ESİR ŞEHRİN MAHPUSLARINDAN CEHALET KÖYÜNÜN MAHPUSLARINA

İdeolojisiz siyaset dönemi; felsefi temeli, ilkeleri olmayan, akışkan-renksiz, popülist, çoğunluk güzellemesine dayalı bir siyaset. Dünyada bu değişimin nedeni çeşitli, ülkemizdeki nedenlerden birisi sivil olmayan siyaset yapılanması olsa gerek. Sivili olmayan, derneklerin, medyanın, yazarların, şirketlerin bile resmi olduğu Ortadoğu ülkeleri vardır.  Ortadoğu’sundan, kendimizden vazgeçtik, zekamıza hakaret olmasa.

İdeoloji, semboller ve tekrarlarla bilinçaltı itaat sağlar, tarım toplumlarında kitlelerin kolay yönetilmesi işlevine sahipti. Kültürel değişim yavaş olduğu için erken sanayi-ulus aşamasında da ideolojiler kullanışlıydı.

Yeniçeri Ocağı’nda devşirmelere ideolojiyi Bektaşi tarikatı veriyordu. Türkiye hümanizma felsefesi geliştiremediği ve tarımsal kültür kodlarıyla devam ettiği için, ideolojiler insana değer vermeyen otoriter rejimlere dayanan cennetler vaat eden ezberler oldu. Yüzdeler Anlaşması sonucu, özellikle 1970’lerden itibaren gerek kamu kaynaklarıyla gerekse dış kaynaklarla bazı radikal ideolojilere büyük yatırım yapıldı. Şimdi sonuçlarını görüyoruz.

“Başyücelik devleti”, bütün radikal ideolojiler gibi, bireye, insan özgürlüğüne değer vermeyen, “kutsal” görülen hedefler için insanı feda eden, ütopyacı ideolojilere benziyor. Toplumda az da olsa bir kesim radikal ideoloji yanlısı olabilir. Dikkat edilmesi gereken nokta, demokratik tartışmanın olmadığı bir ortamda radikal ideolojilerin resmi ideolojiye dönüşmesidir. Anayasa Mahkemesi kapanmasının adalet ve demokrasi gereği olduğu esprisi bir resmi ideoloji yansımasıysa durum gerçekten ciddidir.  

İnsan doğası gereği çıkarını gözetir. Her insan çıkarlarının esiridir.  Her insan, her toplum biraz cahildir, kördür, çaresi eşit çıkar ve fikir çatışmasıdır. Fikir ve güç çatışması ulus yaratır, ulusu diri tutar, tek ses ulusun sonudur. Herkes resmi oyuncu olduğunda toplumu uyaracak kimse kalmamış demektir. İyi günlerimizin değerini bilmeli.

YORUM EKLE

banner20

banner21