Dünyada gıda fiyatları düşerken Türkiye’de neden yükseliyor?

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü(FAO)’nun Ocak ayından bu yana açıkladığı Gıda Fiyat Endeksi dünyada gıda fiyatlarının sürekli düştüğünü göstermektedir. 2020 yılının ilk 4 ayında gıdafiyatlarındaki toplam düşüş % 10 seviyesine ulaşmış durumda.Bizde ise gıdaya göre değişen ve % 30-40’lara varan bir artış söz konusu.Bu durum bu gün olmasa bile gelecekte Türk halkının gıdaya ulaşmakta daha çok zorlanacağının işaretlerini vermektedir.Paramız var ki ithal ediyoruz söylemleri geçerliliğini yitirmiştir.Paramızın olup olmadığını bir kenara koyalım, Covid 19 pandemisi  tüm dünyada gıdaya erişimin giderek güçleşeceğini ortaya koymaktadır. Yaşanacak gıda krizlerinden ülkeler gelişmişlik düzeylerine göre etkilenecek, en çokta Afrika kıtası etkilenecektir.Çocukların ciddi bir açlık tehlikesi ile karşı karşıya olduğu  yoksul Afrika ülkelerinin dramı daha da büyüyecektir.

Gelelim bizim ülkemize. Fotoğafı doğru okuyabilmek için FAO tarafından açıklanan gıda fiyat endeksi ile bizdeki değişime göz atmamız gerekiyor.

FAO kayıtlarına göre Şubat ayında  gıda fiyat endeksi  %1 azalarak 180.5 puana gerilemiş durumda. Ürün bazında bakıldığında Bitkisel yağ fiyat endeksinde %10.3, tahıl fiyat endeksinde %0.9luk  bir düşüş yaşanırken Şeker fiyat endeksinde  %4.5, süt ürünleri fiyat endeksinde ise %4.6  artışın olduğu görülüyor.

Mart ayında dünya gıda fiyatlarında % 4.3 oranında düşme yaşanırken  endeks 172.2  puana geriledi,aynı dönemde Türkiye’de gıda fiyatlarında FAO’ya göre %1.95, TUİK verilerine göre ise  %2.44 bir artış söz konusu.Stratejik ürünler üzerinden kıyaslandığında dünyada , şeker fiyatlar ı%19,1 düşerken Türkiye’de  53.7 oranında arttığı ,süt ürünlerinde %3  gerilemeye karşın bizde %5 lere varan bir artışın olduğu görülüyor.Yine Mart ayında dünya  et fiyatlarında %0.6, bitkisel yağ fiyatlarında %1.9, tahıllarda %1.9 düşüş yaşanırken ;Türkiyede aynı ürünlerde sırasıyla  %5-6,  %2.6, %1.6 oranında bir artış söz konusu.

Dünya gıda fiyat endeksi Nisan ayında’da düşüşünü sürdürmüş, %3.4 ‘lük düşüşle endeks 165.5 puana gerilemiştir.Nisan ayında dünya piyasalarında şeker fiyatlarının  %14.6, süt fiyatlarının %3.6, et fiyatlarının  %2.7, yağ fiyatlarının ise %5.2  gerilediği görülmektedir. Tahıl grubunda ise Buğday,Pirinç fiyatlarında yükselme,Mısır fiyatlarında çok keskin bir düşüş yaşanmıştır.

Adı geçen stratejik ürünlerin Türkiye’deki fiyat değişimlerine baktığımızda  son 3 aylık dönemde et fiyatlarında %20, Ayçiçeği yağının  fiyatında %20-30 ,tahıl fiyatlarında ise %5-10 arasında bir artış söz konusu.Dünya piyasalarında fiyatlar düşerken bizde fiyatlar neden yükseliyor? Stratejik temel ürünlerde maalesef Türkiye kendine yeterli değildir.Açık verdiği bu ürünlerde ihtiyacımızın bir kısmı ithalatla karşılanmaktadır.Hemde bu ürünlerin yetiştirilmediği ülkelerden. Örneğin Ayçiçeği yetiştirlmeyen Bosna Hersek’ten sıfır gümrükle Ayçiçeği ve Ayçiçeği yağı ithalatı gibi.Ekonomik krizin tetiklediği dövizdeki  artış, İthalata harcanan  öz kaynakları arttırmakta ve Türkiye giderek fakirleşmektedir.Yıllardır üretmek yerine ithalatı önceleyen politikalar bu gün dünya piyasalarında ne olursa olsun ülkemizde gıda fiyatlarının sürekli yükselmesine neden olmaktadır.

Benzer sıkıntılar yerli üretim için de söz konusudur.Bitkisel üretimde kullanılan temel girdilerde Türkiye dışa bağımlıdır ve dövizdeki yükseliş, anında bu girdilerin satış fiyatlarına yansımaktadır.Ocak ayından  bu yana gübre fiyatlarında %20-35 oranında bir artış yaşanırken, zirai mücadele ilaçlarında %28-30, elektrik fiyatlarında %32 oranında bir artış yaşanmıştır.

Çözüm Türkiye’nin bu ürünlerde kendisine yeterli hale gelmesinden geçmektedir.Bunun için de ulusal bir tarım politikası ile üretimden kopan Türk çiftçisi toprakla barıştırılarak, bitkisel ve hayvansal üretim arttırılmalıdır.Üretime yeniden dönüş için üreticinin alın terinin karşılığını alması ve cebinin para görmesi gerekmektedir. Bu kapsamda  seçimlere yönelik doğrudan desteğin yerine üretimi teşvik edecek  desteklemeye geçilmesi ,çiftçiye ucuz girdi temini ile üretim maliyetlerinin düşürülmesi önceliğimiz olmalıdır.

 Türkiyenin  mevcut sulanabilir tarım alanı ile yem ve sanayi bitkileri üretiminde kendine yeterli hale gelmesi olanaksızdır. Bu nedenle sulanabilir nitelikteki 3.5 milyar ha. tarım arazisi en kısa zamanda suyla buluşturulmalıdır. Meralarının yarısını rant uğruna kaybetmiş Türkiye mevcut meraları gözü gibi koruyarak mera hayvancılığını geliştirmelidir.

AB ülkelerinin tamamında hayata geçirilen bu önlemlerin ülkemizde hayat bulabilmesi  açısından ,bu ülkelerde olduğu gibi örgütlü ve kendi göbeğini kesebilecek bir üretici topluluğu olmazsa olmazımızdır.AB ve gelişmiş ülke çiftçilerinin ürünleri yerine kendi ürünlerimizi tüketmek,gıda ürünlerinde  dünyada söz sahibi olmak istiyorsak ,kooperatiflerde örgütlenmiş, bankası, enstitüsü, soğuk hava deposu,paketleme evi olan ve doğrudan pazara ürün gönderebilen üreticilere  ihtiyaç vardır. O nedenle de önce üreticinin kendine sahip çıkması ve örgütlenmesi gerekiyor. Hemde çok geç olmadan…

YORUM EKLE

banner20