DOMATES ÜRETİCİSİNİN BİTMEYEN ÇİLESİ…

Son günlerde toptancı hallerinde konuşulan en önemli gündem maddesi başta domates olmak üzere sebze fiyatlarında yaşanan sert düşüş. Sorun giderek derinleşti ve TV’lerde ana haber bültenlerinde ‘’üretici isyanda’’ haberleri yer almaya başladı. Üretici feryat figan. Siyasetçiler çaresiz, komisyoncular sessiz.

Peki ne oldu da domates fiyatları düştü. Sebep belliydi. Rusya kotayı doldurduğumuz için Türkiye’den domates ve sebze ithalatını durdurmuştu. Nasıl çözülür bu kriz? Rusya 50 bin tonluk bir kota açarsa domates üreticisi kurtulacaktı. Açtı, açacak derken dalında bekleyemeyen domatesin fiyatları düşmeye devam ediyor. Şu anda halde domates fiyatları 1,5-2 TL ve üretici zarar ediyor.

Suçlu Rusya’mı? Yoksa bizim unuttuğumuz veya unutturulan gerçekler her yıl  kafamızı duvara vurmamıza mı yol açıyor. Unutmayı  ve sorunları yok saymayı  çok mu seviyoruz?

Gelin geçmişe bir göz atalım. 2015 yılında Suriye sınırında Türk hava sahasını ihlal eden Rus savaş uçağının düşürülmesinden sonra iki ülke arasında yaşanan siyasi kriz, Rusya’nın Türkiyeden sebze ithalatını durdurmasına neden olmuştu. Basında ‘’Rus uçağı Antalya’ya düştü‘’ haberleri ile birlikte sebze fiyatlarında çok sert bir düşüş yaşanmıştı. Daha sonra yapılan diplomatik çabalarla bir yıl sonra bu yasak Rusya’nın istediği ek şartlar ve tavizler çerçevesinde aşılmıştı.

Bütün bunlar uluslararası ilişkilerde yaşanabilecek şeylerdir. Ulusların ezeli, ebedi dostları ve düşmanları olamaz. Her devlet ulusal çıkarları çerçevesinde geleceğe bakmak, kendi üreticisi ve halkının çıkarlarını korumak durumundadır. Devletler  bu ilke kapsamında diğer devletlerle ilişkilerini düzenler. Rusya bu krizin ardından kendi çıkarları doğrultusunda sebzede dışa bağımlılıktan kurtulmak için gerekli adımları atarak 49 bin hektarlık sera yapım projesini başlattı. Yani artık kendi ihtiyacını ithalat yerine yerli üretimle karşılayacaktı. Oda Başkanı olduğum o dönemde her platformda şunu dile getirmiştim: ‘’Rusya’nın bu adımı ile Türkiye’nin gelecekte Rus pazarına sebse satması giderek zorlaşacak ve belkide bitecektir’’ Rusya’nın yanı sıra sınır komşuları Türki Cumhuriyetler ve  İran’daki seracılık yatırımları bunun işaretlerini veriyordu. Türkiye hızla yeni pazarlar bulmalı ve Dünya’nın her yerine sebze ihracatı yapabilir hale gelmeliydi.

Sesimiz duyuldumu? Yaşananlara bakılırsa hayır. Rusya dışa bağımlılıktan kurtulmak için sera yatırımlarına başlarken biz ne yaptık? Hiçbir şey. Sadece  her  geçen yıl daha fazla taviz ile Rusya’dan buğday, ayçiçeği yağı, çeltik,mısır, kuru bezelye ,karkas et  ithalatı karşılığında başlangıçta 100-150 bin ton, 2020 yılı için ise 200 bin ton kota aldık. Kriz yaşanmadan önce Türkiye’nin Rusya’ya 300 bin ton sebze ihracatı yaptığı düşünülürse verilen tavizlere rağmen geldiğimiz nokta ortada.

Şimdi buradan bir kez daha ülkeyi yönetenlere ve üreticilere seslenmek istiyorum. Rus pazarı nazlıdır. Tavizsiz yürümez ve giderek daralacaktır. Rusya’ya güvenerek domates yetiştirmek arkası görünmeyen çıkmaz bir yoldur. Hatırlayalım, 2000’li yıllarda Türkiye AB ülkelerine sebze ihracatı yapıyordu. Zirai ilaç kalıntısı nedeniyle AB pazarında tutunamadık ve önce orta Avrupa ülkelerine, daha sonra Rus pazarına çekilmek zorunda kaldık. Neden? Zor ve kalıcı olanı yapmak piyasa aktörlerinin işine gelmiyordu da ondan. Hiç kimse sorunların kaynağı olan yapıya dokunmak istemedi. Çiftçi nasıl olsa her koşulda üretmek zorundaydı. Aracılar pazar bulursa satar, bulamazlarsa satmazlardı. Ne kaybederlerdi ki? Olan üreticiye oluyordu ve hergeçen yıl çaresizlik içinde üretimden kopuyordu.

Türkiye’yi  yönetenler uluslararası şirketlerin çıkarlarından çok üreticinin alın terini koruyacak politikaları bu günden başlayarak hayata geçirmezlerse bu günleri arar hale geleceğiz. Tarım Bakanlığı’nın görevi ithalatı önceleyen politikalar yerine yerli üretimi desteklemek ve bu ürünlerin Dünya pazarlarında yer almasını sağlamak olmalıdır. Bunun için üretim planlamasını sağlayacak organizasyonlar acilen hayata geçirilmelidir. Gidilecek yol bellidir. Başta AB ülkeleri olmak üzere gelişmiş ülkelerin yaptığı da budur. Çiftçinin para kazanmasını istiyorsak üretim maliyetlerini düşürmek, bunun içinde daha ucuza üretim girdisi kullanmasını sağlamak zorundayız. Yine pazarlama zincirindeki aracı sayısı azaltılarak üretici ve tüketici fiyatları arasındaki makas daraltılmalıdır. Dünyanın her tarafına satabileceğimiz kalitede, kalıntısız ürünler yetiştirmek bir toplumsal zorunlululuktur. Bu nedenle üreticiler ile işin uzmanı ziraat mühendislerini  bir araya getirecek organizasyonların kurulması şarttır.

Bu saydıklarımızı gerçekleştirmenin yolu belli. Üreticileri kooperatif çatısı altında toplamak ve kendi kaderlerini belirleyecek  yol  haritalarını kendilerinin çizmesine olanak sağlamaktır.   

Bunu yapamazsak daha çok Rusya ve diğer ülkelere taviz veririz. Kimse kotayı bedava vermiyor. Kota ile Rusya’ya domates satarken ithal ettiğimiz buğday, mısır, ayçiçeği ve karkas et ile diğer üreticilerimizi mağdur ediyoruz. Rusya bizden aldığı 1 dolarlık mal karşılında bize 4 dolarlık mal satıyor.

Hatırlatmak istedim.

YORUM EKLE

banner20