HEPİMİZ SUÇLU OLMAYALIM!..

Yaz, COVID-19 pandemisi, Türkiye, Dünya, Allahtan maaşımızı almadığımız Dolar($), bademlemeden sonra tacizlere varsan sapıklıklar, kadın cinayetleri, daha neler neler gazete, televizyon ve sanal ortamlarda ulu orta yayılıyor.

--Yoksulluktan evinden çıkmaya bile korkan insanlar, aylardır (ki ayıp olmasın diye yıllardır diyemedim) iş arayan gençler-insanlar, kapanan iş yerleri, tarlada çürüyen mahsül, borçlanan çiftçiler ve bütün ümitleri "güz gelsin bakalım" diyen milyonlarca insan.

--Dahası, Cem Karaca'nın çektiği o kadar acılara rağmen, kendini aydın, demokrat sayanlar ile dalga geçmek için yazdığı "Yarım Porsiyon Aydınlık" şarkı sözleri arasından çekip alacağım, "bu yaz da yine güneydeydim".

--Bu "ülkede hiçbir şey değişmiyor" demek eskiden bir olumsuzluk belirtisiydi. Bırakın değişmemeyi, artık bu ülkede "hiç birşey eskisi gibi" bile değil. Ama kimin umurunda ki acılar, dertler, üzüntüler, çaresizlikler ve çıkışsızlıklar.

--Hani İstatistik için, bilimsel veriler ile yalan söyleme biçimidir derler ya. İşte durum tam da bu.

--Bu ülke halkını gerçekten anlamıyorum.

--Ya bizler "terbiyeli, ahlaklı çocuk olun" diye yetiştirilmedik mi?

--Önlerinde diz çöküp dua ezberlediğimiz cami hocalarımız, aile büyüklerimiz bize "haram, günahtır" diye öğretmemişler miydi?

--Yıllardır devletin radyosu, televizyonu, bakanlıklarının afiş-broşürleri "Yeşili Sev, Doğayı Koru" dememiş miydi?

--Saygı, sevgi, dostluk, arkadaşlık, akrabalık.

--"Küçüklerini sev, büyüklerini koru" diye öğretilmemiş miydi ilkokul hocalarımızca.

--Daha nesini söyleyim ki. Durumumuz tam da Aşık Serdari'nin dediği gibi. "Nesini söyleyim canım efendim/ Gayrı düzen tutmaz telimiz bizim/ Arzuhal eylesem deftere sığmaz/ Omuzdan kesilmiş kolumuz bizim"

--Aslında bu ülkenin aydınları, yurtseverleri çığlık çığlığa ama duyan kim ki: Zülfü Livaneli "Haydi çık pazara her şey satılık/ Üç otuz paraya her şey satılık/ Dostluk şeref namus hep haraç mezat/ Üstte başta ne varsa her şey satılık" diye diye yırtınalı yıllar oldu.

--Artık bırakın bu hayal dünyasında yaşamayı. Yakında kış gelecek ve "Reklamlar bitecek, asıl film başlayacak!.."

--Uluslararası saygın kuruluşlar, dergiler ülke ile ilgili raporlar hazırlıyor, yazıyor çiziyorlar. Adamlar bu hazırladıkları raporları öyle ulu orta birilerinin söylediği gibi, "ülke batsın, ... gitsin " diye yapmıyorlar. Sahiden sokağınızdaki hangi Banka Türk sermayeli, hangi şirketi satmadık; yabancılara bir ev alana ne kadar zamandır "vatandaşlık" armağan etmedik? Adamların bu ülkede paraları ve canları var, o yüzden bu ülke ile ilgili her şeyi siyasilerin hayal dünyası gibi değil, gerçek ne ise onu bilmek, öğrenmek istiyorlar ve hazırlanan raporlar da onlar. Ama kimin umurunda.

--Ya şu söz bile küfürden daha acıdır. "sen maaşını dolar ile mi alıyorsun" ya da, ne iyi bak "dolar düşüyor, bizi para yükseliyor". Öyle her büyük iyi değildir. Bu nerene girdiğine bağlı.

--Herkesi salak yerine koymanın başka yolu kalmadı mı artık.

--Yukarıda da dedim. Ben bu yazda güneydeydim. Memleketim güney. Ama güneyde yanıyor artık. O eski"güney" değil.

--Eskiden plajlarda romantik olsun diye gençler yatar, gece de denize girerler, iki yudumda boğazlarını ıslatırlardı.

--Şimdi, bankların üstü yol geçen hanı. Boş bulan geceyi orada geçiriyor. Sabah da sahil duşunda yüzünü yıkıyor.

--Gel de şimdi Ruhi Su'yu, Köroğlu'nun şu dizelerinde anma.

--"Güven Gez Güven Gez/ Dağda Olur Güven Gez

Ne Devlete Bel Bağla/ Ne Varlığa Güven Gez"

--Ya sahiden biz toplum, millet olarak ne zaman akıllanacağız?

--Ben yıllardır devleti de yakından gördüm tanıdım, içinde oldum. Özel sektörü de, özel yaşamları da bilirim o kadar sosyal çevrem ilişkilerim oldu ve var.

--O yüzden herkese diyorum ki, "İnsan güvenme ölür, ağaca dayanma devrilir." Yüzlerce yıldır insanların güvenceleri devletleri olmuştur. Bu yüzden yıkılsa da yenisi ile 16 devlet kurulmuştur

--Şeyh Edebali’ nin Osmangazi’ye söylediği “Ey oğul! İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” sözü çok önemli ve anlamlıdır.

--Çok üzgünüm ki, bizim toplulumuz çok düşünmeyi sevmiyor. O yüzden de onun yerine "düşünenler" var.

--Adamın birisi soruyor, İstanbul'u işgal eden işgal güçleri, giderken kaç kurşun atıldı?" Doğru bir soru da.

--Ama ondan önce, "Osmanlının , Saltanatın, Payitahtın başehiri işgal edilirken kaç mermi atıldı" diye düşünmek, sormak yok.

--Bu iktidar iş başına geldiğinde, devletin, kişilerin ellerinde neler vardı, şimdi bunlar nerede ve ne kadar borç var demek kimsein aklına gelmiyor olsa gerek.

--Ya tamam "Devletin malı deniz, yemeyen domuz". Siz yiyin de biz "domuz" olmaya razıyız. Sorun yok.

--Yiyenlere ve etkileri ve yetkileri gereğince, yiyenlere göz yumanlara bir sözüm yok. Yarasın. Ama insanın azıcık vicdanı olur ya, devletin parası, hazinesi, şirketleri, dağı taşı talan ediliyor ve birleri zenginleşiyor ama bu süreci yaratan seçmenler sessiz. Görmezden duymazdan geliyor. İnanılmaz. Hani "Komşusu aç iken tok yatan bizden değil"di. Bu kadar mı benliğimiz kaybettik.

--Aşık Mahzuni'nin dizeleri ile bana müsade diyeyim. "Bu kadar milletin hakkın alanlar/ Onları kandırıp zevke dalanlar

Diplomayla olmaz hâkim olanlar/ Suçsuzun başına çöktüm ise yuh!.."

--Hiç kimse, kendini sonsuz etkili, yetkili ve varsıl zannetmesin. Hep beraber olmadığımız sürece, bu işin sonu olmaz.

--Ha size bir atasözü daha. Doğruluğunu biraz daha düşünün.

--Mülk Sahibi ile kaimdir/vardır.!..

YORUM EKLE

banner20