Dijital Ortaçağ II: Ekonomi, Bilgi Ve Ahlak Üretimi

Öz:

1-Bir ülkenin üretim ve ihracatı, özünde bilgi ve ahlak üretimi ve ihracatıdır.

2-Bilgi ve ahlakı, ancak ve ancak özgür toplum, özgür insanlar üretebilir. Ahlak ve vicdanın temeli özgürlük ve bilgidir.   

3-İnsan ve insan emeği değerli olmadan yüksek katma değer üretilemez.

4-Gerçek bir kent bilgi ve ahlak üretir, estetik ve sanat bunun içindedir.

Konu öncesi giriş: Hatırlatalım ki, hukuk, Arapça hak sözcüğünün çoğuludur, çeşitli kaynaklara göre İbranice, Aramice/Süryanice hak, yani “ taşa yazma” sözcüğünden gelmekte; hak etme, hakikat, doğruluk, yasallık ifade etmektedir. Fiziksel ve kültürel olarak göçebe toplumlar bilgi, ahlak ve hukuk kavramlarını da kendisini de üretemiyor. Hukuk kavramı dilde bile olmadığı için içselleşmemekte, hukuksuzluk sıradan bir durum olarak görülebilmektedir. Hukuksuzluk insan onur ve vicdanını yaralar desek, yine yararı yok; çünkü zaten onur, haysiyet, şeref gibi kavramlar Arapça’dan aldığımız yabancı kavramlar. Yıllar önce bir hukukçumuz, ülkede onur-haysiyet üzerine yazılmamış olduğunu söylemişti, haklılığı devam ediyor.

Ahlak:

Ahlak kavramı da köken olarak Sami dillerinden, hulk sözcüğünden türemiş görünmektedir, Arapça, İbranice’den kısım anlamına gelen halk sözcüğünü de ithal etmiştir. Bazı kaynaklar halk ile ahlak arasında bağ olduğunu, birincisinin insanın dış, ikincisinin iç yapısını ifade ettiğini ileri sürmektedirler.  Anlamı ne olursa olsun, kavramın bize uzak olduğu açıktır.

Ahlak teorisindeki çocuk ahlakı, ergen ahlakı ve yetişkin ahlakı ayrımı yaklaşımı bizim için aydınlatıcıdır. Buna göre, çocuk ahlakı ceza ve ödüle sistemine dayanmaktadır (insan birçok hayvanı da ödül ve ceza yöntemiyle evcilleştirmektedir). Ergen ahlakı, sosyal kabullenme, saygı görmek amaçlıdır, dolayısıyla özellikle köy, kasaba kültüründeki “el ne der?” kaygısına benzer bir düşünceyle oluşmaktadır. Yetişkin ahlakı ise bir üst aşamada kişilik-ilke ve değerler bütününün bir parçası olarak gelişmektedir.

Topluluklardan toplum olmaya, sürü kültüründen birey kültürüne geçememiş toplumlarda kişilik-ilke ve değerler bütünü gelişmemektedir. Çocuk ahlakında kalan kişi ve toplumlarda ceza-cezalandırma yoksa, kurallara uymanın da anlamı yoktur. “Herkes yapıyor”, “eskiden beri böyle”, “onlar da böyle yapmıştı”, “o bizden biri”, “bir kereden bir şey olmaz”, “buna ve bana gelene kadar” gibi gerekçeler bol, “ahlak anlayışım”, “ilkelerim”, “kurumumuzun ahlak ilkeleri”, “şirketimizin değerleri” gibi ifadeler azdır.

Doğu toplumlarının önemli kısmında çeşitli nedenlerle ceza-ödül sistemine dayalı çocuk ahlakı anlayışı hakimdir. ABD ve Avrupa’da bugünlerde yüzleşilen “Kilisede pedofili” sorunu gibi sorunlar, insan doğasıyla bağdaşmayan, özgürlük ve bilgiye değil, ceza-ödüle dayanan ahlak anlayışının geçersiz kaldığını göstermektedir  

Yetişkin ahlakına geçiş, ancak kent kültürü, hukuk ve özgürlük ortamıyla mümkündür. Bilgi düzeyi arttıkça, insan kendisini daha iyi sorgular, kurumuna, kentine, ülkesine daha iyi şeyleri yakıştırır hale gelir. Bilgi düzeyi arttıkça, ceza ve ödül önemini kaybeder, onun yerini öz-saygı ve öz-denetim alır; insan, insana yakışan ve yakışmayan şeylerin ayrımına varır, iradesine daha fazla sahip olmaya başlar.

