'AB demokrasisi' : Alman devletinden faşist vakfa büyük yardım

Almanya’da devlet bütçesinden kaynak aktarılan ‘‘partilere yakın‘‘ vakıflar arasına, faşist AfD’nin Erasmus adlı vakfı da katılıyor.

'AB demokrasisi' : Alman devletinden faşist vakfa büyük yardım
banner24

2018 yılında kurulan ve başında uzun yıllar CDU genel sekreterliği de yapan Alman sağının rövanşist kanadının tanınmış isimlerinden Erika Steinbach’ın bulunduğu vakıf, iki yıldan bu yana benzeri ‘‘partilere yakın‘‘ vakıflar gibi devlet bütçesinden pay almak için girişimlerde bulunuyordu.

Sol Portal'dan Haluk Arıcan'ın haberine göre muhafazakar, faşizan akademik çevrelerden oluşan Erasmus Vakfı yönetimi, devletten alınacak 70 milyon Euro’luk bütçeyle ‘‘demokrasi ve insan haklarının gelişimi‘‘ için çalışmalar yapacaklarını açıklıyor. Sol çevreler ise, neredeyse kontrolsüz harcama yapılabilen bu bütçeyle ‘‘aşırı sağ‘‘ olarak kodlanan faşist/faşizan harekete devlet tarafından mali destek sunulmasını eleştiriyorlar.

Devletin bir eli tarafından, yani iç istihbarat teşkilatı tarafından izlemeye alınan AfD’ye devletin diğer eliyle yılda 70 milyon Euro yardım yapması, burjuva demokrasisinin iki yüzlülüğünü gösteriyor.

Diğer yandan resmi makamlarla yapılan görüşmelerin olumlu sonuçlanması ise, vakfın izleyeceği siyasi çizgi ile genel burjuva siyaseti arasındaki önemli pürüzlerin çözüldüğünü gösteriyor. 

Bütçesinin tamamı devletten karşılanan sivil toplum örgütleri

Arka arkaya en az iki dönem Federal Parlamento‘da temsil edilen partilere, son iki-üç federal seçimlerde aldıkları oyların ortalama oranına göre çeşitli bakanlık bütçelerinden ayrılan paylarla oluşturulan bütçe, 2020 yılında 542 milyon Euro’yu buldu. Sadece 6 vakıf arasında pay edilen yarım milyarlık bu pastaya, Erasmus Vakfı’nın alacağı miktar dahil değil.

Bu vakıfların bağlantılı oldukları partilerle doğrudan ilişkisi olmadığı iddia edilse de, bütçeden aldıkları payların ilişkide oldukları partinin seçim başarısına bağlı olması ve vakıf yönetim kademelerinin söz konusu partilerin eski ağır toplarından oluşması iddianın gerçeklikle alâkalı olmadığının göstergesi.

Yılda yarım milyar Euro’yu geçen ve doğrudan devlet bütçesinden karşılanan yardımların yasal bir dayanağının olmaması ve büyük ölçüde kontrol edilmemesi eleştirilen noktalardan birisi. Parlamentoda temsil edilen partilerin ‘’Centilmenlik Anlaşması’’yla düzenledikleri bu sistem, söz konusu partilere dolaylı ekstra maddi destek anlamına geldiği ve diğer partileri kapsam dışında bıraktığı için, seçimlere katılan partiler arasında çok büyük bir eşitsizliğe yol açması nedeniyle eleştiriliyor.

Alman solu Erasmus Vakfı’nın Almanya içinde oynayacağı rolü tartışırken, bu vakıfların Alman devletinin dış politikasında oynadıkları rolü ise pek öne çıkartmıyor.

Dış politika aracı olarak vakıflar

Özellikle Almanya dışındaki faaliyetleriyle bu vakıflar, Alman devletinin dış politika açısından en önemli ve başarılı ‘‘yumuşak güç‘‘ aracı olarak kabul ediliyor. Vakıfların Almanya dışındaki en önemli çalışma başlığı olarak “demokrasilerin kurulmasına yardım’’ gösterilirken, bu çalışmaları büyük oranda finanse eden Dışişleri Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’nın ‘’anti-demokratik’’ rejimlerle sermaye yanlısı oldukları ölçüde, geleneksel olarak iyi ilişkiler içinde olduğu biliniyor.

Siyasi istikrarsızlık bulunan ülkelerde, ister parlamenter demokrasi isterse bunu deviren askeri darbe yönetimi olsun, siyasi çizgisi ve bağlantılarıyla yeni yönetimle en uygun ilişkiyi kurabilecek olan vakıf, bu ilişkiler sonucu öne çıkarken, Alman devletinin dış politikasının riske girmeden farklı kollardan sürdürülmesine de olanak yaratıyor.

Afrika ve Asya’da darbecilerle iyi ilişkileri olan, Latin Amerika’daki sol hükümetlere karşı hazırlanan veya yapılan darbelere verdiği destekle en öne çıkan vakfın liberallere ait olması ve tam adının da ‘’Özgürlük İçin Friedrich Naumann Vakfı’’ olması, bunların demokrasi ve özgürlüğe yüklediği anlamın sermaye çıkarlarının dışına taşmadığının ironik bir göstergesi olsa gerek.

Federal Almanya’nın dünya çapında 150 civarında büyükelçiliği varken, Alman siyasi partilerine ait bu altı vakfın yine dünyanın dört bir yanında 300 civarında bürosu bulunuyor.

Alman solunun önemli bir kısmının, bu vakıfların dış politika faaliyetlerini tekil vakıflar üzerinden eleştirirken, bunların misyonlarını bütünlüklü bir şekilde ele alarak, ciddi bir eleştiriye tabi tutamaması, ideolojik-siyasi sorunlar kadar, Sol Parti’ye ait Rosa Luxemburg Vakfı ile olan ilişkilerinden kaynaklanıyor.

Bu vakıfların önde gelenleri 2000’li yılların başında, 1980 öncesi Türkiye’de komünizmi önlemek için CHP-AP ve diğer kardeş partilere yaptıkları gizli para yardımları haberleriyle Türkiye solunun da gündemine girmişti.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner20

banner21