Bir medeniyetin iflası ancak bu kadar net anlatılabilirdi!

24 Temmuz’da Ayasofya’da Cuma namazı kılacak olan seçilmiş 500 kişinin bilmesi gerekenler…

Bir medeniyetin iflası ancak bu kadar net anlatılabilirdi!

Ayasofya’da Cuma namazı kılacak olan ‘seçilmiş’ davetlilerin alnı secdeye değdiği zaman İslam dünyası ve Türkiye için yeni bir dönem başlamayacak. Ancak Türk kültürünün büyük çöküşüne ilişkin bir soru kendini can alıcı biçimde yeniden anımsatacak: Ölen her kişinin tabutunun üzerine örtülerek camiye bağışlanan ve Anadolu’nun on binlerce camisini dolduran yüzbinlerce el dokuması halı şimdi nerede?

1500 YILLIK AYASOFYA MAKİNE HALISINA TESLİM EDİLİRKEN

Ayasofya’nın müze işlevine son verilerek tamamının ibadete açılmasının ardından 1500 yıllık tarihi yapı, gündemin en önemli başlıklarından biri haline geldi. 24 Temmuz Cuma günü, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşliğinde Ayasofya’da kılınması planlanan Cuma namazının büyük bir siyasi gösteriye dönüşmesi bekleniyor. Ayasofya’yı 24 Temmuz’a yetiştirmek için bütün hazırlıklar sürüyor. Duvarlardaki fresklerin üzerinin nasıl kapatılacağı tartışması sürerken bir yandan da Ayasofya’nın zeminine makine halısı serileceği açıklandı. Renginin bizzat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından seçildiği belirtilen halının, Manisa’nın Demirci ilçesinde bulunan özel bir firma tarafından üretileceği açıklandı.

HALI RULOSUNUN ÖNÜNDE POZ VEREN DEVLETİN ZİRVESİ

Haber ajansları ise ardı ardına gündemdeki Ayasofya gazını alevlendirmek için halı fabrikasının peşine düştü. Firma sahibiyle Ayasofya önünde röportajlar yapıldı, tarihi yapını önüne makine halılarının ruloları konularak bir tür güzelleme yapıldı. Aynı şekilde Ayasofya’nın zeminine döşenen halı rulosunun önünde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve beraberindeki yöneticiler adeta bir zafer kazanmış komutan edasıyla seçilen poz vermeleri de dikkat çekti.

PAZIRIK KURGANINDA BULUNAN M.Ö. 5 YY’A AİT TÜRK DÜĞÜMLÜ HALI

Halı, Türkler için beşikten mezara en köklü kültürel ve sanatsal simgelerden biri. Yakın tarihe kadar Anadolu'da camilerin tamamı el dokuması halı ve kilimlerle doluydu. Ölen her kişi için tabutunun üzerine bir halı koyulur ve bu halı namazı kılındıktan sonra camiye kalırdı. Bu, inancın ve kültürün yarattığı bir gelenekti. Sovyet Altaylarında yürütülen Pazırık Kurganı (anıt mezar) kazılarında Arkeolog Sergei Ivanovich Rudenko tarafından 1947-49 arasında bulunan ünlü Pazırık Halısı da bu geleneğin köklerinin ne kadar eskilere dayandığını gösterir. Rus bilim insanı Rudenko’ya göre üzerinde süvari, geyik ve mitolojik varlıkların süslemeleri bulunan M.Ö 5. Yüzyıla ait olduğu belirlenen Pazırık Halısı, İskitlere aitti. Bütün dünyada ilgi uyandıran bu keşfin odağındaki Pazırık Halısı, 10 santimetrekaresinde 32 bin Gördes düğümü ile dokunmuştu.

GÜNÜMÜZDEN 2 BİN 500 YIL ÖNCESİNE UZANAN DÜĞÜM TEKNİĞİ

Adını Manisa’nın Gördes ilçesinden alan ‘Gördes düğümü’, aynı zamanda Türk düğümü olarak da biliniyor. İran halıları Sine (Bugünkü adıyla Senendec) düğümü ile ‘Türk halıları ise ‘Gördes düğümü’ ile dokunuyordu. Arkeolojik kazılarda günümüzden 2500 yıl öncesinde bile Gördes düğümü ile dokunmuş halıların bulunması, dokuma kültürünün Türk kimliğindeki önemini ortaya koymaya yeter.

ÜNLÜ BALET NUREYEV’İN MEZARI HALIYLA ÖRTÜLDÜ

Ünlü Rus Balet Rudolf Nureyev 1993 yılında yaşamını yitirdiğinde, Paris yakınlarında Sainte-Geneviève-des-bois'teki Rus mezarlığına defnedilmiş, mezarının üzerine ise mozaikten bir halı örtülmüştü. Nureyev’in halı tutkusu, Altay steplerinde bulunan Pazırık Kurganı ile simgeleşen dokuma kültürünün etkilerini göstermesi bakımından oldukça çarpıcıdır.