Kent, bilgi ve ahlak: Tarihte binlerce, yüzbinlerce köle, bir “efendi”ye köle olmayı ceza-ödüle dayalı ahlak anlayışlarıyla kabul etmişlerdi. Batıda büyük toprak sahiplerine bağlı serfler, Doğu’da büyük hanedanlara bağlı topluluklar da ceza-ödül ahlakıyla uzun zaman devam ettiler. Batı’da “asiller”, krallar, kilise, tüccarlar arasındaki güç dengeleri sayesinde hukuk ve ahlaki değerler gelişti. Avrupa’da gerilim ve çatışmaların yüzyıllar sürmesi, kentlerde yurttaş özgürlüğü gibi kavramların gelişmesini engellemedi, tam tersine bu çatışmalar demokrasiyi, hukuk ve ahlak anlayışlarını güçlendirdi. Tüccarlar, ustalar halk meclisleri sayesinde kent yönetiminde etkin hale geldiler ve bir sivil toplum oluştu. Halk meclislerinde kente sadakat, kent çıkarlarına ve diğer yurttaşların haklarına saygı gösterme yemini gibi gelenekler oluşmuştu. Tüccarlar sayesinde kentlerde özgürlük alanları, bilgi üretimi, ekonomi ve ahlak birlikte gelişti. Kent aynı zamanda bilgi üretim yeri olmuş; sanayi devriminde bilgi üniversitelerden önce üretim yerlerinde, o dönemin atölyelerinde, fabrikalarında, madenlerde, üretimi geliştirmek, rekabet etmek ve sorunları çözmek için üretilmiştir. Bookchin’in deyişiyle, kent, etnik halk grubunu seküler yurttaşlara, dar görüşlü kabileyi evrensel yurttaşlar kitlesine dönüştüren tek ve en önemli etmendi.

Weber, klasik anlamda kentlerin Doğu’da var olmadığını yazmış. Doğu’da İpek Yolu ticareti döneminde Buhara, Bağdat gibi kentler o dönem çağdaş uygarlığın temsilcileri oldular. Daha sonra bu ışık söndü ve klasik tanımlara göre Doğu’nun büyük kısmında halen kent yok. Aslında Farsça kent ve şehir kavramları da zaten batılı anlamda kent kavramından farklıdır. Doğu’da güçlü merkeziyetçilik nedeniyle güçler dengesi oluşmadı, birçok ülkede kent halen bir sistem değildir, sivil toplum yoktur. Aslında gerçek anlamda kent olmadığında, sivil toplumdan, hatta tam anlamıyla halktan da söz etmek zordur.

Kent, hukuk, halk ve ahlak birbiriyle bağlantılı kavramlardır, birisinde eksiklik diğerinde de eksiklik yaratır. Kent, bir ekonomik, sosyal, hukuki, siyasal, yönetsel sistem olduğunda bilgi ve ahlak üretmektedir. Kentlerin bilgi üretmediği, birey-yurttaş kültürünü geliştirmediği toplumlarda ahlaki gelişme de sınırlı kalmaktadır. Bir ülkede, bir kentte, kurumlarda hukuk ve ahlak felsefesi oturmamışsa, her düzeyde hukuk ve ahlak ilkeleri yazılmamışsa, uygulanmıyorsa, denetlenmiyorsa çocuk ahlakından öteye geçilmesi zorlaşır. Bunun üzerine hukukun zedelenmesi de gelirse, ahlaki yozlaşma hızlanır ve toplum hastalıklı hale gelir. Toplumun mutsuz, güvensiz, suça, hukuksuzluğa eğilimli hale gelmesi otoriteyle önlenemez. Aksine, insan doğasına aykırı ceza sistemi, her tür maddi ve manevi otorite-korkutma, toplumu gerçek ahlaktan uzaklaştırmaktadır.

Ekonomi, bilgi ve ahlak: Bir ülke temel olarak bilgisini ihraç eder. Bu bilgi ahlak üretebiliyorsa, dürüstlük, iş disiplini, mükemmeliyetçilik gibi ahlak unsurlarına bağlı verimliliğini de ihraç edebilir. Bilgi üretmeyen toplumlar ahlak ve hukuk da üretemez ve genellikle rant ekonomisi gelişir.

