‘Fahiş fiyat’ gerçeği!


Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) tüm gayretlerine rağmen ağustos ayında tüketici enflasyonu 19.25 çıktı. Tüketici enflasyonu içinde gıda grubu enflasyonu yüzde 29 ile 28 ayın zirvesine ulaştı.
Haliyle pazara ve markete giden yurttaş, bir hafta önce aldığı sebze meyveyi, makarnayı, peyniri sütü aynı fiyattan bulamayınca yakınmalar arttı.
Konuya önce AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, hemen arkasından Ticaret Bakanı Mehmet Muş, el attı diyemiyorum, dil attı. (Bu ifadede hakaret, aşağılama gibi bir amaç yoktur. Sadece müdahale beyanları verilip hallere denetçi göndermenin dışında eylemsizlik hali hâkim olduğu için ‘‘dil atmak’’ denilmiştir.)
Erdoğan şunları söyledi:
‘‘Enflasyonun yol açtığı hayat pahalılığı konusundaki sıkıntıları gayet iyi biliyoruz. Maliyetleri düşürmek ve fırsatçılarla mücadele etmek suretiyle en kısa sürede enflasyonu da kontrol altına alarak, raflardaki, etiketlerdeki fahiş fiyat artışlarının önüne geçeceğiz…’’ 
Ticaret Bakanı Mustafa Muş, hallerdeki denetimi de anımsatarak şöyle konuştu: 
"Vatandaş ÖTV indiriminden sonra araba bulamadığından şikâyet ediyor. Teftiş Kurulu devrede, usulsüzlük tespit edersek yaptırımları çok ağır olur. Denetimlerimiz sürecek ancak asıl amaç, kurallı serbest ticareti geliştirmek. Organize fiyat artışını tetikleyen ne varsa gereken yapılır." 
Bu arada Diyanet İşleri Başkanlığı, “Ticaret Hayatında Helal Haram Bilinci” başlıklı hutbe okuttu.
Duruma iktisat (ekonomi) bilimi ve piyasa ekonomisi (liberal ekonomi) açısından bakalım…
Fiyat, bir mal veya hizmetin piyasadaki değeridir. Mal ve hizmet, üretici ve hizmet verici tarafından bir fiyatla piyasaya sunulur (arz edilir). Alıcı bir cebindeki paraya, bir almak istediği mal ve hizmetin arz fiyatına bakar. İhtiyacının aciliyetine ve cebindeki paraya göre bir fiyat önerir. Arz edenler ile talep edenler bir değerde anlaşır. Buna da piyasa fiyatı; arz ve talebin buluşup anlaştığı noktaya ‘‘arz-talep dengesi’’ denir.
Çünkü arz eden (üretici ve tüccar) en yüksek fiyattan satmak, alıcı (tüketici) en düşük fiyattan almak ister.
Fiyat da arz yetersiz (az), talep fazla ise talebin aleyhine yani yüksek; arz fazla, talep yetersiz ise arzın aleyhine yani düşük seviyede oluşur. 
Fiyatın oluşmasındaki temel etkenler; malın ve hizmetin maliyeti, piyasaya arz edilen miktarı ile ihtiyaçların önemi ve aciliyeti, talebin alım gücüdür. 
‘‘Fahiş fiyat artışı’’ deyince orada durup düşünmek; durumu daha derinlemesine incelemek gerekir…
Ekonomide belirsizlik egemen, insanlar orta ve uzun vadeli plan yapamazsa, üstte anlattığım mekanizma gündelik (kısa vadeli) karar ve davranışlarla oluşur. 
Örneğin…
Bir mal üretiyorsunuz. Fiyatı belirlerken, bu malı sattığınızda yerine yenisini üretmenizi, aynı zamanda hayatınızı sürdürmenizi sağlayabileceğiniz (geçim) gelir öngörürsünüz. 
Öngördüğünüz fiyattan alıcı varsa üretip satmaya devam edersiniz. Bu olmuyorsa sermayeden yiyeceksiniz demektir. Üretmek yerine, kapıya kilidi vurup üretimden çekilirsiniz.
Yönetimler istikrarı sağlayamaz, piyasada oluşan fiyatı da beğenmez ve bir fiyat dayatırsa; o zaman bazı üreticiler üretimden çekilir. Piyasaya daha az mal verileceğinden arz-talep dengesi bozulur. Üretime devam edenler ve satıcılar bir fiyat dayatarak malı el altından satar. Buna ‘‘karaborsa’’ diyoruz.
Asıl ‘‘fahiş’’lik burada söz konusudur. 
‘‘Fahiş fiyat’’la mücadele etmek niyetindeyseniz öncelikle ekonomide istikrarı sağlayıp arz-talep dengesinin makul düzeyde kalacağı üretimi ve ürün arzını sağlayacaksınız. 
Yoksa ‘‘fahiş fiyat’’a aracılıktan başka bir şey yapmış olmazsınız! 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Sevis
Mehmet Sevis - 3 hafta Önce

Tıpkı bir iktisatçı gibi ve onların anlaşıldığından daha açık ve net anlatmışsınız. Kutluyorum.

Seray özmen
Seray özmen - 3 hafta Önce

Kendi elleriyle yaptıgı zamları başka insanlara mal etmeye bayılan iktidar yine suçu başkalarına yıktı Allah sizi tez zamanda bizim başımızdan alsın defolun gidin artık

Şenol Ortakçı
Şenol Ortakçı - 3 hafta Önce

Kalemine sağlık...

banner20

banner21