kitabının yeni baskısında esnaf konusunu genişletmiş; "Türkiye'de geçmişte asker ve sivil bürokrasi, sanayi ve ticaret burjuvazisi, tarım burjuvazisi iktidarda yer aldılar...2000'lerde esnaf burjuvazisinin iktidara gelmesi...esnafın gelişime kapalı, ...bilime uzak bir ortamda bulunması...esnaf kültürü aslında esnaftan öteye halka yayılmış bir kültür...düşünce özgürlüğü gibi konulara uzak, demokrasiyi tam anlamamış, ...ekmek parası kazanmayı her şeyden önemli gören...tam olarak burjuva konumuna yükselebilmiş değiller...burjuva olmak öyle kolay iş değildir..." ifadeleri önemlidir ve  gerçeklik payları vardır.

Bununla birlikte, kent olmayan yerde kentsoylu kavramının kullanılmasının hata olduğunu düşünüyorum. Kuşkusuz, Türkiye'de baskın bir esnaf ekonomisi ve kültürünün varlığı açıktır, teorik çerçevemiz olmasa da deneyimli  kişiler bu olguyu gözlemlemektedir. Buradaki kök sorun ise daha önce yazmış olduğumuz gibi, kasabadan kente geçilememesidir. Ekonominin  rant ekonomisi, ekonomik ve sosyal kültürün kasaba-rant kültürü ve bu bütünün doğal parçası olarak kurumsal yapının korporatist-patrimonyal olduğunu söyleyebiliriz.

Tekrar edelim; Batı Uygarlığı'nda özel mülkiyet, güçler çatışmasını ve hukuku; özel mülkiyet ve ticaret, kenti ve kentsoyluyu; kent ve kentsoylu, sivil toplumu ve aydınlanmayı; aydınlanma sanayileşmeyi; sanayi toplumu kendi hukuk ve siyasasını doğurmuştur. Çağımızda Batı'da da kent kavramı değişmiş olabilir, bizim sorunumuz yukarıdaki sürecin yaşanmamış olmasıdır. Bu sadece bizim sorunumuz da değildir, aynı zamanda Latin Amerika'nın, Asya'nın, Doğu Avrupa'nın, Afrika'nın da sorunudur.

Kasaba kültürünü ve korporatist-patrimonyal kültürü günlük yaşamın bilgisizliğinde, hukuksuzluğunda, etik çürümesinde görüyoruz. Trafikte başkasının hakkına saygısızlık, en basit kent yaşamı kurallarına uyulmaması, bunları sorun etmeyen yerel kuruluşlar günlük yaşamımızın doğal parçalarıdır. "Negatif mutluluk" ve güvensizlik kültürü toplumsal hastalığa da dönüşebiliyor. Kasaba kültürü, öğrenmeyi, dünyadaki yabancı kültürlerle ve "çağdaş uygarlık" ile etkileşimi engelliyor; evrensel ahlak, ulusal onur gibi kavramların gelişmesini önlüyor, dünyaya, insanlığa, tarihe ve geleceğe karşı sorumluluk duygusunu yok ediyor.

Yine de yazıyı iki teselliyle noktalayalım: Birinci teselli, "bireysel umut örnekleri" nin varlığıdır. İkinci tesellimiz, Batı Uygarlığı'nın da bir kriz ve gerileme dönemine girmiş olması olabilir. Batı toplumlarının bir kısmı sanayi toplumundan finansal rant toplumuna, aydınlanmadan "dijital Orta Çağ"a, kent uygarlığından dijital cemaat toplumlarına  geri dönüyor. Dijital standardizasyon ve yeni propaganda teknikleriyle sivil toplumu, toplumsal bilinci ve hafızayı yok ediyorlar.

Ortalarda bir yerde buluşuruz nasılsa, bu nedenle teselliye ve kendi kendimizi övmeye devam edebiliriz.

YORUM EKLE

banner20

banner21