Bilgi üretimi, özgürlük, topluluk ve sistem işidir.  Bilginin ne olduğunu bilen ve talep eden ekonomik ve siyasal güçler-filozoflar-teorisyenler-teknisyenler-pratisyenler-yayım ve bilginin toplumsallaşması zinciri bir sistemdir ve gerçek kentlerde bu sistem en iyi düzeyine ulaşmıştır. Özgürlük kültürünün kurumsallaşmadığı ve güçlenmediği ülkelerde bilgi değil, teknik üretilebilmektedir. Bir ülkenin bazı sektörlerde kamu ve büyük şirketler eliyle teknik ilerleme sağlaması, bazı teknolojileri geliştirmesi,  ülkenin bilgi ürettiği anlamına gelmez. Çünkü bu yapıda durumda ilerleme sürdürülebilir ve bütüncül-kapsayıcı olmaz; toplum, bölgeler, kentler, sektörler ve firmalar arasında büyük gelişme farkları ortaya çıkar. Brezilya, Çin, Hindistan ve elbette Türkiye'den bu yönde birçok örnek verilebilir. Bilgi ve teknik-teknoloji arasındaki fark ülkemizde henüz anlaşılmış değildir. 

Rant ekonomileri ancak doğal kaynaklarını ve ucuz emeklerini ihraç edebilmektedir. Teknisyenlik ve teknoloji transferi sayesinde az sayıda sektörde üretim ve ihracat da mümkündür, ancak gelişme sistematik ve kalıcı değildir. Rant ekonomisinde tekel rantları, spekülasyon, kent rantı, mevzuata uygun hukuksuzluk, yolsuzluk (yönetsel: “torpil”, akraba kayırmacılığı (nepotizm), eş-dost kayırmacılığı (kronizm), hemşericilik, kabilecilik, kamusal yetki ve olanakların bireysel amaçlarla kullanılması ve siyasal: siyasal kayırmacılık, klientelizm veya hizmet kayırmacılığı vb.) önemli gelir kaynaklarıdır.

Günümüzde rant ekonomisi popüler kültürle yeni bir beslenme aracına daha kavuşmuştur. Popüler kültür bilgiye değil, “malumata”, yani “enformasyona”, sloganlara, güç gösterilerine, önem vermekte, “bilimsel” ve “kültürel” etkinlikler gösteriye dönüşmektedir. Şöhretuzmanlar-teknisyenler, popüler kültüre gerekli gösteri malzemesini vermektedirler. Popüler kültürde filozofların, teorisyenlerin ortaya çıkması da mümkün olmamaktadır. Böylece bir yanda popüler bilim ve kültür etkinlikleri artarken, diğer yanda ciddi ekonomik ve sosyal sorunları çözecek bilgi üretilememekte, sivil toplum ve kent oluşamamaktadır. Bilgi üretmeyen teknisyenlik, rant ekonomilerinde ranttan pay alan bir mesleğe dönüşmekte, bilgisizlik rant ekonomisini, rant ekonomisi bilgisizliği beslemektedir.

Bu durumda ekonomik gelişme için 1) demokrasi-özgürlük-ahlak-hukuk, 2) bilgi üretim sistemi, 3)kurumların ve kentlerin bilgi-ahlak üretim sistemlerine dönüştürülmesi konuları, bu sıraya göre konuşulması, anlaşılması, ilerleme sağlanması gereken konular olarak kalmaktadır.

İlerleme, genellikle, verimsiz sistem ve kurumları ayakta tutan ekonomik kaynakların tükenmesi, paylaşılacak kaynak, makam, şan, şöhret kalmaması durumundaki çaresizlikte alınan bilgi-ahlak dersiyle ortaya çıkmaktadır.

 

Bir toplumda itiraf ve yüzleşme, ruhsal rahatlamayı, ders almayı ve ilerlemeyi sağlamaktadır.

19., 20, 21. Yüzyıllarda “tekelleşme”, kentlerin demokratik kültürlerini zayıflatmış, Avrupa’da emperyalizm, büyük savaşlar, Almanya ve İspanya faşizmi gibi birçok karanlık dönemi yaratmıştır. Buna rağmen Avrupa halen çağdaş uygarlığın, yani günümüz uygarlık düzeyinin temsilcisidir.

Bazı yazarlar Doğu’da Orta Çağ olmamasını bir üstünlük olarak görmektedirler. Doğu’da güçler dengesi, hukuk, kent, bilgi ve ahlak üretimi devam etseydi, bu bakış tamamıyla haklı olurdu.

YORUM EKLE

banner20

banner21