19. YÜZYILDA AVRUPA’NIN LÜKS EVLERİNİ TÜRK HALILARI SÜSLEDİ

Türk düğümü ile üretilen el dokuması halılar, Anadolu coğrafyasının hemen her köşesinde varlığını yakın zamana kadar sürdürdü. Ancak 19. Yüzyılda kurulan Londra merkezli Şark Halı Kumpanyası (The Oriental Carpet Manifacturers Ltd.), Türk ve İran halılarının tüm Avrupa’da moda olmasını sağladı. Bu dönemde Batı Anadolu’nun ortalama bir köyünden ayda 500 civarında el dokuması halı üretiliyordu. Bu konudaki detaylar için bakınız: (https://gazeteciyazaryusufyavuzblog.wordpress.com/2018/03/03/dinleyin-yitip-giden-sizin-oykunuzdur/)

PAZIRIK HALISININ GELENEĞİ GÜNÜMÜZE KADAR TAŞINDI

Pazırık Halısının düğüm tekniği ve motif etkilerinin Selçuklularla birlikte Anadolu’ya taşındığı biliniyor. Türk halı sanatı konusunda çok değerli bir kaynak kitaba da imza atan Prof. Dr. Bekir Deniz, Selçuklu dönemi halı ve düz dokumalarında zeminin karelere veya eşkenar dörtgenlere ayrılmasının, Pazırık Halısından gelen bir Orta Asya (Türkistan) geleneği olduğunu ve bu geleneğin beylikler döneminde de sürdürülerek günümüze kadar geldiğini belirtir. Halının Türk dünyasındaki işlevinin hem ihtiyacı karşılamak için hem de geleneğin bir gereği olarak dokunduğuna işaret eden Prof. Dr. Bekir Deniz, bu konuda şu bilgileri aktarır:

‘ANADOLU’DA HER GENÇ KIZ HALI VE DOKUMAYI BİLMEK ZORUNDAYDI’

“Türklerde çadır veya evine yaydığı, kapısı eşiğine serdiği, süsleme amacıyla kapısının üzerine astığı veya gerdiği, çadırının kenarına yerleştirdiği, geçim kaynağı gördüğü hayvanı terleyip hastalanmasın diye sırtına örttüğü dokumalar günlük bir kullanım eşyasıdır. Anadolu’da yakın zamanlara kadar her genç kız halı veya düz dokumayı bilmek zorundaydı… Bu nedenle halı ve düz dokuma yaygılar satmaktan çok ihtiyaç veya çeyiz için dokunur. Tüm bu dokumaların malzemesi yündür. Yün, halkın kendi beslediği koyunlardan elde edilir. İğ, kirmen ve çıktık ile ip haline getirilir. Bunun dışında pamuk ve ipek de kullanılır. Yün, doğal maddeler ve bitkilerden elde edilen boyalarla boyanır.

SÖZLÜ GELENEĞE DAYALI BİR VAKFETME: AHRETLİK HALI GELENEĞİ

Anadolu’da günümüzde hala devam eden bir başka geleneğe göre, kadın evlenmeden evvel genç kızlığı sırasında veya evlendikten sonra kendisi ve kocası için öldükten sonra tabutu üzerine serilmek ve mezarlıktan dönüşte hayrına camiye bağışlanmak üzere halı veya düz dokuma yaygılardan birini dokur. Dokumasını bilmiyorsa halı veya düz dokuma yaygı satın alır veya özel olarak dokutturup sandığının bir kenarında saklar. Bazen bu dokumalar üzerine kimin adına seriliyorsa isim de yazılır. Yörelere göre değişmekle birlikte ‘ölümlük’, ‘dirimlik’, ‘ahretlik’ ve ‘sargı’ halısı-kilimi gibi isimlerle anılan bu örnekler, aile darda kalsa bile kesinlikle satılmaz ve ödünç verilmez. Camiye serildikten sonra da töre gereği, geri istenmez, alınmaz, sahip çıkılmaz. Bu, geleneğe dayalı sözlü bir vakıftır. Serildikten sonra caminin malı sayılır. Anadolu’da camiler bu gelenek sayesinde bir depo halini almış, halı ve düz dokuma yaygılar günümüze gelebilmiştir.

HALI SADECE SÜSLEME ARACI DEĞİL, TÖRENSEL BİR SİMGESİYDİ

Halı, Osmanlı döneminde hükümdar veya vezirler tarafından sadece süsleme amacıyla değil, törenlerde de kullanılmaktaydı. Minyatürlerde görüldüğü kadarıyla, savaş veya şenliklerde otağ, yani (Hükümdar çadırı) kuruluyor, önüne de halı seriliyordu. Hükümdar, cülusunu çadır önünde, halı üzerinde kurulan tahtta yapıyor veya elçilerini halı üzerindeki tahtında kabul ediyordu. Ayrıca çadırın önünde de bir gölgelik (tente) geriliyordu. Bu da bize halının sadece süsleme amacıyla değil, törenlerde de kullanıldığını göstermektedir.” (1)

ALAADDİN CAMİİ’NDEKİ SELÇUKLU HALILARINI BİR ALMAN KEŞFETTİ

Türkiye’nin yetiştirdiği değerli sanat tarihi uzmanlarından biri olan Prof. Dr. Bekir Deniz’in halı kültürüne ilişkin aktardığı bu gerçekler, dokumacılığın yaşamın tümünü kapsayan niteliğini de gözler önüne seriyor. Örneğin Konya’daki Alâeddin Camii’nde Selçuklu döneminden bu yana zemini süslediği düşünülen yüzlerce yıllık antika değerindeki halılar, 1905 yılında Alman Konsolosu J. H. Löytved’in dikkatini çekmiş ve sanatsal değer bakımında da eşsiz örnekler olan sekiz adet halı müzede koruma altına alınmıştır. Aynı şekilde Beyşehir Eşrefoğlu Camii’nde 1930’da bulunan olağanüstü renk ve desenlerle süslü tarihi halıların da 13., 14., ve 15. Yüzyıllarda dokunduğu ortaya çıkmıştır.

ON BİNLERCE CAMİDE, YÜZBİNLERCE TARİHİ HALI NASIL YOK EDİLDİ

Anadolu’daki on binlerce cami, köklü bir geleneğin birikimi sonucu yukarıda da belirtildiği gibi birer halı deposuna dönüşmüştü. Renk renk, desen desen el dokuması halı ve kilimler üst üste seriliyor, kimisi katlanıp depolara kaldırılıyor ama yüzlerce yıldır kullanılıyordu. Ancak 1980’lerden itibaren Anadolu camilerindeki el dokuması bu halıların yerini makine halıları almaya başladı. El dokuması halılar ise üç kuruşa turistik halı mağazalarına satıldı. Her kentte, kasabada siyaset ve tarikat örgütlenmesinin en yaygın araçlarından birine dönüşen cami yaptırma dernekleri eliyle inşa edilen ve hiçbir estetik yanı bulunmayan betondan camilerin içleri plastik, naylon halılarla döşendi. Yün ve kök boya kokusunun yerini plastik kokan camiler aldı.

AYASOFYA’YA DÖŞENEN HALININ GARANTİSİ SADECE 5 YIL

Sadece Ayasofya’ya halı döşeyen firmanın Türkiye’deki 50 bin civarında camiye makine halısı döşediği biliniyor. Firmanın kendi resmi web sayfasında, Türkiye’deki 50 bin caminin dışında yurt dışında da 4 bin 500 caminin makine halısıyla döşendiği belirtiliyor. Firmanın resmi sitesinde yer alan bilgilere göre döşenen halıların garantisi sadece 5 yıl, ortalama ömürleri ise 20-30 olarak belirtilmiş. Selçuklu döneminden bugüne yüzlerce yılı aşıp gelen geleneksel halılara bakıldığında aslında neyin kaybedildiği çok daha iyi anlaşılıyor.

TEK BİR FİRMA 50 BİNİN ÜZERİNDE CAMİYE MAKİNE HALISI DÖŞEDİ

Söz konusu firmanın makine halısı döşediği tarihi camiler arasında Osmanlı’nın muhteşem yüzyılı olarak anılan 16. Yüzyıla damgasını vuran Mimar Sinan’ın yaptığı camiler de yer alıyor. Firmanın referans olarak verdiği belli başlı tarihi camiler ise İstanbul’da Süleymaniye Eyüp, Yeni Camii, Yavuz Selim Camii, Rüstempaşa Camii, Ortaköy Camii, Dolmabahçe Camii, Hırka-i Şerif Camii, Ayasofya Camii, Ankara; Hacı Bayram Camii, Bursa’da Ulu Camii ve İbrahim Altan Camii,  Edirne’de Selimiye Camii ile Üç Şerefeli Camii,  Konya’da Mevlana Selimiye Camii, Hacı Veiszade Camii ve Kapı Camii, Şanlıurfa’da Balıklıgöl Dergâh Camii, Balıkesir’de ise Zağnos Paşa Camii olarak sıralanıyor. Ancak sadece söz konusu firma tarafından makine halısı döşenen cami sayısının ülke genelinde 50 bin civarında olduğu belirtiliyor.

ECDADIN İNŞA ETTİĞİ CAMİLERE YENİ ZELANDA YÜNÜNDEN HALI

Ayasofya’nın halısını da döşeyen Manisa Demirci merkezli Özkul Halı’nın sahibi Ali Rıza Özkul, Bursa Ulu Cami’nin halısını döşedikleri dönemde yaptığı açıklamada, “göbekli halı” olarak adlandırdıkları halının Yeni Zelanda yününde üretildiğini açıklıyordu. Eminönü Yeni Camii de benzerleri gibi Yeni Zelanda’dan ithal edilen yünlerden üretilen makine halılarının serildiği tarihi ibadethaneler arasında. Sadece yün değil, halı üretiminde kullanılan başka birçok malzeme de ithal ediliyor.

‘HALILARIN TÜYLERİ KIBLEYE DOĞRU BUHARLA YATIRILDI’

Ancak Ayasofya için üretilen halılarda “yerli” ürünler kullanılacağı açıklandı. Bunun ne kadar gerçeği yansıttığı yoruma açık bir konu. Firma yetkilileri, kıble sorunu bulunan Ayasofya’nın halılarının tüylerinin kıbleye doğru buharlı bir sistemle özel olarak yatırıldığını açıklayarak tarihi bir hatayı da buhar yoluyla düzeltme görevini yerine getirirmiş oldular.

AYASOFYA’NIN BÜYÜLEYİCİ HALILARI GRAVÜRLERDE KALDI

1847 yılında, dönemin Osmanlı Padişahı Sultan Abdülmecit, Gaspare ve Guiseppe Fossati adındaki İsviçreli mimar kardeşleri Ayasofya’nın restorasyonu için görevlendirmişti. Yaklaşık 800 kişinin çalıştığı ve iki yıldan uzun süren restorasyonun ardından Fossati kardeşler 1852’de Londra’da bir de albüm yayınladı. Ayasofya’nın yapımına ilişkin tarihi aşamaların bilgisine de yer verilen albümün asıl çarpıcı yanı ise bu anıtsal mabedin iç ve dış mekânından görkemli detayların ele alındığı taş baskısı gravürleriydi. Belçikalı Litografyacı Louis Haghe imzasını bu benzersiz taşıyan gravürler, Ayasofya’nın ışık ve gölgenin hareketine eşlik eden zeminindeki Türk halılarının görkemini yansıtıyordu. Yüksek kubbenin altında renk ve desenleriyle mabedi tamamlayan bir parça gibi duran Türk halıları, kültürler, inançlar ve diller değişse de sanatın hepsini bütünlediğinin çarpıcı bir özeti gibiydi.

SEÇİLMİŞ 500 KİŞİ ALNI SECDEYE DEĞDİĞİNDE BUNLARI DÜŞÜNECEK Mİ?

Ayasofya üzerinden bir medeniyetin yeniden ihyası iddiasında bulunanların, ihya edilmesi gerekenin de gerisine düştüğünü gösteren onlarca örnek vardır. Konya Ovası’nda otlayan koyunun yününü, İstanbul’daki mabette üzerinde secde edebileceğin bir halıya, bir seccadeye dönüştüremiyorsanız, bu bir medeniyetin iflasından başka bir şey değildir. 24 Temmuz’da Ayasofya’da Cuma namazı kılmak için davet edilen ‘seçilmiş’ 500 kişinin alnı secdeye değdiğinde, yok olup giden binlerce yıllık bir kültürel simge olan Türk halıcılığının öyküsünü anımsayıp anımsamayacaklarını bilmiyoruz. Ancak bildiğimiz bir şey var ki, ekonomik ve sosyal değer olmasının yanında bir tür kimlik simgesi de olan el dokuması halı ve kilim sanatının geçmişte olduğu sadece camilerde bile kullanılmasıyla daha binlerce yıl daha yaşayabileceğiydi. Çünkü gerçek anlamda yerli ve milli olmak bunu gerektirirdi…

*(1): (Türk Dünyası’nda Halı ve Düz Dokuma Yaygıları. Prof. Dr. Bekir Deniz. Atatürk Yüksek Kurumu Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, 2000. Sayfa 175-176)

**Ayasofya gravürleri görsel kaynağı: https://tr.travelogues.gr/collection.php?view=243

***Minyatürler: (Emine Fetvacı, ‘Saray’ın İmgeleri-Osmanlı Sarayı’nın Gözüyle Resimli Tarih’ YKY. Yyn. 2000)

HABER:Yusuf YAVUZ

Güncelleme Tarihi: 24 Temmuz 2020, 10:30
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER